|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hadi bakalım, yeni RTÜK yasası da hayırlı olsun! Güzel rejimimiz daha bir güzelleşecek; "kelâm hürriyeti" daha bir serpilecek! Cengiz Çandar'ın yazılarının yanına özellikle yerleştirildiğini sandığımız "Cinlerin esrarı" adlı yeni diziden esinlenerek, memleketin "Cin çarpmışa" döndüğünü söylemek yanlış olmasa gerek! Söz konusu dizi Çandar'ı da çok etkilemişe benziyor; geçen gece sadece (ve sadece) 55 red oyuna karşılık 203 kabul oyuyla TBMM'den geçen RTÜK yasasını bir güzel gözden geçirirken şöyle diyor: "Yasa, gayet 'cince' hazırlanmış." ...Anadolu'da içinde "cin tâifesi"nin merkez rol oynadığı yüzlerce hikayeyle çıldırmanın eşiğine gelmiş çocukları teskin etmek için büyükler pek güzel bir lâf ederlerdi: "Sen 'cin'i, 'hortlağı', 'hayalet'i, 'ölü'yü kafanı takma; bu dünyada hayatta olan insanlardan daha "cin"i bulunamaz, korkacaksan asıl onlardan kork!" Yalan mı? Daha "cince"sini kim, hangi cin akıl edebilir? Düşünebiliyor musunuz, sadece "55 red oyu"? Düşünebiliyor musunuz, bu 55 oyun sadece 9'u DYP grubundan... Tansu Çiller'in RTÜK yasa tasarının görüşüldüğü hiçbir oturuma katılmaması çok "cince" değil mi? Bütün bunların üstüne üstlük bir de Tantan'ı yediler! Oysa Tantan onlar gibi miydi? Dürüst ve güvenilir olmasının yanı sıra, hukuk devletinin yılmaz savunucusu da değil miydi? Geriye sadece bir tanesi kalmış olan "Birkaç İyi Adam"ın en popüleri olan Tantan, görev başında bırakılsaydı bizi (yani "okur/yazar/konuşan/dinleyen"i) hangi rejimden apartıldığı meçhul olan RTÜK yasasının kötülüklerinden korumak için enerjisinin son damlasına kadar mücadele vermez miydi? Bu da sorulur mu, tabii ki mücadele verirdi. Aynen "Hayata Dönüş Operasyonu"nda olduğu gibi; aynen kendi gitmiş adları yadigâr kalmış onlarca operasyonda olduğu gibi; aynen işkenceyle suçlanan polislerin de af kapsamına alınmasını gerektiğini savunduğu gibi; aynen İstanbul'un göbeğinde bir karakoldan "filistin askısı" çıkması karşısında hiç şaşırmaması ve "Onun adı sopadır!" diyen İstanbul Valisi ve "sopa"yı "münferit bir sopa" olarak kabul eden İstanbul Emniyet Müdürü'nü anlayışla karşılaması gibi; aynen "asayiş operasyonlarının siyasi bir yön almasında, emniyet ve devlet işleyişinin militerleştirilmesinde" önemli rol alması gibi... Ama endişelenmeyin; merkez medyanın neredeyse "Habeas Corpus"ün ete kemiğe bürünmüş bir hali olarak takdim etmeye çalıştığı yeni İçişleri Bakanımız'ın da benzer bir mücadele içinde olacağı anlaşılıyor. Star'dan Sabahattin Önkibar'ın "Tantan dönemine ait 'polis devleti' nitelemesini" sorması üzerine verdiği şu cevaba bakın: "Hayır ben o nitelemeyi kabul etmem. Türkiye Cumhuriyeti demokratik hukuk devletidir. Bu, dün böyleydi, bugün öyle ve yarın da öyle olacak."(!) Demek insan "ne buldum" dememeli, "ne bulacağım" demeli! O ne kararlılık öyle! Demek "dün böyle, bugün öyle" olması da yetmiyor; illâki "yarın da öyle olacak"! Siz şimdi gelin de, Hüsamettin Özkan'ın (tanıdığınız Hüsamettin Özkan'dan söz ediyorum) Tantan'ı istifadan vazgeçirmek için ısrarla tekrarladığı şu sözleri gönülden desteklemeyin: "Biz seninle kabinede en yakın arkadaşız. Hacım, sen (beni?) nasıl yalnız bırakıp gidersin?" Sözü nereye getirmeye çalıştığımı tahmin etmişsinizdir. Birçokları gibi ben de artık bu "ilkesiz" taraftarlıktan bıktım... Biz "sade vatandaşlar" illâki iki "sakıncalı"dan birisini seçmek zorunda mıyız? Biz "sade vatandaşlar" yolsuzluğu neredeyse meslek edinenlere olduğu kadar, hukuk ilkelerini babalarından gördüğü gibi anlayıp uygulayanlara da aynı derecede uzak duramaz mıyız? "Düşmanımın düşmanı -hiç değilse şimdilik- benim dostumdur" gibi sakat mı sakat bir düsturdan başka seçenek yok mu? Adalet, hürriyet, eşitlik ve refah gibi temel siyasi kavramlardan "yeni oluşumlar" çıkartmak o kadar mı zor? "Zor" diyorsanız onun da cevabı var: Ne yaparsınız ki, hayatta güzel şeyler her zaman "zor" hatta "çok zor"... "Güzel" olmaları zaten "zor" olmalarından kaynaklanıyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |