|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Eğer işsizlik ve kriz olmasa, bu "Asgari Ücret" denilen şey, lafta kalır.. İşletmeler, ihtiyaçları olan "emek" için, gereken rakamları verirler.. Ama, Ecevit'li, Bahçeli'li, Yılmaz'lı Türkiye, şimdi farklı yerde.. "Vasıfsız işçi"leri bir başka fasıla atın. Türkiye'de şu anda 40 bin "Bankacı" işsiz.. İnşaat işleri yapan bir şirketin patronu anlatıyordu.. Önceden tanıdığı, birikimli, yetenekli, çalışkan ve emekli yaşında olmayan bir mühendis gelip, iş istemiş.. Bu patron anlatmış ki, kendi şirketi de zor durumda ve küçülüyor. Söz konusu mühendis adeta yalvarmış.. -Bana iş verin.. Maaş falan istemiyorum.. Sabah evden çıkarken, "işe gidiyorum" diyebileyim.. Bir masam olsun.. Öğlenleri de diğer çalışanlarla birlikte yemek yiyeyim. Durum böyle.. Yani şimdi "Asgari Ücret", bir toplumsal gerçek.. Bir tekstil-konfeksiyon fabrikası (küçük boy) olan tanıdığım bir müteşebbis dert yandı.. -Utanıyorum.. 60-70 dolar aylıkla insan çalıştırıyorum.. Ama ne yapayım?.. Kapının önünde, iş arayan kuyruklar var.. Ben daha fazla vermeye kalksam, batarım.. Emek piyasası da, rekabet düzeninin içinde.. Sonra da bizim efendiler, cak cak konuşup, nutuklar atacaklar.. -Arjantin Türkiye'ye benzemiyor.. Onlar işi kıvıramadı.. Biz başardık, düzlüğe çıkıyoruz.. Gerçek şu.. Arjantin'le Türkiye'nin farkı, "Comparsita" ile "Papatyam" arasındaki fark kadar.. Onlar "Caminito" diyor, biz "Yollar Ayırsa Bizi" diyoruz.. Ama Arjantin'de, Fernando de la Rua, dayanamıyor.. Devlet Başkanlığı'ndan istifa etmek zorunda kalıyor.. Bizde ise, "Ecevit-Yılmaz-Bahçeli Üçlüsü" olup bitenlerden hiç etkilenmiyorlar.. Kendileri gitmek yerine, bakanlarını azlediyorlar, milletvekillerinin konuşmasını yasaklayıp, ihraç etmeye kalkıyorlar partilerinden.. Şu Ecevit, seçkin maiyeti ile Amerika'ya gitmeden önce bir Anadolu'ya gitse ya.. Orta-küçük boy işletmeleri, esnafı, çiftçiyi bir dinlese ya.. Türkiye'yi nasıl bir "esenlik"e çıkardıklarını iyice görür.. Anlamak mümkün değil.. Mesut Yılmaz, kendisinin iktidarında yapılan ne varsa, hepsine "yanlış" diyor, "bunlar düzeltilmeli" diyor.. Kimse de kalkıp, "madem bunlar yanlıştı, neden yaptın" demiyor.. Bazı saftorikler de, "Ama ne adam.. Ne kadar reformist" falan demeye başladılar. Hani Robert de Niro'ya "Yüz suratlı adam" derler ya.. Bizdeki suratsızların kaç suratlı olduklarını dünya bilse, Robert de Niro'lar, figüranlıktan öteye geçemezlerdi.. Ya Devlet Bahçeli'ye ne demeli?.. Önce Somuncuoğlu'nu, şimdi de Halûk Çay'ı, bakanlıktan azletti.. İstifa ettirilen MHP'li bakanlar da, işin cabası.. Amma da "Töre"ymiş bu.. Türk Kurultayı'na karşı çıksan da, Türk Kurultayı'nı yapsan da "töre çiğnemiş" oluyorsun MHP'de.. Anlaşılan bunların töresinde göz yumulan tek şey, 50-60 dolara Türk insanının çalışmak zorunda bırakılması.. Aman yahu!.. Gerçekten insanın ağzında tad, ruhunda neşe, toplumda heyecan bırakmadınız.. İktidarınız da sizin olsun!.. Bıktırdınız be.. ŞAKA
Denizli ANAP'ın başına!..
Fenerbahçe'yi geçen yıl şampiyon yapan, bu yıl da ligin üst sıralarında götüren, buna karşı 3-4 maçın kötü sonucuna bakılarak görevine son verilen Mustafa Denizli'nin, ANAP'a Genel Başkan olmasını teklif ediyoruz.. Söyleyin Allahaşkına.. Kendi mesleklerinde Mustafa Denizli mi, Mesut Yılmaz mı daha başarılı? Yani Fenerbahçe, ANAP'tan daha önemli ve değerli bir kurum mu? DSP
Bu tiyatroda oyuncu olmak çok zor!..
Tiyatro sanatçısı bir arkadaşım anlatmıştı.. Bir gece, gerçekten dinleyenleri gülmekten kırıp geçiren bir komediyi oynamak için, sahneye çıkıyorlar.. Bizim arkadaş, rolünü iyi oynamak için, kendini yerden yere atıyor.. Doğaçlama eklemeler yapıp, komediyi yoğunlaştırıyor.. Ama seyirciden hiç replik almıyor.. Hatta önde oturanlar, sahneye değil, tavana, yan kapılara falan bakıyorlar.. Arkalardan, arada bir kahkaha duyuluyor.. Ama salondaki seyirciler, neredeyse izlemiyorlar sahnedeki oyunu.. Piyes bitince, bizim sanatçı arkadaş perişan, tiyatronun müdürüne gidiyor.. -Ben oyunculuğu bırakıyorum.. Ben bitmişim, diyor.. Tiyatro müdürü, sanatçının sözünü kesiyor, -Unutmuştum söylemeyi.. Bu gece tiyatroyu görme ve duyma özürlülere verdik.. Önde görme özürlüler, arka sıralarda da duyma özürlüler vardı, diyor.. KISSADAN HİSSE- Sema Pişkinsüt'ten sonra Rıdvan Budak da, "konuşmak suçlusu" olarak, DSP'den kopmak noktasına geldi.. Keşke, DSP yönetimi, söylenilenleri duymuş olsa..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |