|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
BİZİM PLANIMIZ PLANSIZLIĞIMIZDIR 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden birkaç ay önce, Avrupa Konseyi Siyasi Komisyonu, Antalya'da toplandı. Ben Türk Delegasyonu Başkanı idim ve toplantının açış konuşmasını yapıyordum. Konuşmamda, Türkiye'de, demokrasiyi yaşatmanın ne kadar güç olduğunu, bunun için ne kadar gayret sarf ettiğimiz temasını işlemeye çalışıyordum. Orada bulunan, Avrupalı parlamenterlere şu mesajı verdim: Sizler, uzun ve köklü bir demokrasi kültürüne sahipsiniz. Biz sizin bu konudaki tecrübelerinden yararlanmaktayız ve birçok şey öğrenmekteyiz. Ancak bilesiniz ki, sizin de bizden öğreneceğiniz bazı hususlar var. Bunları size kısaca anlatmak isterim dedim ve Türkiye'deki ekonomik ve siyasi yapının çarpık yönlerini kısa kısa anlatmaya başladım. Mesela dedim ki, Türkiye'de çarpık bir ekonomik yapı vardır. Burada kamu iktisadi kurumlarının zararı, bütçenin yarısından fazladır. Ve, Türkiye'de, çarpık bir personel rejimi vardır. Bizde bir işçi emekli olduğu zaman, Genelkurmay Başkanı'nın iki katı kıdem tazminatı alır. Bu ve buna benzer birtakım durumları anlattıktan sonra, aynen şu cümleyi kullandım: -Görüyorsunuz ki, bu sosyal ve ekonomik çarpıklık içerisinde, biz hâlâ demokrasimizi ayakta tutuyoruz. Bunu nasıl yaptığımızı siz de bizden öğrenin... Konuşmamın son kısmında, başımdan geçen bir saat hikayesini anlattım: Kol saatimi on altı yıl evvel almıştım. Kolumdan, ellerimi yıkamak dışında, hiç çıkarmamıştım. Saatim günde birkaç dakika geri kalıyordu. Bunu Almanya'da bir tamirciye götürdüm ve gözden geçirmesini istedim. Birkaç gün sonra gittiğimde tamirci saatimi bana uzattı ve sordu: -Bu saat çalışıyor mu? Ben evet cevabını verince, sözlerine şu şekilde devam etti: -Bizim ölçülerimize göre, bu saatin çalışmaması lazım. Madem ki, çalışıyor. Tak koluna devam et. İşte dedim bizim demokrasimiz benim saatime benziyor. Sizin ölçülerinize göre çalışmaması lazım. Ama kör topal çalışıyor. Bu hadiseyi şunun için anlattım. Batılılar'ın, Türkiye'yi, Türk halkının mantalitesini anlaması çok güç... Onun için bize zaman zaman soruyorlar: Siz nasıl ayakta duruyorsunuz? İki ay kadar önce, Avrupa Konseyi Başkanı Lord Russel Johnson Türkiye'ye gelmişti. Beraber yemek yedik. Yemekte Türkiye'deki asıl sorunun ne olduğunu sordu. Ben kısaca hükümete güven sorunudur dedim ve bir misal verdim: Başka ülkelerde, bakanlar istifa ettiği zaman borsa düşer. Bizde ise yükselir.. Radikal gazetesinde, İsmet Demirdöğen imzalı bir habere göre, Alman ARD televizyonunun eski Türkiye temsilcisi Marting Türkiye'deki, ekonomik krizi, yoksulluğu, pahalılığı izah ettikten sonra iki sual soruyor: -Bütün bu kötü şartlara rağmen, Türk halkı nasıl yaşıyor? Bu kötü şartlara karşı nasıl bir tepki göstermiyor. Bunun nedenini anlatmak için bir tarihi olaydan bahsetmek istiyorum: 1919-1920 yıllarında, Sevr Anlaşması'na dayanarak Fransızlar Adana ve civarındaki vilayetleri işgal ettiler. Bundan cesaret alan Ermeniler silahlanmış, halka bin türlü zulüm ve eziyette bulunuyor. Bunun karşısında ise, çok zayıf ve cılız karşı koyma teşkilatları kuruluyor. Bu durumdan rahatsız olan işgal kuvvetlerinin Fransız generali, bölgenin ileri gelenlerini büyük bir salonda toplayıp konuşuyor: -Biz buraya adalet için geldik. Bakıyoruz ki, bizim adaletimizi anlamıyor, mukavemette bulunuyorsunuz. Bizi adaletten ayrılıp zulmetmeye mecbur kılmayın. Bilesiniz ki, bizim zulmümüz adaletimizden daha çetindir. Orada bulunanlardan çıt çıkmıyor. Fakat bu sırada, Kozanlı Saim isminde kahraman bir savcı ayağa kalkıyor ve Fransız generaline hitab ediyor: -Generalim biz düşmanın zulmünden değil, adaletinden korkarız. Siz burada zulmedin ki, şu salonda oturanlar utanıp bu ülkeyi kurtarsınlar. Bu olay şunu gösteriyor ki, bu millet çilesi tam olarak doluncaya kadar tepki göstermeyi bilmez. Sayın Cumhurbaşkanı, bu zaafımızı gördüğü için Türk İş Başkanı ile yaptığı görüşmede, sivil toplum örgütlerini uyarmaya çalıştı. Muhalefet partileri, hükümeti tenkit etmekle yanlış yapıyorlar. Halbuki onlar, iktidardakileri teşvik etmelidirler. -Sıkın, bu milletin boğazını biraz daha sıkın... Sıkın ki, bu millet birtakım demokratik tepkilerini ortaya koysun.. Zamanında ve ölçülü olarak gösterilmeyen tepki, geciktiğinde zararlı birtakım tepkilere dönüşebilir. Bizim özelliğimiz, anormal şartları, normalmiş gibi yaşamamızdır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |