T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yağmurun sele dönüşmesi siyasi bir olaydır

Siyasi hayatımızı en iyi tanımlayan sıfat "kırılganlık"tır. Siyaset adına ortaya atılan her iddia ya da siyaset adına varolan her talep bir müddet sonra yokolmak üzere belirginleşiyor sanki. Bu da doğal karşılanıyor. Siyasetin zaten kalıcı bir statü oluşturamayacağı kabulleniliyor. Siyasetin bir toplumsal ve siyasal "tutunum" olamayacağına kendiliğinden "ikna" olmuş bir ruh hali var herkeste.

Bunun kuşkusuz siyasetin üzerindeki baskılarla ilgisi var. Siyaset, baskılı bir ortamda olmaktan dolayı yeterince nefes alamıyor. Bu zaten açık bir şey. Ama bu halin ortaya çıkmasında siyasetin karakterinin, daha doğrusu Türk siyasetinin kendini kurgulama biçiminin de rolü var. Ve bu rol sanıldığından daha büyük...

Bu noktada ideolojik düzlemin gerekleriyle kendini kurgulayan siyasi gelenekle, pratiğin gereklerine göre ayarlanmış siyasi geleneğin "temassızlığı" öne çıkıyor. Bir yandan bir tür siyasi gelenek belli kavramlarla çok yoğun bir temas içindeyken gündelik hayat pratiklerini kendi bağlamı içinde anlamlandırmada zorlanıyor, öte yanda belli bir siyasi gelenek gündelik hayat pratiklerine göre ayarlanırken, gündelik olanın bilgisini kavramlaştırma konusunda yeterince bir donanıma kavuşamıyor.

Oysa "siyaset", felsefi bir kategori içinde konumlandırıldığında, "pratik felsefe" kategorisine denk düşer. Kant'ın "teorinin deneyime denk düşmesi" olarak adlandırdığı "praxis" siyasal düşüncenin en temel kavramlarından biridir. Siyaset, sosyal bilimlerin kavramsallığını kendisi için bir güç kılmakla gündelik hayat pratiklerini istihdam etmek arasında etkileşimli bir ilişki kurabildiği sürece bir toplum için "tutunum" alanı haline geliyor. Aksi halde kavramların dünyası ile pratiklerin dünyası arasında "askıda" duran türedi bir alan oluyor siyasi alan.

Türk siyasal hayatı bu "askıda" olma halinin tipik bir örneğidir. Kavramların dünyası, yani insanlığın birikiminin aktarım araçları ile gündelik hayatın bilgisi, yani pratiğin yasası arasında tam bir "boşanmışlık" hali olarak tanımlanmış durumda "siyasal mekan".

Bu nedenle olsa gerek bir devlet meselesi olmaktan toplum meselesi olmaya yönelemiyor siyaset. Siyasetin yüzü devlete dönük, devlet de siyaseti kendi "mahrem alanı" içinde bir konu olarak ele alıyor. Topluma sadece mecburiyetler için bakıyor siyaset ve toplum da siyasete sadece devlete temas edebilmek için bakıyor; herhangi bir "kamusallık" yaratmak üzere zerre prim vermiyor. Bu noktada siyasetin genetik olarak modernleşememesi ile karşı karşıyayız demektir. Ne kadar modern araçlar ve modern söylemler kullanıyor olursa olsun, siyaseti tanımlayan ana eksen hala arkaik.

Oysa epey zamandan beri topluma ufuk çizen siyasi tartışmalardan yoksunuz. Dünyaya yeni siyasal eklemlenmeler ve ayrışmalarla bakma ihtiyacı bu toplum için ekmek ve su kadar acil bir ihtiyaç haline geldi. Bunun yanı sıra gündelik hayatımız dökülüyor. Her noktada dikişleri sökülüyor gündelik hayatın. Yağmurun yağması bile doğal bir olay olmaktan anında çıkıyor ve yağmur önce sele, sonra felakete dönüşüyor. Eğer karın yağması bu ülkede insanların soğuktan donarak ölmesine yol açıyorsa, toplumun gündelik hayatını örgütleyememesinden kaynaklanan bir durumdur bu. Ve siyasi bir sorundur. Bu ülkede çıplak bir gerçek artık bu.

Siyasete yeni eklemlenmeler ve ayrışmalar gözüyle ve gündelik hayat pratiklerini de istihdam ederek bakmak, bugün en çok ihtiyacımız olan şey.


27 Aralık 2001
Perşembe
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED