T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Karara kızmak mı, yoksa hatayı aramak mı?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden çıkan ve Refah'ın kapatılmasını haklı gören karar, özellikle bu kesim siyasetçiler için, üzücü olacaktır..

Olayı soğukkanlılıkla değerlendirip, "işte Batı böyledir" diye tepkiler göstermekten kaçınmak, daha doğrudur.

Çünkü bu tepkilerden hareket ederek, Avrupa'nın "Haçlılar"ı temsil ettiğini ve bir "Hristiyan kulübü" olduğunu söylemek noktasına, geri dönülebilir..

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin içtihatı ile Türk yargısının kararları arasındaki ilişkilere bakılırsa, "Refah kararı"nın bir istisna oluşturduğu kolayca görülür..

Türkiye'de insan hak ve hürriyetleri konusundaki eksiklikleri ve aksaklıkları sürekli vurgulayan ve Türkiye'yi cezalandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Refah'ın kapatılmasını uluslararası hukuka uygun bulduğuna göre, burada mutlaka, Refah'ın da bir hatası bulunmak gerekir..

Öteden beri tekrarladığımız eleştirilerimizi ve gözlemlerimizi yineleyelim..

Birincisi, inanç ve ibadet özgürlüğü, sadece Müslümanlar için değil, bütün dinlere inananlar için geçerlidir..

Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'de, gerek "resmi ideoloji", gerekse "ulusal çıkarlar" gerekçesi ile, inanç ve ibadet özgürlüğünün kısıtlanması, sade Müslümanlar'ı değil, diğer dinlerin mensuplarını da etkiliyor..

Örneğin İmam Hatip Okulları'na getirilen kısıtlamalar, tabiî ki gündemde..

Ama mesela, "Heybeli Ruhban Okulu" da kapalı.. Bunun tarihi kitaplığı da kapalı..

Demek istiyoruz ki, Refah'ın temsil ettiği Siyasal İslam, sadece Müslüman Türkler'in değil, Ortodoks Hristiyan Türk vatandaşlarının da inanç ve ibadet hakkını savunabilmiş olsaydı, dış dünyadaki imajı çok farklı olurdu..

Tabiî ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Refah'ın kapatılmasına "din" açısından değil, "demokratik laikliğin tehdit edilmesi" açısından bakmaya çalışmıştır..

Ancak unutmayalım ki, sade yerel yargı değil, uluslararası yargıçlar da, medyadan, yayınlardan etkilenir..

Özellikle 1979'dan beri Humeyni İran'ı ve sonra da Taliban Afganistan'ı, tüm dünya Dışbank'a

1 milyar

dolar..kamuoyunda, özgürlükçü demokrasinin tehditleri ve insan haklarına yönelmiş tehditler biçiminde algılanmıştır..

Geçmişte Refah Partisi, herhalde yanlış bir imaj yarattı ki, iç kamuoyunun jakoben laikçilerinden öteye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargıçlarını da, negatif biçimde etkilemişler..

Neticede, bir dönem zaten geride kaldı.. Üstelik 28 Şubat post-modern müdahalesi ile, demokrasiyi de tahrip ederek geride kaldı bu dönem..

Bundan sonrasına bakmak daha akılcı olur..

Demek ki, her çeşit özgürlüğü, sade kendi taraftarlarımız için değil, karşı olduğumuz kesimler için de istemeliyiz..

Ayrıca, jakoben laikçilerin, inananlar aleyhine "kamu alanı"nı genişletmelerinden (örneğin başörtüsü yasakları) esinlenip, benzeri uygulamaları tekrarlamaktan da, ilgili her kesim kaçınmalıdır..

Mesela eski Faziletli belediyelerin, kendilerine ait alanlarda alkollü içkiyi yasaklamaları, buna bir örnek olabilir..

Diyeceğimiz şu..

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kızmak yerine, sürekli Türkiye'yi cezalandıran bu yargı organını bile negatif biçimde etkileyen, hangi hataların ve ne tür bir yanlış savunmanın yapıldığına bakılmalıdır..

İnsanın üstünlüğü, her olaydan ders alabilmesidir..

ŞAKA

Dışbank'a 1 milyar dolar..

Milliyet'in tetikçisi, komikliklerine devam ediyor..
Tayyip Erdoğan'a kendince vurmak için, Albayraklar'ın "Tekel" yapıldığını yazmış..
Önceki gün de, Tayyip Erdoğan'ı başbakan yapıp, şeriatı getirmek için, bir kenara "1 milyar dolar" ayırdıklarını yazmıştı Albayraklar'ın..
Diyoruz ki.. Şu Albayraklar, "bir kenardaki 1 milyar dolar"larını, bari Dışbank'a yatırsınlar..
Böylece, Milliyet de rahatlar..

ANKARA ZİYARETLERİ

Yanlış kapıyı çalıyorlar!..

Pek hoş bir hikaye vardır.. Midhat Paşa (1822-1884) Bağdat Valisi'yken, Padişah Abdülaziz'den şifreli bir mesaj gelmiş vilayete..

Şöyle deniliyormuş mesajda..

-Vali Paşa.. Çok acele, 100 bin ton çayı paketleyip, İstanbul'a gönder..

Bu mesajı alan Vali Midhat Paşa, Sultan Abdülaziz'e, cevabî bir mesaj göndermiş..

-Sultanım.. Çin imparatoruna gönderdiğiniz mesaj, yanlışlıkla bendenize geldi!..

Bazan böyle şeyler olur..

Bizim Antep ağzında, şöyle bir öz-deyiş vardır ya..

-Davacının aptalı, derdini mübaşire anlatır!..

Türkiye Odalar Birliği yöneticilerinin ve benzer meslek odaları temsilcilerinin, Ankara'da kapı kapı gezmelerini görünce, hep bunları hatırlıyorum..

Eğer derdiniz varsa, bırakın Ecevit'in kapısını çalmayı.. Neticede o da, "muhtac-ı himmet bir dede" değil mi?

Gidin Washington'a.. Başkan Bush'a, İMF yöneticisi Fisher'e ağlayın..

Derdinizi mübaşire değil, hakime anlatın!


1 Ağustos 2001
Çarşamba
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED