|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında yer alan Parşömen Dergisi'nin bu ayki sayısında, 'edebiyat ve ütopya' konusu işleniyor. Gülen Çetin ve Ahmet Sait Akçay, Bülent Somay'la Platon'dan Edward Balamy'e dek süren ütopya tarihi, ütopya-edebiyat-felsefe ilişkisi; ütopya ve özgürlükler sorununu konuştular. " Çoğu ütopyanın edebi bir metin olma özelliği var. Edebi bir tür demeye kalktığınızda ütopya, burada bir zorlukla karşılaşıyoruz çünkü edebi olmayan bir kanadı daima vardır ütopyanın. Dolayısıyla edebiyat dışındaki alana da bu kadar burnunu sokmuş bir anlatı biçimine edebi tür demekte ben zorluk çekiyorum. " diyen Somay, toplumlarla ütopyalar arasındaki ilişkiyi şöyle tanımlıyor: " Her kültür geçmişinde bir Altın Çağ tanımlar, mesela bu Yahudiler için vadedilmiş topraklardaki hayattır, Diaspora'dan önceki Filistin'deki Yahudilerin hayatıdır. Türkler için bu Turandır, Kızıl Elmadır, Ergenokondur. Her kültürün bir Altın Çağ miti vardır ama buna ütopya demek doğru değildir, çünkü bunların hepsi ilerde olabilecek bir şeyin tasarımından ziyade geçmişte zaten olmuş ( olduğu varsayılan) bir şeyin tasarımıdır." Cemal Baki Akal, Spinoza'nın anti ütopyacı özelliği üzerinde duruyor. Akın Sevinç, ütopyaların düzenlilik, kapalılık, işlevselik, buyurganlık gibi belli başlı özelliklerini; Ahmet Sait Akçay ise Doğu ve Batı kültürlerinin farklı ütopyalar ürettiğini, Doğu ütopyalarının bireysel, Batı ütopyalarının ise toplumsal tasarımlarla ilgilendiğini iddia ediyor. Akçay, Doğu ütopyasını şöyle değerlendiriyor: " Ütopyanın Doğu'da toplumsal bir proje olarak görülmemesini, daha çok birey ekseninde varolmasını yine doğunun kendi içkin kültürüne bağlayabiliriz. Birey kendini toplumsallıktan koparamadığı bir gelenekten olsa olsa içkinlikten aşkın olana yönelir. Bu anlamda Doğu ütopyası kendine hastır. Kendi kendine bakan dünyanın dışa nasıl baktığını gösteriyor ütopyalar. Kökenlerine indiğimizde şüphesiz masallarla karşılaşırız. Binbirgece Masalları'nda çizilen her fantastik öykünün çerçevesini bireyin yarı ütopik yarı antastik özlemleri olarak değerlendirmek mümkün. Doğu toplumunun karakteristik yapısnı yansıtan Gilgameş Destanı bu anlamda bir ilk olup Gilgameş karakteri birey merkezli Doğu ütopyasının bir arkatipi olarak karşımıza çıkar." Aslı Güneş, ütopya ve özgürlük kavramlarını karşı karşıya getirdiği yazısında bir anlamda ütopyaların sonunun özgürlüğün başlangıcının ilanı olacağını söylüyor. Almila Özdek ise postmodern çağda ütopyaların sonunun Sineklerin Tanrısı'nda nasıl bir ironiyle yansıtıldığını tartışıyor. Dergide 'ütopya ve edebiyat' konusu dışında, Jola Skulj'un Murat Çakmakçı tarafından Türkçeye çevrilen karşılaştırmalı edebiyat üzerine yazısı yer alıyor. ([email protected])
|
|
|
|
|
|
|