|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye ekonomik krizler yüzünden yerlerde sürünüyor, geleceğe ilişkin tüm umutlarını yitiren gençler, yetişmiş beyinler, Anadolu sanayii çaresizlik içinde ülkeden kaçmanın yollarını arıyor ama devlet anlamsız korkularından bir türlü vazgeçmiyor. Ve 28 Şubat, bütün gücüyle toplumsal vicdanı kanatmaya devam ediyor. Bu yüzden, Türkiye sevdasıyla yatırım yapmak için çırpınan birtakım firmalar hâlâ "vebalı" ilan ediliyor. Bu yüzden, "farklı" düşünenler ulusal güvenliğimize yönelmiş "potansiyel tehlike" olmaktan kurtulamıyor. Bu yüzden, askeri otoritenin kontrolü dışına taşan bütün siyaset ve siyasetçiler, "Ulusal Güvenlik Belgesi"nin günahkarları olarak kabul ediliyor. Bu yüzden, jandarma kurşunuyla hayatlarının en acılı günlerini yaşayan Akkiseliler, İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin "köylülerin saldırısına uğrayan jandarma kendisini savundu" raporuyla her gün biraz daha kahroluyorlar. Artık bir şeyi açıkça ifade etmekte yarar var. Askeri otorite hiçbir şartta, 28 Şubat'ta kazandığı mevzileri terketmek istemiyor. Yani, demokrasi de, insan hakları da, toplumsal hayatın renkleri de, Avrupa Birliği'ne giriş de ancak "ulusal güvenlik kavramı"nın izin verdiği oranda gerçekleşme şansına sahiptir. Aksi takdirde, "Kırmızı Kitap"ın ilkeleri dışındaki bütün girişim ve oluşumlar, "iç" ve "dış düşman" tanımı içinde mütalaa edilir. Nitekim, Mesut Yılmaz'ın önemli bir çıkışla ve birazcık olsun esnetmek amacıyla tartışmaya açtığı "ulusal güvenlik" kavramı önündeki sivil ve askeri ittifaklar hemen oluşuverdi. Gerek hükümet ortakları, gerekse Cumhurbaşkanı hiç vakit kaybetmeden askeri otoritenin yanında yer alarak Türkiye'nin önüne gelen bir imkanı daha heba etmiş oldular. Aynı sivil ve askeri ittifak, "ulusal güvenlik kavramı"nın MGK gündemine gelmemesi için yoğun bir kampanya başlatmış durumda. Hatta, eğer Yılmaz konuyu MGK gündemine taşırsa, hükümetten "vuruşarak çekilmek" zorunda kalabileceği imaları bile yapılıyor. Şimdi, Yılmaz'ın yeni bir hamle yaparak, MGK'da bir ay sonra Meclis gündemine gelecek olan Anayasa değişiklikleri konusunda cesur adımlar atılması gerektiğini söylemesi gerekiyor. Aksi takdirde, Avrupa karşıtları yeni bir mevzi kazanmış olurlar ki, bu Türkiye'nin Avrupa Birliği rotasında ciddi bir "makas değişikliği"ne yolaçabilir. Mesut Yılmaz, son olarak bir gazeteye yaptığı açıklamalarda, ulusal güvenlik konusunu MGK gündemine getirmekte kararlı gözüküyor: "Durumu toplantıda değerlendireceğim. Bu Anayasa değişiklik paketinin Meclis'e gelmesinden önceki son MGK. Bu bağlamda konuşurum." Yılmaz, etrafındaki "Batı karşıtı" kuşatmaya karşı kararlı duruşunu sürdürebilir mi bundan çok emin değilim. Kim ne derse desin, rejim üzerindeki "asker baskısı" tartışmalarının bu kadar taze olduğu bir dönemde birilerinin Türkiye'nin geleceği açısından sesini yükseltmesi gerekiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |