|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Patron yamaklarının tespitleri bir bakıma doğru: Yasakçı maddelerle dolu çağdışı RTÜK Yasası'na çok az sayıda gazete ve bir elin parmaklarını geçmeyen sayıda yazar karşı çıkıyor... Ancak, koroya yeni katılan holding medyası aslanlarının karşı çıkanları 'dinciler' diye tanımlamaları çarpıtma. Basın özgürlüğünün değerine inananlar çok geniş bir yelpaze oluşturuyorlar; nerdeyse gökkuşağının bütün renkleri aramızda. Türkiye 28 Şubat'ın yapay bölünmüşlüğünü geride bırakıyor ve özgürlükçüler, ilk kez, çıkarcıların karşısında omuz omuza... RTÜK Yasası bu bakımdan da önemli. Patrona, medya gücünü elinde tuttuğu halde borsada işlem yapabilme ve devlet ihalelerine girebilme hakkı gerekiyordu; bu haklarına kavuştu... Yabancılarla kuracağı ortaklıkların tanınmasını, istediğinde yabancılara satabilmek için televizyon kanalındaki hisselerini kendi üzerine kaydedebilmeliydi; onu da elde etti. İktidarın baştan çıkartıcı etkisiyle ne yaptığını bilmeyen siyasiler, izlerini kaybettirmek için, medyayı susturmak zorundaydılar; onlar da muratlarına erdiler. Halkın oyuyla yerleştikleri koltuklarda halka sırt çevirenler yaptıklarının duyulmasını istemezler; RTÜK Yasası yürürlüğe girdiğinde, sadece televizyon kanalları ve gazeteler değil, internet de gerçekleri ileten bir mecra olmaktan uzaklaşacak... "Halkın haber alma hakkı" sizlere ömür... Sadettin Tantan'ı içişleri bakanlığı koltuğundan uzaklaştıran operasyonun, Meclis'in RTÜK Yasası'nı çıkarma ile meşgul edildiği günlere rastlaması elbette tesadüf değil. Eş zamanlı bir başka gelişme, 'yolsuzluk dosyaları' konusunda uzmanlaşmış savcıların geriye çekilmesidir. İçişleri bakanlığı yolsuzluk konusunda duyarlığını yitirince hortumcular rahat nefes alacak, savcılar dişli sanıkların üzerine gitmeye cesaret edemeyecek, yasaklarla hizaya getirilmiş medyayı ölüm sessizliği kaplayacak... TOBB'un son on yılda 195 milyar dolara ulaştığını rapora bağladığı soysuzlukları yapanlara böylece gün doğacak... Tek sorun, basın özgürlüğüne getirilen sınırlamaların bugünün dünyasının gittiği yöne ters olması. Türkiye, İMF ile imzaladığı anlaşmalarda 'saydamlık' sözü vermiş bulunuyor; 'saydamlık' ancak gerçek anlamda basın özgürlüğüyle sağlanır... Avrupa Birliği'ne sunulan 'ulusal program', bu yüzden, 'RTÜK yasasında değişiklik yapmama'yı öngörüyordu... Türkiye, bu yasayla, dışarıya verdiği vaatlerden dönmüş oldu. Dışarının yasaya tepkisi, Türkiye konusunda 'samimiyet sınavı' yerine geçecek. 'Saydamlık' diyenler, tekelcilik ve kartel mantığının yanlışlığını ileri sürenler, Türkiye'de resmî çevrelerin medyanın suskunlaştırıldığı konularda yaptığı yanlışları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eliyle yüksek cezalara çarptıranlar, basın özgürlüğünü ayaklar altına alan yeni RTÜK Yasası konusunda itiraz sesi yükseltecekler mi bakalım? Kuşkumuz, Türkiye gibi ülkelerin, özgürlük tanımayan yönetimlerce dışarının oyuncağı haline düşürüleceğini bilmemizden kaynaklanıyor. Sınav da zaten orada: Türkiye'nin gerçek dostları, manipüle etme fırsatı vereceği halde, basın özgürlüğünün rafa kaldırılmasını kabul etmeyecek; ülkemizi 'kobay' olarak kullanma niyetinde olan kötü niyetliler ise, çıkarlarına daha uygun olduğu için, basının susturulmasına ses çıkartmayacaktır. Bakalım, kim, nasıl davranacak? Ne demek istediğimizi biraz daha açalım: Son zamanlarda tartıştığımız konuların hemen hepsi, bir biçimde, dışarıyla irtibatlı. Rusya, Amerika, Fransa, Kanada, İtalya, İspanya, Almanya gibi ülkelerin çeşitli devlet ve özel sektör kuruluşları, Türkiye'de yapılan ihalelerde Türk ortaklarla birlikte yer aldılar. Sözgelimi 'mavi akım' projesi, Gazprom ilişkisiyle Rusya ve Almanya, Karadeniz altından geçecek boruların döşenmesi yönünden İtalya, proje finansmanı bakımından ise bir çok başka ülkeyle irtibatlı. Konuyu daha iyi anlama amacıyla, bir anlığına, burunlara gelen pis kokunun 'gerçek' olduğunu varsayalım: Bunu, medyaya getirilen dolaylı sansür yüzünden bizler öğrenemeyeceğiz; ancak -eğer varsa- proje etrafında dönen 'kaşkarikolar', o işlemlerde yer alan yabancı şirketler tarafından kendi ülkelerinin istihbarat birimleriyle paylaşılacağı için, Türkiye şantajlara açık hale gelebilecek... 28 Şubat'ın cadı kazanına odun taşıyanlar, o sürecin ekonomik ve siyasî sonuçlarının ülkeye giydirmeye hazırlandığı deli gömleğini yeni yeni fark etmeye başladılar. Bu bir kazanç. Atı alan Üsküdar'a ulaştı, orayı da geçmeden derlenip safları yeniden toparlamamız şart.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |