|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sabahleyin otomobilime bir "inşaat kalfası" arkadaşımı aldım. Tam bir "dert küpü." "Bana şu Meclis'te yarım saat konuşma imkanı verseler de onlara Türk halkının ne durumda olduğunu bir anlatsam" diyor. Hatta daha da ileri giderek "Siz gazetecisiniz. Bu insanların Türk halkını unuttuğunu ilan olarak yayınlayamaz mısınız? Bunların gerçek yüzünü halka gösteremez misiniz?" diyerek biz gazetecileri de suçluyor. İki yıldır doğru dürüst bir iş alamamış. "Okusun da adam olsun" diye, inşaatlara götürmeyip okula yolladığı oğlu, üniversite sınavlarını kazanamayıp askere gitmiş ve şimdi dönmüş, boş boş oturuyormuş. Büyük oğlu da yanına gelmiş, onun da işi gücü yokmuş. "Ailecek perişan olduk. Sadece biz değil konu komşu hepimiz rezilliği oynuyoruz. Ne birimizin yüzü gülüyor. Ne de birimizin karnı doyuyor." diyor. Bir tanıdığı kanalıyla Sabiha Gökçen Havalimanı'nda "korumalık, bekçilik" gibi bir iş aramış ama kendisine "tam bir oda dolusu" iş isteme mektupları göstermişler, ister istemez iş istemekten vazgeçmiş. "Türkiye krizden çıkıyor. Tünelin ucundaki ışık göründü" gibi laflarla halkı oyalayan "Boğaziçi ekonomistlerini" iyimserliğini bir kenara bırakalım, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bile, eğer "IMF istemezse" doğru dürüst bir çalışma yapılmıyor. Hükümet "IMF'ye teslim olup onun istediği değişikliklere odaklanınca", milletvekilleri de kendilerini "iş" olarak, kendi illerinin futbol takımlarına yapılan "haksızlıkları" gündeme getiriyorlar. Halkın ne halde olduğunu görmek bile istemiyorlar. İşte böyle bir yönetimin olduğu ülkemizde "Türkiye bir Arjantin olur mu?" tartışması yapılıyor. Türkiye, Arjantin olamaz çünkü "yağmalamanın" dışında, Türk halkı Arjantin halkının çok gerisine düşmüş durumda. Ama Osmanlı İmparatorluğu'ndan miras kalan "teba olma" özelliği, Türk halkının "otoriteye itirazına" izin vermiyor. "Yüce devlet" korkusu halkı sindiriyor, eylemden uzak tutuyor. Çünkü Türkiye'deki yasaların büyük bir bölümü "devleti vatandaşa karşı korumak üzere" çıkartıldığı için, vatandaş "her an suçlu" oluyor. Kendini "suçlu hisseden halk" belediyelerin "doğal gaz vurgunu", hükümetlerin "zam üstüne zam vurgunu" gibi, halkı canından bezdiren uygulamalara sesini çıkaramıyor. Gelelim Arjantin'e, kim ne derse desin, Arjantin "kendi bildiği yolda" gidiyor. Ya Türkiye ne yapıyor? Güya. "Irak hakkında görüşleri alınmak üzere" Amerika'ya davet edilen Başbakan Bülent Ecevit, Amerika'ya gitmeden İhale Yasası, Tütün Yasası, Borçlar Kanunu gibi IMF'nin "hemen çıkarın" dediği kanunlar için Meclis "gece gündüz" çalışmaya karar veriyor. Yani "IMF'ye teslim" hali bütün hızıyla devam ediyor. Biliyorsunuz yıllardır Arjantin de "IMF programları" ile bu "hazin" duruma düştü. Biz de "IMF programları" ile şu "acınacak" haldeyiz. Böyle gidersek, Arjantin'den daha da "beter" duruma düşeriz. Çünkü ekonomimiz çalışmıyor. Ekonomimiz tüketmiyor. Ekonomimiz üretmiyor. Ekonomimiz ihraç edemiyor. Ekonomimiz istihdam yapamıyor. Ekonomimiz katma değer yaratamıyor. Katma değer yaratamadığı için gelir de üretemiyor, gelir üretemediği için, vatandaşları vergi de veremiyor. Bu haldeki bir ekonomi "sadece borçlanarak" ne yapabilir? Ya 11 Eylül saldırısı olmasaydı bu hükümet ne yapacaktı? Afganistan'a gidecek askerlerimiz sayesinde "10 milyar dolarlık ek kaynak" Amerika'nın baskısıyla gündeme gelmeseydi, şimdi "beş parasız" kalıp Arjantin'den daha da "beter" durumda olmayacak mıydık? Amerika'dan "kurtarıcı" olarak gelen Kemal Derviş Türkiye'ye geldiğinde, Türkiye'nin iç borcu 36 katrilyon liraydı. Şimdi 110 katrilyon lira oldu. Önümüzdeki yıl 60 katrilyon lira sadece "faiz" ödeyeceğiz. Bu paralar "gariban Türk halkının sırtından" çıkıyor ve de anlaşılan daha uzun süre çıkacak. Başbakan Ecevit Amerika'ya gidecek. Orada "Irak konusu" gündeme getirilip yeniden tartışmaya açılacak. Hayatı "şahinlikle" geçen Ecevit'in "Saddam dostluğu" bu seyahatte ağır yara alabilir. Eğer Irak "teröre destek" vermişse ve 11 Eylül olaylarının içinde yer almışsa elbette gereği yapılmalı. Ama bunu yine Ecevit ağzıyla "Amerika inandıysa ben de inanırım" şeklinde değil gerçek delillerle ortaya koymak gerekir. Bu hükümet, Türk halkını, 4 yılda 40 yıl geriye düşürüp yüzde 60 fakirleştirdi. Bir de "Irak" gibi "hassas" bir bölgede savaşa sokarsa, bu halkın "tamamen tükenişi" olur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |