|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Genelkurmay, Türk siyasi tarihinin en sert bildirilerinden birini yayımladı. Başbakan Yardımcısı'nın yaptığına "onurlu bir davranış değil" diyen bir bildiri bu. Bir siyasi parti kongresini zımnen "ciddi olmayan bir zemin" olarak tanımlıyor. Bununla da kalmıyor, ekonomik, toplumsal ve hatta ahlaki duruma dönük eleştiriler/analizler yaparak bir "siyasi parti gibi" davranmış oluyor Genelkurmay. Bu kadar sert bir bildirinin ülkeye hiçbir açıdan fayda getirmeyeceği açık. Genelkurmay, ileri adımların nasıl engellendiğini örneklendirmesini istemişti Yılmaz'dan. Son bildiri adeta bunun örneği oldu; çağdaş dünyanın, demokratik bir ülkede askerlerin böyle bir bildiri yayımlamasını ileri adımların atılmasına en büyük engel olarak değerlendirecekleri kuşku götürmez. Ayrıca Yılmaz'ın "ulusal güvenlik sendromu" dediği olgunun ne kadar derinlemesine nüfuz kabiliyeti olduğu da ortaya çıkmış oldu. Askerlerin yayımladığı bildiride, küreselleşmenin ekonomik teslimiyetçilik olduğundan bahisle, ekonomik konuların bile "ulusal güvenlik sendromu"na ait unsurlar olarak değerlendirildiği ortaya çıkmış oluyor. Bunlara karşılık ANAP da bir bildiri yayımlayarak, Yılmaz'ın "ulusal güvenlik sendromu"ndan bahsederken askerleri hedef almadığını, bu tip yorumların basın tarafından yapıldığını söyledi. Daha da ilginç olanı askerlerin bildirisinin muhatabının sadece ANAP değil tüm siyasi partiler olduğu ifade edildi. Yılmaz, "teorik doğruları pratik yanlışlıklara dönüştürmedeki" ustalığıyla ortaya çıkıyor sık sık. Ya da Yılmaz'ın yaptıkları, siyasi doğruları ANAP'ın yanlışları veya ANAP'ın doğrularını siyasetin yanlışları haline getirmekteki maharetidir de denebilir. Yıllardır "Milli Siyaset Belgesi"nin oluşturulduğu zeminlerde bulunmuş olan Yılmaz'ın, bu zeminlerde hiç gündeme getirmediği bir konuyu, kongrede gündeme getirerek bir başka hesap içinde olduğu görülüyor. Kuşkusuz, ilk günden beri yazdıklarımızla, Yılmaz'ın "ulusal güvenlik sendromu"nu gündeme getirmesini önemli bulduk. Çünkü bu konunun siyaset nam ve hesabına ele alınması olması gereken birşeydir. Fakat Yılmaz'ın şimdiye kadarki siyasi çizgisi, siyasi ilke ve tartışmaları, siyasi hesaplaşmaların ve iç güç ilişkilerinin zemini yapmaktaki maharetiyle şekillenmiştir. Bu nedenle Yılmaz'ın kongre de "ulusal güvenlik" kavramını tartışmaya açmasının "siyasi hesaplaşma" tarafı da çok dikkate değerdir. Yılmaz'ın yolsuzluk iddiaları bakımından zor durumda olduğu görülüyor. Zaten kendisi de kongrede, kendisi ve partisiyle ilgili yolsuzluk iddialarının, ispatlanmasa bile, seçmen üzerinde etkili olduğundan yakınan ve kendilerini daha çok anlatma ihtiyaçları olduğunu beyan eden bir konuşma yaptı. Genelkurmay bildirisinin sonuç kısmının yolsuzluklara vurgu yaparak bitmesi, bu bakımdan çok dikkate değerdir. Yılmaz'ın bu konularda üzerine daha çok gelinmesine set çekmek üzere "kontrollü bir gerilim" politikası üretmek üzere, "ulusal güvenlik" tartışmasını ortaya attığı dillendiriliyor. Yılmaz gibi tecrübeli bir politikacının böyle bir tartışmayı kongre konuşmasında başlattıktan sonra arkasından gelecekleri tahmin etmemesi mümkün değildir. O halde Yılmaz'ın bu husus karşısında "davetkar" bir pozisyon almayı tercih ettiği söylenebilir. "Kontrollü gerilim politikası" ile Yılmaz Avrupa Birliği konusundaki en aktif "siyasi özne" konumuna geçmeyi kollamış görünmektedir. Kasım ayında yayımlanacak "ilerleme raporu"ndaki muhtemel konuları şimdiden dillendirerek pozisyon almaya çalışmıştır. Zaten Genelkurmay bildirisinde, Yılmaz'ın ulusal güvenlik konusundaki yaklaşımının, konunun "dünyaya şikayet eder gibi tartışmaya açılması" olarak değerlendirilmesi ilginçtir. Bütün bu hesaplaşmanın üzerinde gerçekleştiği "kırılgan" zemin ise siyaset kurumuna ve demokrasiye ait zemindir. Bu zemin zaten çok hassas dinamikler üzerinde yükselmeye çalışırken, ortaya çıkan bu ağır salvo atışları yüzünden tümüyle zedelenmektedir. Mavi Akım'dan Beyaz Enerji'ye, iç tehdit algılamasından ekonomik krize kadar ayrı ayrı duran ya da iç içe geçmiş bir dizi konu sahnede sürekli yeni pozisyonlar alırken, tüm bu ağırlığı çekmek zorunda kalan siyaset kurumu ve demokrasi tedavi edilmesi zor hasarlar almaktadır. Başbakan'ın Yılmaz'a dönük temkinli eleştirisine rağmen, Genelkurmay'ın bu derece ağır bir bildiri yayımlaması ve Yılmaz'ın kendi siyasi sorumluluğundaki bir işin altına tüm siyasi partileri sokmaya çalışması, başka nasıl bir sonuç doğurabilir ki?...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |