T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mavi Akım: İtiraf ve suçüstü (2)

Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak'ın aslında Başbakan'a yönelttiği ve "Mavi Akım'la ilgili alım-satım anlaşmasının Dışişleri arşivinde bulunup bulunmadığını" sorguladığı yazılı soru önergesine cevabında, bulunmadığını "itiraf" etti. Toprak'ın yazılı soru önergesini ve Cem'in cevabını dün bu köşede tartıştık.

İsmail Cem, uluslararası politikanın en temel "siyasi ve stratejik" konularından biri olan "enerji"ye, tümüyle bir "ticari mesele" gibi yaklaşarak, kendi işini savsakladığı gibi, Türkiye'ye atılmış kocaman ve "stratejik" bir kazık olduğuna artık pek az kişinin kuşkusu kalan "Mavi Akım" ile ilgili "alım-satım anlaşması"nın Türk Dışişleri arşivlerinde bulunmamasını "doğal" göstermeye çalışıyor.

Devlet kuruluşu Botaş ise, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kimliğini uluslararası sahnede temsil eden Dışişleri Bakanlığı'ndan, uluslararası nitelikteki bir anlaşmayı gizliyor ve defalarca talep edilmesine rağmen Dışişleri'ne vermiyor.

Türk Dışişleri, Rusya'nın Türkiye'ye doğalgazı kaça sattığını bilmiyor ve Bakanı öğrenmek istemiyor ama Türkmenistan Devlet Başkanı biliyor. Eski Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'i, 1999 sonbaharında Aşkabad'da, hem de Türk gazetecileri ve televizyoncuları önünde, "Size 40 dolardan vereceğimiz gazı, gidip Ruslar'dan 117 dolara alıyorsunuz" diye azarlamamış mıydı…

İsmail Cem, merak etsin ve koalisyon ortağı Mesut Yılmaz'a, Dışişleri'nin "Mavi Akım" ile ilgili gelişmelerden niçin ısrarla dışlanmak istendiğini sorsun. 1997 Aralık ayında dönemin Rus Başbakanı ve Gazprom yöneticisi Viktor Çernomirdin, Mesut Yılmaz tarafından Ankara'ya apartopar getirtilip, yangından mal kaçırır gibi Mavi Akım'a ilişkin Çerçeve Anlaşması'nın imzalandığı görüşmeye niçin Dışişleri'nden kimse alınmamıştı? Gerçi, dönemin Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Yaman Başkut, son dakikada binbir gayretle görüşmeye katılıp, kurtarılabileni kurtarmaya çalışmıştı ama kapılar niçin Dışişleri'ne kapatılmak istenmişti? İsmail Cem, bu toplantıya ilişkin olarak Güneş Taner'in bilgisine ve izlenimlerine de başvurabilir.

New York Times'da geçen hafta yayınlanan ve Türkiye'de büyük yankılar uyandıran Doug Frantz imzalı yazıda, "Türk Dışişleri'nin ve askerin, Mavi Akım'a karşı olduğu", Türk üst düzey yetkililerine dayanarak belirtilmişti. İsmail Cem, Bakanlığından mı yana, Mesut Yılmaz'dan mı?

Türkiye'ye sokulan "Mavi Akım kazığı", 13. Petrol Kongresi'nde de konu edildi. İşte, "Türkiye'nin Doğalgaz Stratejisi: Dünü, Bugünü, Geleceği" başlıklı tebliğden bazı satırlar:

"Stratejik olarak Rusya ile işbirliği oldukça sakıncalıdır. Rusya'dan ek olarak gaz alınacaksa niye Karadeniz'in altından daha pahalı olarak alınmaktadır. Mavi Akım yerine "İzobilnoye-Batum-Erzurum" seçeneği ele alınabilirdi. Karadan döşenecek bir hat hem teknik yönden ve hem de maliyet açısından daha uygundur. Türkiye vakit geçirmeden bu hattı değerlendirmelidir. Büyük teknik zorluklarına rağmen Mavi Akım'ın devreye sokulmak istenmesi, Gazprom ve Saipem'in Mavi Akım'a bir prestij projesi olarak baktıklarına ve projeyi ileride reklam aracı olarak kullanmayı hedeflediklerine işaret ediyor. Bilinçsiz olarak Türkiye birtakım riskleri üstlenip buna olanak sağlamıştır."

Tebliğde, "fiyat olarak proje birim maliyet", Mavi Akım'da 130 dolar, Türkmen gazı ise 80 dolar olarak veriliyor. Ayrıca, Azeri doğalgazından da söz ediliyor ve Türkiye'nin Azerbaycan'dan alabileceği doğalgazın hacim olarak -muhtemelen Mavi Akım yani Rusya uğruna- "düşük tutulması"na dikkat çekilerek şu gözlemlere yer veriliyor: "Maliyetlerinin uygunluğu ve stratejik avantajları düşünüldüğünde Türkiye, Azeri ve Türkmen gazlarını tercih etmeliydi. Türkmen doğalgaz kaynaklarının varlığı Mavi Akım anlaşmasının imzalandığı Aralık 1997'den çok önce biliniyordu. Azeri gazının Türkiye için yeni bir şans yarattığı ise Şahdeniz sahasının keşfiyle 1999 yazında kabataslak biliniyordu. Buna karşın Türkiye'de "Rus Lobisi'ni oluşturan çevreler Şahdenizi'ni görmezlikten geldiler. Türkiye Mavi Akım'a öncelik tanıdı, ondan vazgeçmek istemedi. Şimdi birtakım çevreler "Çaremiz yoktu, karar Meclis'ten öyle çıktı" vb. demeye getirerek konuyu geçiştirmeye çalışmaktadırlar. Türkiye konuyu kendisi için tam değerlendirememiş, önemli bir fırsatı kaçırmıştır."

Bu arada, DPT ile Enerji Bakanlığı'nın Türkiye'nin enerji ihtiyacına ilişkin tahminleri de birbirini tutmuyor. Enerji Bakanlığı'nın, 2010-15 yılları itibarıyla belirlediği enerji ihtiyacının, Türkiye'nin "gerçek enerji ihtiyacı"nın ve DPT rakamlarının hayli üstünde olduğu da 13. Petrol Kongresi'nde ifade edildi. Niçin? Mavi Akım "soygunu"na zemin hazırlamak, Türkiye'yi Rusya'ya "enerji bağımlısı" yapmak ve bu işten bazılarının ceplerini doldurmasını mümkün kılmak için mi?

Bu soru da cevabını bekliyor…

Konunun asıl ilginç tarafı, bizzat Rus kaynaklarının "Mavi Akım"ı nasıl değerlendirdikleri… Rus dergilerinde çıkan "Mavi Akım Projesi"ne ilişkin yazılar, Rusya'nın bu işe ne kadar ve neden önem verdiğini ortaya koyarken, bu işe balıklama atlayan "Türk unsuru"nun nasıl kendi dar çıkarları uğruna Türkiye'nin "ulusal çıkarları"na ağır bir darbe indirdiğini de gözler önüne sermiş oluyor.

Bunu da bir sonraki yazımızda aktaracağız. Türkiye'ye atılan Mavi Akım kazığının peşini bırakmayacağız demiştik ya…


17 Haziran 2001
Pazar
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED