T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Tantan'ın lehinde veya aleyhinde olmak...

Yaptığı olumlu işler sebebiyle, kamuoyunda haklı bir ilgi ve destek elde etmiş bir kişi Sadettin Tantan. Mesut Yılmaz tarafından görevinden alınması "çok yönlü çağrışımlara" konu oldu. Bu olayla beraber, Yılmaz aşırı yıpranmış mı oldu, yoksa siyaset yapma biçimi açısında tamamen pürüzsüz bir zemine mi kavuştu sorusu ortada hâlâ.

Bizi ilgilendiren ise, sistem üzerine analiz yapanların bir kere daha "kompartımanlaşmış bir tutum" içine girmeleri. Pekçok olayda olduğu gibi, sadece aktörler üzerinden analiz yapan ve analitik olmaktan ziyade normatif tutumlar geliştiren bir söz ve kalem erbabımız olduğu bir kere daha göründü gözümüze. Siyaset algısı, Tantan ve Yılmaz dilemmasına girmiş bulunuyor böylece. Peki bu sağlıklı bir durum mu? İster Tantan'dan yana tavır koyulsun, isterse Yılmaz'dan yana, sağlıklı bir durum değil bu.

Türk siyasal hayatı, "siyasallaşma süreçleri" üzerinden değil sadece "siyasal aktörler" üzerinden çalışıyor uzun zamandan beri. Bu da siyasal hayatımızın, hem "siyasal derinlik" kazanmasını, hem de "siyasal model" üretme yeteneğini geliştirmesini engelliyor. Zaten "siyaset"in toplumsal "tutunum" noktalarını üretememesini, toplumsal yaşamın "dikiş"lerini yerinde ve zamanında atamamasını bu noktada belirlemiştik.

Fakat tek yönlü bir süreç değil bu. "İstikrar" adına toplumu cendereye sokanlar nasıl bir siyaset ve toplumsallık algısına sahipse, toplumu cendereden çıkarmak adına çeşitli demokratikleşme tekliflerinde bulunanlar da "yöntemsel" olarak aynı siyaset ve toplumsallık algısına sahipler. Her iki taraf da "siyasal aktörler"in hangilerinin gitmesi ve gidenlerin yerlerine hangilerinin gelmesi gerektiği tartışmasına indirgenerek "siyasal konum" belirliyor. Fark ve çatışma sadece beğenilen ya da beğenilmeyen aktörlerin uyuşmamasında. Bütün bu tabloda "siyasallaşma" diye bir sürecin ne olduğu ve nasıl işlemesi gerektiği sorusuna cevap arayan yok.

Yolsuzluklar konusunda son derece olumlu bir performans görüntüsü veren Tantan'ın, yolsuzlukların üstüne gitme biçiminin demokrasiye ve siyasete katkısının ne olduğunun da sorulması gerekiyor bu aşamada. Bu soru Yılmaz'ın artık son derece görünür olan olumsuz ve kabul edilemez siyasal işlevinin sorgulanması kadar hayatidir. Şu anki toz bulutu yüzünden ihmal edilen bu soru, aslında "ertelenebilir" bir soru değildir, bunun işin ilk başında sorulması ve sürekli güncellenmiş cevaplarının aranması gerekiyordu.

Yolsuzlukların üstüne gitme konusunda göz dolduran Tantan'ın "hayata dönüş operasyonu" adlı cezaevleri operasyonu sırasında nasıl bir tutum takındığı hatırlarda mı acaba? Adalet Bakanı'nı verdiği sözlerden vazgeçmeye zorlayan sürecin Tantan tarafından tetiklendiği ve üstelik hazırlıkların bir yıldan beri sürdürüldüğünün Tantan tarafından açıklandığı unutuldu mu? Ülkenin yurttaşlarına kamu görevlileri tarafından "kötü muamele" sınıfına giren uygulamalar yöneldiği zaman, yolsuzlukların üstüne giden bir İçişleri Bakanı'ndan "kötü muamele"ye karşı vurgulu bir sesin çıktığını duyan oldu mu? Veya son çıkan RTÜK yasası hakkında Tantan'a görüşü sorulsa, ne diyeceği bekleniyor acaba? Bu yasa hakkında Tantan demokrat bir tutum belirleyerek muhalefet mi ederdi, yoksa asayiş mantığı içinde bu yasayı olumlu mu görürdü?

Bu soruları niye soruyoruz? Herşeyin siyasal aktörler saflaşmasına indirgendiği bu ortamda bu soruları sormanın, birileri tarafından kolayca Tantan'a Yılmaz tarafından yöneltilen tasfiye operasyonunun olumsuzluğunu hafifletmek kategorisine ötelenebileceğinin farkındayım. Fakat bu köşede Yılmaz'a yöneltilen eleştiriler dikkate alındığında, bunun boş bir itham olacağı açıktır. O zaman mesele bellidir. Tantan yolsuzluklar konusunda olumlu bir işlev görse de, bu işlev ile "siyaset" ve "demokrasi" arasında doğru bağlantılar olduğu görüşü, olayı dışardan izleyenlerin görüşüdür. Bizzat Tantan'ın iş yürütme biçimi, yolsuzlukların üstüne gidilmesinin "salon içi kavga"nın bir türevi olduğunu, bu kavga ile siyasallaşmanın ve demokratikleşmenin geliştirilmesinin hedeflenmediği görülmüştür.

Bir kere daha "siyaset" ve "demokrasi" konusunda "zemin" belirlemeden, Tantan ve Yılmaz arasında "konum" belirleme uğraşına düştü mevcut aktörler. Bu açıdan demokratik özlemleri olduğunu söyleyenler, otoriter özlemleri olanlardan geri kalmıyor. Bu karambol içinde de sürekli siyasal aktörler konuşulurken, siyasallaşma süreçlerini konuşmaya fırsat kalmıyor.


9 Haziran 2001
Cumartesi
 
ÖMER ÇELİK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED