|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Okurumuz Kahraman Eroğlu, dünkü "Okurdan yazara, imamdan Ofli Hoca'nın 'taava'sına..." başlıklı yazıdan dolayı 'Düzeltme' konulu 'e-mail' göndermiş. Diyor ki 'gasteci' yanlış, 'gazeteci' doğru; 'meyl' yanlış, 'mail' doğru. Teşekkür ederiz. Maksadım dil tartışması yapmak değil. Yalnız, yabancı dilden gelen kelimelerin bazı değişikliklere uğrayarak kullanıldığını sanırım kabul etmemek olmaz. Television yazmıyor ve konuştuğumuz şekliyle 'Televizyon' yazıyoruz mesela. O halde niye 'mail' yazıp 'meyl' okuyalım? Yabancı kelimelere Türkçe karşılık bulma niyetinde olanların da "e-mail" yerine "e-posta"yı tercih ettiklerini biliyoruz. Mail'den daha güzel gelebilir. Fakat orada geçen "e"nin açılımı olan "elektronik" hangi ölçüye göre bizim? Hatta, "posta" ne kadar Türkçe? Bu kelimelerin ikisi de köken itibariyle yabancı olmasına rağmen, artık dilimize yerleşmişler ve postayı "post", elektroniği de "electronic" şeklinde yazmıyoruz bildiğim kadarıyla. * * * İnternet üzerinden elektronik posta, e-posta, e-mail ya da meyl göndermek yahut kimilerinin dediği gibi internetten meyletmek için gerekli olan @ işaretine bazı arkadaşlarımız "güzel a", "kuyruklu a", "şık a" gibi isimler bulmuşlardı. Yine de bu işarete İngilizce'de olduğu gibi "et" deniyor çoğunlukla. Murat Kayacan dostumuz, bakın neler döktürmüş yine: Artık @ yiyemiyoruz. @me bulma dünyası! @liye sütlüye dokunmazsan sorun yok. @in ne budun ne kardeşim! @i bisküilerini kim üretiyor biliyor musun? Biz de bazı ilavelerde bulunabiliriz... Sandal@lerini almayı unutma. Gönlümü bu şekilde f@h@men mümkün değil. Derviş, sürekli sabr@memizi tavsiye ediyor. Bu s@i kazanan maçın galibi olacak. Şu @ işar@ine gıcık oluyorum arkadaş! * * * "Gasteci" demekle ilgili fazla laf etmeye gerek görmüyorum. Onca zahmet edip bize yazan değerli okurumuza biz de bir fıkra gönderelim. İki arkadaş ormanda dolaşmaya çıkmışlar. Yorulup oturduklarında birisi "Ormanın güzeliğine bak!.." demiş yanındakine. Öteki cevap vermiş: - Ağaçlardan göremiyorum ki.
Pahalı tedaviBob psikoloğa gider: "Doktor Bey, yardım etmelisiniz. Gece yatağıma yatınca yatağın altında birinin olduğunu düşünüyorum. Yatağın altına yatınca da bu kez üstte biri var gibi geliyor. Alt, üst, alt, üst... Delirmek üzereyim." "Sizi bir yılda iyileştiririm, yalnızca kendinizi benim ellerime bırakın yeter. Bana haftada üç gün gelin, sizi korkularınızdan kurtarayım." "Bunun için ne kadar ödemem gerekiyor?" "Seans başına yüz dolar." Bu rakamı yüksek bulan hasta, bu sorunla yaşayabileceğini düşünür ve doktorun yanından ayrılır. Aradan birkaç ay geçince yolda Bob'a rastlar. Neden bir daha gelmediğini sorar. "Seans başı yüz dolar istemiştiniz. Ben o işi toplam on dolara hallettim." "Nasıl?" "Marangoz geldi ve yatağın ayaklarını kesti." (Filiz Demiral, Bütün Dünya) Yeni bakan da istifa eder"Yolsuzlukla mücadele sürecek!.." diyen yeni İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, iddia ediyoruz ki her halükârda istifa edecek. (Burada "Nasıl yaani?" demeniz gerekiyor.) Varsayalım dediniz. Bu durumda bize de vaziyeti açık etme görevi düşer. Şöyle izah edelim: Yücelen, dediği gibi yolsuzlukla mücadele ederse, Tantan örneğinde olduğu gibi, birtakım mihraklar rahatsız olur. Akibet aynı! Eğer yolsuzlukla mücadele etmezse, göreve gelir gelmez ilk açıklamasında söylediklerini yapmadığı ve halka yalan beyanda bulunduğu için istifa etmesi gerekir. Farelerin peyniri
Bir araştırmacı, sabır ve dikkatle çalışarak iki fareye acıktıkları zaman burunları ile bir zile basmayı öğretti. Üç gün sonra farelerden biri: - Enayiyi amma alıştırdık yahu... Her zile basışımızda peynir veriyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |