T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mesut Yılmaz-Genelkurmay ve 'üçüncü yol'...

Önce en son söylenmesi gerekebilecek olanı en başta söyleyelim: Hiç kimse, sınırlarını kendi çizmediği bir oyun sahasında, kurallarını belirlemediği bir oyunu, oynamayı seçmediği oyuncularla birlikte oynamak zorunda değildir...

Başbakan Yardımcısı ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile Genelkurmay arasında patlak veren 'ulusal güvenlik kavramı tartışması'na ilişkin benim tavrım böyle.

Bu 'çatışma'yı, böyle bir 'zamanlama' ile Mesut Yılmaz'ın seçtiğini ve 'çatışma' çıkar çıkmaz, 'saha'yı boşaltarak, bilinen 'demokrasi yanlıları'nın arkasına çekilip, 'sipere yatacağı'nı biliyordum. Biliyordum, çünkü bunun böyle olacağına ilişkin Mesut Yılmaz bizlere yıllardır yeterince 'karine' vermişti.

ANAP Kongresi'nde Mesut Yılmaz, 'ulusal güvenlik sendromu' ile görüşlerini açıkladığı esnada, 'bundan hiç etkilenmediğimi' kongreye dair 5 Ağustos 2001 Pazar günkü yazımda belirtmiştim. Bunun, Mesut Yılmaz'ın bir 'taktik manevrası' olduğunu seziyordum ve 'Genelkurmay tepkisi' geldiği vakit -gelmesinin bizzat Mesut Yılmaz tarafından beklendiği izlenimini edinmiştim- ANAP Genel Başkanı'nın, bunun 'arkasında duracağı'ndan kuşkulu olduğumu da vurgulamıştım.

Hemen tüm yorumcular ve gözlemciler tarafından, 28 Şubat metinlerinden ve hatta 12 Mart (1971) muhtırasından uslubu ve içeriği itibarıyla 'daha sert' olarak nitelenen Genelkurmay açıklamasına, dün ANAP MKYK'dan gelen karşılığa bakın: "... Konuşmada herhangi bir kişi ya da kuruma yönelik, herhangi bir ifade yeralmamıştır. Hal böyle iken Genel Başkanımız'ın sözlerinin basındaki birtakım yorumlardan hareketle Silahlı Kuvvetler'i hedef alıyormuşcasına değerlendirilmiş olması, amacını aşan zorlama bir yorumdur."

Mesut Yılmaz, Kongre'de "Avrupa Birliği uyum çalışmalarındaki engelleyici rolü konusunda herkesin az çok bilgi sahibi olduğu, ancak üç maymunları oynadığı bir tabu var. Ulusal güvenlik gerekleri. Ya da daha doğru bir isimlendirmeyle ulusal güvenlik sendromu. Bugün bu tabunun üzerindeki perdeyi çekip almanın zamanı gelmiştir..." demişti.

Burada somut ve açık biçimde sözü edilen 'kişi ve kurumlar' elbette yok. Ama 'ima'nın herkes farkındaydı; nitekim biz de söz konusu yazımızda şu sözcüklere yer vermişiz: ".. İlk kez 'ulusal güvenlik sendromu'ndan söz ederek, üstü kapalı askere laf dokundurduğuna ve yine imalı biçimde Türkiye'nin AB yolunun asker tarafından sekteye uğratıldığına değindiğine göre..."

Genelkurmay'ın bizim bu sözcüklerimizi okuyarak 'gazaba geldiği'ne ve o 'muhtıra' gibi sert açıklamayı yayınladığına bizi kimse inandıramaz; sorumluluğu kendi genel başkanının üzerinden aşırmaya ve yaymaya uğraşan ANAP MKYK dahil...

Aslında Mesut Yılmaz, 'ulusal güvenlik kavramı' zemininde izlediği 'gerilim stratejisi' ile kendi açısından 'ustaca' bir siyasi manevra yaparak, 'inisiyatif' almış durumda. Bundan söz edeceğini, Kongre'den bir gün önce Hürriyet'e bildirerek, kamuoyunu hazırlamıştı. Geçmiş tecrübeye bakarak, Genelkurmay'ın buna tepki göstermesini hiç düşünemediğini söylemek mümkün değildir. Düşünmüş ve hatta istemiştir.

Bu anlamda, Genelkurmay, yaptığı çıkışla, Mesut Yılmaz'ın 'senaryosu'na dahil olmuştur. 'Tuzağa' mı düşmüştür. Sanmıyoruz. O da, netice itibarıyla bir 'güç oyunu' olan bu 'oyun'da, Mesut Yılmaz'ı rakip 'oyun sahası'nda, bir başka deyimle 'deplasman'da 'challenge' etmeye karar vermiştir.

Burada, tartışılmakta olmayan tek bir şey varsa, o da 'ulusal güvenlik kavramı'dır! Nitekim, Tarhan Erdem önceki günkü Radikal'deki yazısında ANAP Kongresi'nin hiçte 'demokratik olmadığı'na örneklerle değinerek, bu konuda şunları yazdı: "Demokratik partilerde parti genel başkanları, ülkenin ulusal güvenlik anlayışını 'sendrom' olarak niteler ve bu anlayışın değiştirilmesi gerektiğine işaret ederse, kimin yazıp nerede kararlaştırıldığı belli olmayan 'kongre sonuç bildirisi'nde bu anlayış ele alınır, irdelenir ve partinin neler yapacağı anlatılırdı."

ANAP Kongresi'nin bir 'sonuç bildirisi'nden ve burada 'ulusal güvenlik kavramı' ya da 'sendromu'ndan, bunun 'içeriği'nden söz edildiğinden; ve bu konuda ANAP'ın bundan böyle 'ne düşündüğü' ve 'ne yapacağı'ndan haberi olan var mı?

Peki, ANAP MKYK'da dün yapılan görev yenilemelerine ve Mesut Yılmaz'ın yanına 'danışman' diye aldıklarına bakıldığında ve bu kişilerin 'geçmiş sicilleri' hatırlandığında, 'Mesut Yılmaz önderliğinde' ve 'ANAP amblemi altında' bir 'sivil siyaset ve demokrasi mücadelesi' verilebileceğinden, 'ulusal güvenlik kavramı'nın tartışılacağından gerçekten emin olabilir misiniz?

Sonbaharda, 'asker destekli' yolsuzluk soruşturmalarının canlandırılacağı söylentilerini işitmiş miydiniz? Bu kapsamda, Beyaz Enerji'nin ve daha da önemlisi Mavi Akım'ın peşinin bırakılmayacağına ilişkin 'duyum' almış mıydınız?

Bunu 'işitenler' ve 'duyum alanlar' herhalde en başta ANAP'ın tepesinde vardı ki, Eylül ayında toplanacak olan ANAP'ın 7.Olağan Kongresi, alelacele Ağustos başına, yani 30 Ağustos'un öncesine çekildi... Ve, 'kılıçlar çekildi'...

ANAP Kongresi'nde Mesut Yılmaz yandaşlarının dağıttığı bir broşürde yer alan ve Mavi Akım'ı savunurken, 'Enerji alanında, herşey Washington'dan geçer politikasına son verdik' övünmesi dikkatimi çekmişti.

Türk siyaset gündemine düşen bu son 'çatışma'yı, 'uluslararası enerji havzalarının denetimi ve enerjinin nakli' konularındaki 'büyük rekabet'in yani 'Amerika-Rusya (hatta Rusya-Almanya)' rekabetinin 'fon'u dışında görmemekte isabet var.

Başa dönersek: Olan-biteni 'demokrasi mücadelesi' gibi sunanlara ve 'saf tutmamızı' talep edenlere teşekkür edeyim ve ben almayayım...


9 Ağustos 2001
Perşembe
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED