|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ülkenin, göz göre göre böylesine bir çaresizliğe ve sefalete düşürülmesini sadece seyretmek, bu ülkede yaşayan birisi olarak beni kahrediyor. Günler günleri kovaladıkça, insanların umutları tükeniyor, evlerde, sokaklarda her gün yaşanan dramatik fotoğrafların sayısı hızla artıyor. Çöplerde yiyecek arayan insan manzaralarının çoğaldığı, bütün bir Türkiye'nin neredeyse koskocaman işsizler ordusuna dönüştüğü bir ortamda bu ülkeyi yönetenlerin ne yaptığını merak ediyor musunuz? Ben olsam hiç merak etmezdim. Eğer onların ne yaptıklarını öğrenirseniz, böyle bir yönetime mahkum olduğunuz için bir kez daha kahrolursunuz. Yüreğinde zerre kadar vatan sevgisi olan bir yöneticinin, böylesine dramatik sefalet tablolarının yaşandığı bir ülkede yeni iş imkanları için çırpınması gerekmez mi? Elbette, bu toprakları seven herkesin normal olarak böyle düşünmesi gerekir. Ama yemin billah ediyorum ki, onlar bu ülkeyi sevmiyorlar. Çünkü onlar hâlâ, "sermaye ayrımcılığı" yaparak, Türkiye'nin atardamarlarını kesmekle meşguller. Çünkü onlar hâlâ, "yeşil sermaye paranoyası" yüzünden insanların elindeki bir dilim ekmeğe bile göz dikmiş durumdalar. Bu nasıl oluyor derseniz, bakın hikaye şöyle: Türkiye'nin en büyük lastik fabrikası olan Kombassan'a ait Petlas ve İhlas Gazetecilik yeni yatırımlar için devletten "teşvik" talebinde bulunuyor. Devlet Bakanı Kemal Derviş, askeri ve sivil istihbarat birimlerine "gizli" ibaresiyle bir yazı yazarak bu kuruluşlarla ilgili bilgi istiyor. Kısacası Derviş, bakanların ve hükümetin de üstünde olan istihbarat birimlerinin iznini rica ediyor. Muhtemelen, ulusal güvenliğimizin teminatı olan "kırmızı kitap" böyle emrediyor. Ve istihbarat birimleri Derviş imzalı resmi başvuruyu hemen cevaplıyorlar. Gelen cevapta, yatırım teşvik belgesi verilmesi konusunda bilgi isteminde bulunulan kuruluşlar hakkında inceleme yapıldığı, Petlas Lastik Sanayii ve Ticaret A.Ş.'nin büyük ortağı Kombassan Holding'in "Milli Görüş" yanlısı şahıslarca faaliyete geçirildiği; İhlas Gazetecilik A.Ş.'nin ise, Nakşibendi tarikatı kökenli Işıkçı kesimin kontrolünde olduğu biçiminde bilgiler bulunduğu ifade ediliyor. Gördüğünüz gibi, "ulusal güvenlik" her şeyin üstünde. Kahrolsun yoksullar, kahrolsun "yeşil sermaye"... Yaşasın, devletin kasasına, toplumun üzerine bir "kâbus" gibi çöken hortumcular... Sırf bu korkularımız yüzünden topluca intihar ediyoruz, ama nedense hâlâ "ulusal güvenlik sendromu"nu tartışamıyoruz. Mesut Yılmaz'ın son derece doğru bir yaklaşımla başlattığı tartışma, devlet katında adeta kuşatılarak, Yılmaz yalnızlığa terkediliyor. Bunun en somut adımı, Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Ecevit'in "ulusal güvenlik" tartışmasının MGK'ya taşınmaması konusunda kurduğu "derin" ittifaktır. Eğer Yılmaz, tartışmayı MGK'ya taşırsa önünde "vuruşarak iktidardan çekilme"den başka bir seçenek kalmıyor. Yılmaz'ın böyle bir yolu seçmesi çok çok uzak bir ihtimal. Yani anlayacağınız, bir kez daha, korkularımızla ve tabularımızla başbaşayız. Ne yazık ki ufku açılacak diye umutla beklediğimiz Türkiye, her geçen gün müthiş bir basiretsizlikle anafora sürükleniyor. Devletin "ulusal güvenlik belgeleri"nde beslenen korkular, korkuların giderilmesine değil, paranoyaların şiddetlenmesine yol açıyor. Evet, bir kez daha "paranoyalar ülkesi"ne hoşbulduk!..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |