T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Sizin oynamaya niyetiniz yok

Beklenen resmî açıklama geldi: Avrupa Birliği konusunda devletin zirvesinde herhangi bir "görüş ayrılığı" yok.

Hatta hükümet, şu ekonomik kriz belasını hayırlısıyla defedebilirse, "demokratikleşme" konusunda ciddî adımlar bile atacakmış.

Bu adımlar, kılıflanmış 163. maddeyi de içeriyor mu acaba? Öyle ya, "Türk Ceza Kanunu'nda yer alan antidemokratik maddeleri değiştiriyoruz" dümeniyle, 163. maddeyi 279'a bindirerek tedavüle sürmeye kalkışmışlardı...

Madem devletin zirvesinde herhangi bir görüş ayrılığı yok, Avrupa Birliği'nin şart koştuğu "uyum yasaları"nı bekliyoruz bir an önce. Buna "asker-siyaset" ilişkisini düzenleyecek yasalar da dahil; hadi bakalım...

Bekliyoruz beklemesine de, böylesine takatten düşürülmüş ve refleksleri budanmış bir parlamentodan çıkacak yasaların sorun çözmeye kifayet edeceğine/edebileceğine, doğrusu, pek inanamıyoruz.

Hatırlar mısınız bilmem?

Birkaç yıl önce, Silahlı Kuvvetler'in kimi tasarruflarının parlamento denetimine açılması konusunda bir önerge verilmişti Meclis'e.

Gülay Göktürk'e göre, "70 yıllık tabu ilk kez deliniyordu... 70 yıldır ilk kez Silahlı Kuvvetler'in 'Meclis üstü' pozisyonu reddedilip ordunun da parlamenter rejimin bütün diğer kurumları gibi Meclis denetimine tâbi olması gerektiği ortaya konuluyordu..."

Ne oldu, biliyor musunuz?

Önergeyi veren milletvekili önce TBMM'den, sonra partisinden kovuldu.

Önergeye yönelik tepkiler de ilginçti.

DSP'li Ali Ilıksoy, "Bu, orduyu tahrip etmeye yönelik bir araştırmadır" derken, bugün "ordu karşıtlığı"yla prim toplamaya çalışan ANAP'lı bir yetkili de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıpratılmasına izin vermeyeceklerini söylüyordu.

Gülay Göktürk'ün de altını çizdiği gibi, "Meclis'in toplanıp Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınır kontrollerinde yetersiz kalıp kalmadığını tartışması, bazı milletvekillerine göre orduyu tahrip etmek oluyordu; bu ülkenin vatandaşları, çoluk çocuklarının ekmek paralarından kesip ödedikleri vergilerle bir ordu besliyor, bu orduya asli görev olan sınırlarımızı korumayı veriyordu; ama ordunun bu görevini hakkıyla yapıp yapmadığını denetleme hakkına sahip değildi."

Hadi, orduyu bırakalım bir tarafa, sınır kontrolünü sivillerden öğrenecek değiller...

Parlamento, bürokrasiyi denetleme hakkına da sahip değil.

Çünkü, politikacılarımız da, aydınlarımız gibi, bürokrat totaliterliğin "gayr-ı kabil-i tecezzi birer parçası" durumunda.

Türkiye'de sistemin demokratikleşmesi, hem parlamentodan, hem "ilerici" kesimden çok insanı rahatsız ediyor.

Çünkü, onların "demokratikleşme"den anladıkları, denetim, baskı ve yaptırım mekanizmalarından vazgeçmek değil, bu mekanizmayı tahkim etmek, dolayısıyla "tahakküm geleneğini" sürdürmek.

Avrupa Birliği uğruna bu tasarruflarından vazgeçmek isterler mi?


20 Ağustos 2001
Pazartesi
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED