|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AİHM'nin kararına dönük yapılacak ilk değerlendirme, mahkeme kararlarının Türkiye'nin siyasi denkleminde bu derece etkili olmasına dönük olmalıdır. Gerek Anayasa Mahkemesi'nin, gerekse AİHM'nin kararlarının siyasi denklemi bu derece doğrudan ve köklü bir biçimde etkilemesi, Türkiye'de "siyasi normalleşme"nin çok zor tesis edileceğini gösterir... Mahkeme kararı ile beraber bir uzlaşma ortaya çıkmayacağı bekleniyordu ve zaten öyle de oldu. Mahkemenin kararından sonra birbiriyle uzlaşmaz gözüken laiklik ve demokrasi konusundaki uç-görüşler daha da uçlara çekildi. Bir bakıma laiklik ve demokratik rejimin korunması konusunda ortak zemin arayışları daha parçalanmıştır. "Avrupa paradigması"na karşıt olmakla tanımlanmış Milli Görüş Hareketi'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmesini gerektirecek kadar anakronizm ile yüklü bir süreç bu şekilde düğümlenmiş oldu. Aslında bu karar sadece Türkiye ile ilgili değil, tüm dünyada "siyasal İslam"a dönük daha asayiş yoğun bir bakışın hakim olacağı ortaya çıkıyor. Bush yönetiminin üst düzey kadrolarının dizaynında işaretleri alınan bu durum, bu mahkeme kararıyla beraber "Avrupa paradigması"nın resmi görüşü haline gelmiş oldu. Bundan sonrasında Türkiye açısından iç siyaseti normalleştirecek adımların daha zor atılacağı açıkça söylenebilir. Bunun dünyadaki yansımasının uzun zamandır sürdürülen "dinler arası diyalog" sürecinin siyasete hiçbir bakımdan tercüme edilemeyeceği sonucunu işaretleyeceği açıktır. "Siyasal İslam" konusunda yeni bir pozisyon almıştır dünya. Böylece Üsame bin Ladin ile bir siyasi parti aynı ontolojik düzlemde konumlandırılmıştır. Konumlandırılacaktır demiyorum, çünkü şimdi açıkça görülmese bile, ilgili karar sürecinin siyasete tercümesi budur artık. Bu bütün dünyadaki İslami tartışmaları, iç ayrışmalarını ve sosyolojik farklılıklarını dikkate almadan eşitleyen ve böylece "hasım" ilan eden bir sürecin ivme kazanması anlamına gelecektir. Türkiye açısından ise, keşke bu tip kararlar başta laiklik olmak üzere temel değerler konusunda daha derinlikli tartışmaların yapılmasına vesile olsaydı. Fakat bu sefer de olmadı bu. Temel kavramlar konusunda ayrışmalar daha da derinleşiyor. Zaten bu tip kararlar çıktığı zaman hukukçular bile belli bir kesimin "galibiyetinden" ya da "mağlubiyetinden" bahsedebiliyor. Adeta toplumsal kesimler arasında bir yarışma haline sokuluyor bu. Böylece toplumsal uzlaşma yerine, siyasette alınan keskin pozisyonların bu kavramlar üzerinden yeniden inşa edilmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bu karardan sonra mahkeme kararlarının siyasi denklemimizde bu derece etkili olmasını doğuran bir yapının bu ülkeyi ne hale soktuğuna dikkatle bakmamız gerekir. Bu yapıyı değiştirmeden laiklik, demokrasi ve siyasi normalleşme konularında sağlıklı bir zemine kavuşulamayacağı açıktır. Bunun yanı sıra bu karara bir kesimin galibiyeti ya da bir başka kesimin mağlubiyeti olarak bakmanın, temel kavramları sadece araçsallaştıracağı ve bu araçsallaşmadan Türkiye'nin zarar göreceği herkesin farkında olması gereken bir durumdur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |