T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türkiye, "Ankara gerçeği"nin farkında..

Hep söylüyoruz.. Ankara'daki yaşam, gerçek değil..

Kırmızı plakalı manda-kasa Mercedes'ler..

Birbirlerine "sayın" diye hitap eden ve cümlelerini "saygılar" diye bitiren, her kesinden fonksiyonerler..

Protokol gösterileri.. Çeşitli devlet kurumlarının merdivenlerini telaşla çıkan, görevliler.. Çeşitli nizamiyelerden hızla geçen araçlar..

Bunların hepsi, gerçek-ötesi bir dünyanın dışa-yansımaları..

"Ankara gerçeği" ile "Türkiye gerçeği", aslında farklı değil..

Biz toplum olarak aramızda neleri konuşuyorsak, Ankaralılar da, aynı konulara takılıyor.

Ama bunları ortaya, açık ve seçik getirmek yerine, "yazılı açıklamalar" ile duyuruyorlar..

Bakın şu son "Genelkurmay Açıklaması"na..

Biraz, kelimeleri, cümleleri irdeleyin..

İngilizce söylenişi ile "wording" yapın..

Neler diyor Genelkurmay?

-Ekonomi iflas noktasına gelmişse..

-Ekonomiyi bu hale getirenler hakkında en ufak işlem yapılmıyorsa..

-Soygun düzeni adeta normal bir davranış haline gelmişse..

-Siyasi istikrar, kişisel ihtiraslar nedeniyle bir türlü sağlanamıyorsa..

-Ülkenin bir parçasında ekonomik ve sosyal tedbirlerin alınamaması neticesi, ayrılıkçı terörün, etnik/milliyetçi ve ayrılıkçı harekete dönüşmesi önlenemiyorsa..

-Tüm bu olumsuzlukların nedenini "ulusal güvenlik" kavramı ile örtmek ve bu kavramın sonucu olarak görmek, hem makul, hem de insaflı değildir, aynı zamanda tehlikelidir..

.....................

Görmüyor musunuz "Ankara gerçeği"ni?

Onlar da, aralarında aynı şeyleri konuşuyorlar..

Belli ki, onlar da Ecevit'in sağlıksız olduğunu görüyor.

Onlar da, banka boşaltmalarının, "medya-banka-siyaset" ilişkilerinin, "Mesut Yılmaz ve çevresi"nin farkında..

Bunun biz de farkındayız, esnaf da, bankacılar da, TÜSİAD'çılar da farkında..

Bizler, açık-seçik konuşuyor, yazıyoruz bunları..

Ama Ankara, bunu, ancak olay bir gerilim noktasına gelince "yazılı açıklama" ile, seslendiriyor..

Belli işte..

Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında, karşılıklı oturup, birbirlerini nazik nazik süzüyorlar.. "Sayın"lı, "saygılar"lı konuşmalarla, konuların kenarından dolaşıyorlar.

Gerçi bazan birbirlerine Anayasa atıp, "nankör kedi" falan diye bağırıyorlar da..

Ama genel olarak "devlet ciddiyeti", içtenliklerin açığa vurulmasını önlüyor..

Şimdi Mesut Yılmaz, her zamanki gibi, "tartışmaların meşru zeminlerde yapılmasını", "inanılan doğruların milletle paylaşılmasını", "basındaki yorumların yanlış algılanmasını" falan söyleyip, Genelkurmay Açıklaması'na cevaplar verecek..

Genelkurmay da, yine susup, işi tırmandırmamaya çalışacak..

Ama Ankara'da kim varsa, hepsi birden, bizim de gördüğümüz gerçeklerin farkında..

Ankara'nın "sözde krallar"ı çıplak..

Ekonomi iflas etti.. Lider sultası, yozlaşmış delege sistemine dayalı devam ediyor.. Ne Güneydoğu'ya, ne Kıbrıs'a, ne de bir başka önemli soruna, çözüm üretilmedi..

Genelkurmay, Mesut Yılmaz'ın "demokrasi çizgisi"nin niteliğini de çok iyi biliyor.. Bu çizgi, "28 Şubat'ın atanmış başbakanlığı"nda da, yine test edildi.

Ayrıca, gazetelerde, internet sitelerinde çıkan yolsuzluk dosyalarını, Ankaralılar bilmekten öteye, hazırlıyorlar da..

Yani bırakın Ankaralılar'ı kendi hallerine.. Aralarında yazışsınlar, hesaplaşsınlar..

"Derin Millet", Yılmaz'a da, diğerlerine de notunu çoktan verdi..

ŞAKA

Herkes galip, ülke mağlup!..

Genelkurmay diyor ki..
-Ekonomi iflas etti.. Ekonomiyi bu hale getirenler hâlâ yerlerinde.. Soygun düzeni normal davranış halinde.. Kişisel ihtiraslar, siyasi istikrarı bozdu..
Mesut Yılmaz diyor ki..
-Tartışmalar meşru zeminde yapılmalı.. Karar mercii yüce millettir.. Demokratik rejim korunmalıdır..
Biz diyoruz ki..
-Bravo Mesut Yılmaz'a.. Gündemi iyi değiştirdi.. Savcılara, jandarmaya yaptığını, bakalım şimdi kimlere yapacak?

ANAP AÇIKLAMASI

Hadi canım, sen de!..

Mesut Yılmaz'ın, Genelkurmay'a cevabını içeren ANAP açıklamasını okudunuz mu?

-Demokratik bir ülkede, bu tartışmanın meşru zemini siyasettir, dolayısıyla bu tartışmanın meşru muhatabı da siyasi partilerdir.

-Ülkenin geleceği için gereken ileri adımların neler olacağı konusunda karar verecek tek merci yüce milletimiz ve onun kendisine temsil yetkisi verdiği kurumlardır..

Tamam.. Bütün bunlar doğru..

Ama bir gerçek de var..

"Tek karar mercii olan yüce millet"imiz, ne Mesut Yılmaz'a, ne onun yönetimindeki bir ANAP'a, ne de bu "3'lü koalisyonun sağlığına" inanıyor..

"Hayır" diyorlarsa bu gözlemimize.. Yüce millete gidip, "seçim sandığı"nı getirsinler..

Ekonomik iflasın sorumlusu bunlar..

Bankaların boşaltılmasına, sonuna kadar göz yumanlar bunlar..

Hiçbir temel soruna çözüm üretmeyip, yeni sorunlar yaratanlar bunlar..

Ülke yönetimini İMF'ye teslim edenler bunlar..

Türkiye'ye, idaresiyle, ihalesiyle, medyası ile "kokuşmuş" damgası vurduranlar bunlar.

Hadi bakalım.. "Yüce Millet"in ne düşündüğünü bir test etsenize..


9 Ağustos 2001
Perşembe
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED