T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

New Yorklu terennümler

11 Eylül saldırılarının ardından yaşanan gelişmeleri yeni bir savaş olarak nitelendiren elektronik müzik ustası İlhan Mimaroğlu, bu savaşı dünyanın dipsiz bir denize batadurmasının yeni bir merhalesi olarak görüyor.

1926 yılında İstanbul'da doğan İlhan Mimaroğlu, Galatasaray Lisesi ve Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra bütün ilgisini müziğe yöneltmiş, 1945 yılından başlayarak müzik eleştirmenliği ve radyo programcılığı yapmanın yanı sıra sayısız besteye imzasını atmış bir sanatçı. 1955 yılında Rockefeller Vakfı tarafından New York Columbia Üniversitesi'nde Paul Henry Lang'la müzikoloji ve Douglas Moore'la bestecilik alanlarında çalışan Mimaroğlu, 1959'da New York'a sürekli olarak yerleşti. Elektronik müzik alanında önemli çalışmalar yapan sanatçı, Vladimir Ussachevsky'nin, Edgard Varése ve Stefan Wolpe gibi seçkin bestecilerin öğrencisi oldu. Elektronik müzik alanındaki yapıtlarının çoğunu Columbia-Princeton Elektronik Müzik Merkezi stüdyolarında gerçekleştiren Mimaroğlu, Columbia Üniversitesi Müzik Eğitim Fakültesi'nde ilk elektronik müzik derslerini başlattı, 1971 yılında Guggenheim Fellowship'le ödüllendirildi, 1970'ler boyunca yedi yıl süreyle New York'un WBAI radyo istasyonundaki politik ve toplumsal konulara ağırlık verdiği elektronik müzik programları yaptı.

Müzik kadar yazmayı da seven sanatçının Günsüz Günce, Elektronik Müzik, Ertesi Günce, Yokistan Tasarısı, Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim adlı kitapları Pan Yayınları tarafından çıktı. Sanatçıyla elektronik müzik ve eleştiri oklarını sürekli yönelttiği New York hakkında konuştuk.

Tüketim toplumları çağında yaşıyoruz

Sanat yaşamını 1955 yılında Rockefeller Vakfı'nın daveti üzerine gitiği New York'da devam ettiren elektronik müzik ustası İlhan Mimaroğlu, insanların tüketim arzusunu kamçılayan reklam kültürüne ve bilgisayar teknolojisine karşı aldığı tavırla dikkat çekiyor. Ünlü mimarlarımızdan Mimar Kemalettin'in oğlu olan Mimaroğlu'nun, dünyanın sanat merkezi olarak bilinen New York hakkındaki ilginç tespitlerinden oluşan yazıları okunmaya değer. "Yaşadığım şehirle dünyaya bakış açım (ya da açılarım) arasında bir tezat olmadığı kanısındayım. Tımarhane konulu yazılar yazabilmek için tımarhanede yaşamış olmak gerekir.

New York'a çakılıp kalmış olduğum bir gerçekse de, buradan kurtulup bir başka şehre gidebilirsem, tüketim toplumları dünyasında yaşadığımıza göre, gözlemlerimin farklı olacağını sanmıyorum; tüketimin iyice tükenmiş olduğu bölgeler dışında." sözleriyle New York'ta yaşıyor olmasının bu kentin yozlaşmış unsurlarını açığa çıkarmasına engel teşkil edemeyeceğini belirten yazar, elektronik müzik alınında çalışma yapması için gerekli araçların Türkiye'de olmaması nedeniyle ABD'ye gittiğini ve elektronik müzik yapması için uygun şartlar oluştuğunda Türkiye'ye geri dönebileceğini söylüyor. Popüler ürünlere prim veren müzik piyasasının saman alevi gibi bir gün parlayıp üçüncü gün ortalarda görünmeyen starlar doğurmasına tepki gösteren sanatçı, bu konudaki eleştirilerine şöyle devam ediyor: "Amerika'nın dünya müzik kültürünü bu kültürün en pespaye ürünleriyle tayin ediyor durumda olması, dünyanın her yerinde halkların bayağılıklara düşkün oluşlarıyla bağdaşıyor. Türkiye'nin müzik ortamı bir yandan Amerikan etkisiyle, öte yandan kendi içinde geliştirilen ürünlerle biçimleniyor. Bunların yanında çağdaş müzik sanatının üstün değerleri de, sınırlı ölçülerde de olsa, seslerini duyurabiliyorlar."

RENK RENK NEW YORK

Geldim, Gördüm, Geçtim, Gittim'de tüketim çağının küresel çaptaki ibadethanesi haline gelen ve adeta kaptalist sistemin tüm öğelerini bünyesinde barındıran özerk bir devlete benzeyen New York'un kentsel ortamını esprili bir dile hicveden Mimaroğlu, ilginç anılarını okuyucuyla paylaşıyor: " Burada çok başarılı bir Türk işadamı var. Adı: Nail. Dükkanları Burger King'den, Benetton'dan çok daha yaygın. Her sokakta bir Nail, her köşede bir Nail; kimi yerde yanyana, üst üste Nail'ler. Cakalı adlar da koymuşlar dükkanlarına: Nail'in şarkıları. Nail'in kanatları, Nail'in asaleti... Bunu bir arkadaşa söylediğimde 'Biliyor musun?' dedi. 'Tırnak demek Nail.' 'Ne yani! Çok daha büyük işleri var da Nail'in, bunlar attığı tırnaklar mı?' 'Neler söylüyorsun?' dedi. 'Manikürcü dükkanı bunlar.' Gidip baktım birinin, ikisinin camekanından içeri. Nitekim öyleydi." New Yok'taki sanatsal çalışmalara da sık sık değinen, kentteki hayat pahalılığını "1950'lerde yoksul olmak ucuzdu, oysa 1990'larda yoksul olmak öyle pahalı ki!" sözleriyle tanımlayan Mimaroğlu, özgürlükler ülkesi ABD'nin çelişkilerine göndermeler yapmayı da ihmal etmiyor: "Uçaklarında sigara içilmesi yasaklanmış sayısız uçak şirketlerinden birinde, American Airlines'ta çalışanlar uyuşturucu kaçakçılığı yaptıkları için yakalanmışlar. Sigara içilmesi yasak havaalanlarından Miami havaalanında tutuklanmışlar...Sigara içilmesi yasak uçaklarda yolcular gizlice bile sigara içemezler; ama gizlice uyuşturucu kaçakçılığı yapabilirler. Gizlice uyuşturucu da kullanabilirler. Unutuyordum. Silah kaçakçılığı da yapılıyormuş uçaklarında sigara içilmesi yasak American Airlines'ta."

 
EDEBİYAT VE ÜTOPYA
Büyüklere masallar...
Masalları seviyor ve masallar hep olsun istiyor musunuz ? Geçmişle bugünün, masalla gerçeğin yer değiştirdiği bir dünyaya dalmaya hazır mısınız ?Peki ya Kırmızı Başlıklı Kızın büyükannesi kurdun ta kendisi, kurt adam ve kurt kadınlar ayrıksı kişilikleri yüzünden sınır dışı ettiğimiz, kendi yalnızlıkları içinde yoğrularak yaşayan içimizden birileriyse? Kanlı Oda, masallara inanma safiyetini giderek yitiren "büyük"lere, masumiyet, korku ve kanla beslenen küçük öykülerden oluşuyor. Angela Carter, çocukluğumuz boyunca dinlediğimiz en bilindik masallarının, Mavi Sakal'ın, Kırmızı Başlıklı Kız'ın Güzel ve Çirkin'in içine bir tutam feminizm ve erotizm serperek, kıvrak bir dilin ustalığıyla kurt adamları, canavarları, vampirleri ve karabasanları hayatımıza yeniden sokuveriyor. Onun elinde tüyler ürpertici doğaüstü öyküler, erotizmin tadı ve fantastik öğelerle süslenerek kimi zaman eğlenceli, kimi zaman yüreğe işleyecek denli dramatik bir üslupta, gotik ortamların gizemli karanlığı ile sarmalanmış mekanlarda geçen rüyalara dönüşüyor. Şubat 1992'de hayata gözlerini yuman yazar, 1966'da yayınlanan ilk romanı Shadow Dance ile Britanya'nın en özgün yazarları arasında yerini aldı. Romanlarının yanısıra üç kısa öykü derlemesi olan yazar, çeşitli üniversitelerde yaratıcı yazarlık dersleri verdi. Everest Yayınları'ndan çıkan kitap, hayal gücünüzün sınırlarını zorlamayı vadediyor.
OSMANLI DÖNEMİNDE BURSA
Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü (AKMED) tarafından hazırlanan, "Osmanlı Döneminde Bursa" adlı kitapta yer alan fotoğraflardan seçmeler, aynı adla açılacak olan fotoğraf sergisinde sanatseverlerin izlenimine sunulacak. Fransa'da yaşayan AKMED Sanat Danışmanı Ahmet Abut'un, 21 yıl boyunca Avrupa'nın çeşitli kentlerinden derlediği 293 fotoğraftan oluşan sergi, "Osmanlı Döneminde Bursa" adlı kitabın yayımıyla eş zamanlı olarak, Tayyare Kültür Merkezi'nde 28 Aralık Cuma günü açılacak. Sergide, "Osmanlı Döneminde Bursa" adlı kitaptaki fotoğraflardan, 100'ü aşkın eski fotoğraf, tutkunlarının izlenimine sunulacak. Tarihten günümüze Bursa'daki yaşam ve yerleşim bölgelerinde bilgi vermeyi ve kentin kültürel tarihini yansıtmayı amaçlayan sergide, Fransa'nın önemli müzelerinden "Albert Kahn Müzesi"nden temin edilen 1913 yılında çekilmiş ilk renkli fotoğraf da yer alıyor. "Osmanlı Döneminde Bursa" sergisi 19 Ocak tarihine kadar açık kalacak
27 Aralık 2001
Perşembe
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED