T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ulusal güvenlik ile ilgili bir teklif

Mesut Yılmaz'ın ANAP kongresinde tartışmaya açtığı 'ulusal güvenlik' konusu, belli ki, kendisi unutulmaya bıraksa bile, gündemi kolay kolay terk etmeyecek. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, bir vesileyle, "Son MGK toplantısında ulusal güvenlik konusu konuşuldu, ancak kimseden itiraz sesi yükselmedi" dediği duyuldu. Geçen ay yapılan MGK'da 'milli siyaset belgesi' güncellenmiş; ANAP lideri keşke itirazını ilk orada kayda geçirseydi. Sezer'in takılması bir tür hayıflanma olarak da kabul edilebilir.

'Ulusal güvenlik' konusunun tartışılması sağlıklı bir gelişme. Türkiye'nin içinde debelendiği sorunların temelinde bu konudaki temel kabuller yatıyor. Birinci kabul, Türkiye'nin 'kendine özgü şartları' bulunduğu, bu yüzden de 'ulusal güvenlik' ihtiyaçlarının, içinde yer aldığı ittifakların üyesi öteki ülkelerden farklı olabileceğidir. Bu, Türkiye'yi müttefiklerinden uzaklaştırıp 'dost - düşman' ikilemi arasına sıkışmış Ortadoğu ülkelerine yaklaştırıyor. Hatta o ülkeler içinde de sadece tek benzeri bulunan bir istisna teşkil ediyor Türkiye: 'İç düşman' kavramı, Türkiye dışında, bir de İsrail'de var...

Bu 'biricik', kimselere fazla benzemez durumu Türkiye'nin aleyhine çalışıyor. Kimi 70 kimi 45 yıl boyunca boyunduruk altında yaşamış Demirperde ülkelerinin hemen hepsi, son on yıl içinde, hür dünyayla buluşmakta zorlanmadılar. Bir çoğu NATO ülkesi haline geldi, neredeyse bütünü AB üyeliğinde bayağı mesafe aldı. On yıl önce, Türk asıllı vatandaşlarının adlarını Bulgarlaştırma çılgınlığı sergileyen komşumuz, bugün, Türkler'in de içinde yer aldığı bir koalisyon tarafından yönetiliyor ve AB üyeliğini garantiledi. On yıl önce Bulgaristan 'kaçılan' bir ülkeydi, bugün ise, Bulgar vatandaşlığı câzibe kazandı. Türkiye, aynı on yılda, Bulgaristan'ın bile gerisine düşüverdi.

Türkiye'nin başına gelenler bir tek maddeye indirgenemez elbette; ancak yaşananlara hangi noktadan yaklaşırsanız yaklaşınız, 'ulusal güvenlik' konusuyla bir ilişkisini kurmakta zorlanmazsınız. Değişmeyen doğrulara sahip, hükümetlerin kendi programlarıyla değil hazır buldukları 'kırmızı kitapçıklar' ile bağımlı oldukları, kayrılması gereken 'dostlar' ve göz açtırılmaması gereken 'düşmanlar' bulunan bir ülkede, her kaldırılan taşın 'ulusal güvenlik' ile bir irtibatı mutlaka olacaktır.

Kemal Derviş'e bağlı Hazine müsteşarlığı iki şirket hakkında MİT'e başvurmuş ve 'güvenlik soruşturması' olumsuz çıktığı için teşvik taleplerini geri çevirmiş. Derviş'in hayatının yarısını geçirdiği ABD'de veya ömrünün üçte ikisini yaşadığı Batı ülkelerinde, annesinin doğduğu Almanya'da, böyle bir işlemle karşılaşmak imkânsız. Ancak, henüz altı ayını doldurduğu Türkiye, 'küçük kırmızı kitap' ve orada karşılaştığı 'ulusal güvenlik' mülâhazaları sayesinde, Kemal Derviş'i de hizaya getirebildi...

Getirdi de ne oldu? 'Ulusal güvenlik' değerlendirmelerinin ürünü olan, 'andıç' belgeleriyle sonuç alınmaya çalışılmış, meyhanelerin bile -ismine bakılarak- 'yeşil sermaye listeleri'ne konulabildiği 28 Şubat, bugünkü ekonomik krizin en büyük sebebidir; krizden çıkış için umutların bağlandığı Kemal Derviş, aynı mülâhazalara kendini teslim ettiğinin anlaşılmasıyla, bütün özelliğini kaybetmiş oldu.

ANAP Kongresi'nde dile getirilen 'ulusal güvenlik' konusu, geçen hafta meydana gelen üç olay sırasında da hatırlandı. Manisa'da ANAP il başkanı, Kütahya'da belediye başkanı askerler tarafından terslendi; Konya/Akkise'de, jandarma halkın üzerine ateş açtı. 'Ulusal güvenlik' konusunun sahibi askerler, her üç olayda da, 'haklı' ilân edildiler. Konunun üzerine gerektiği biçimde gidilmemesi, soruşturmaların gizli yürütülmesi, basına yansıyan ceza haberlerinin yalanlanması, hiç kuşkunuz olmasın, 'ulusal güvenlik' mülâhazasıyla yakından irtibatlıdır.

'Ulusal güvenlik' konusu, Mesut Yılmaz'ın özel uğraş alanı olmaktan çıkartılabildiği ölçüde sağlıklı bir zeminde tartışılabilecek. 'Ulusal güvenlik'in gerçekte 'ulusal' bir katkının ürünü olması gerektiğini ve konu tek bir kurumun tekeline bırakıldığında tehlikeye düşeceğini belki o zaman anlayabileceğiz.

Teklifim şu: Konuyu bir dahaki MGK'ya Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer getirmeli ve toplantının ardından kamuoyunun önüne geniş bir açıklamayla yine o çıkmalı. Konu bütün açıklığıyla tartışıldığında, emin olun, bugünkü özellikleriyle MGK'ya ihtiyaç olmadığı da anlaşılacaktır.


20 Ağustos 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED