|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sınırlı hayatla sınırsız hayatı kazanmak için, dünyaya bakışın bütünüyle değişmesi gerekiyor. Dünyayı ahiretten bağımsız olarak düşünmek, insanı hem fiziksel hem de ruhsal olarak bunaltıyor. Sözkonusu bunalımın önünü almada ana görev sanat ve edebiyat ustalarına düşüyor. Onlar görünmeyen dünyanın doğrularını, görünen dünyaya taşıyamazlarsa, ilkesizlik, bugün olduğundan çok daha büyük boyutlara ulaşır. Belediye Başkanı Mehmet Bingöl Ümraniye'yi bir üretim kenti olma yanında bir de kültür kenti haline getirmek için büyük gayret gösteriyor. Belediye yöneticileri, "kültür" ve "sanat"sız "temiz bir sanayi" ve "krizsiz bir ekonomi" olmayacağının bilincindeler. Bunun için her fırsatta edebiyat ve kültür ustalarını anma programları düzenliyorlar. Kültür müdürü Recep Garip'in öncülüğünde düzenlenen bir "dostlar meclisi"nde rahmetli Cahit Zarifoğlu anıldı. Ferman Karaçam, Ahmet Şirin, Recep Yumuk ve Osman Bayraktar Zarifoğlu'nun şiir dolu, geniş ve zengin dünyasını anekdotlarla anlattılar. Seyfullah Kartal ve Garip anlaşılması güç diye bilinen şiirlerinden, dinleyenleri büyüleyen örnekler sundular. Ben Zarifoğlu'nu ilk defa yetmişli yılların başında Ankara'da tanıdım. "Yedi Güzel Adam" isimli, ikinci şiir kitabını hazırlamıştı. Birkaç yayıneviyle görüştük. Nuri Pakdil kitabın "Edebiyat Dergisi Yayınları" arasında yer almasını uygun gördü. Zarifoğlu yediveren gülü gibi, her parmağında yedi marifet vardı. Ancak çok alçakgönüllü hiçbir zaman önde görünmeyi istemezdi. Nerede bir kültür ve sanat çalışması varsa, orada o mutlaka olurdu. Kimseyi kırmaz, hiçbir yardım talebini geri çevirmezdi. Kusur derecesinde cömertti. Mavera'nın bütün yükünü taşırdı. Dergi için Avustralya'dan Amerika'ya kadar herkese bıkmadan usanmadan günde en az on tane mektup yazardı. Yüz yüze görüşemediklerini mektupla harekete geçirirdi. Dergiye abone olmaları için, dünyanın önde gelen üniversite ve kütüphanelerine mektup yazmıştı. Bir ara Mavera'nın yüzlerce yurtdışı abonesi olmuştu. Onun bıkıp usanmadan yazdığı mektuplarla Mavera dünyanın önde gelen üniversitelerinin kütüphanelerine girmişti. Zarifoğlu Ankara'dan bütün dünyaya yetişirdi. Afganistan'ın Ruslar tarafından işgal edilmesiyle çekilen bütün acıları yüreğinde duydu. Ana dili Türkçe olmayan Afgan Meral Maruf'u cesaretlendirerek usta bir öykücü olmasını sağladı. Afganistan belgeselinin çekilmesi için Tofaş'tan iki araba sağlama projesinde de onun imzası var. Firma yetkilileri arabalarının tanıtım programını çok çekici buldukları için, proje ekibine iki araba vermeyi hemen kabul etmişlerdi. Yıllar sonra ünlü reklamcı Jacques Séquéla'nın benzer bir projeyi Citroen firmasına sunduğunu öğrendik. Séquéla hatıralarında bu projesini büyük bir keyifle anlatır. Zarifoğlu'nun her alandaki başarısının kaynağında biraz da şiirdeki ustalığı yatardı. O sözün sultanı olmanın verdiği bir güvenle, kimsenin cesaret edemediği işlerin üstesinden kolaylıkla gelirdi. Şiir gibi güç bir alanda başarılı olan Zarifoğlu, ustalığını her alanda göstermişti. Şiirinin karmaşık, anlaşılması güç, bir imaj çağlayanı olduğunu söyleyenlere, ilk olarak uzmanlık alanını sorardı. Ardından da "ne yapalım, herkes her alanda uzman olamaz, bende botanik'ten hiç anlamam" derdi. Zarifoğlu, şiiriyle okuyucuyu rahatlamak yerine tam tersine tedirgin eder. Okuyucunun yanına gitmez, onu elinden tutup kendi yanına çekmeye çalışır. O şiiriyle insanı silkeler, adeta "fizikten fizik ötesine geç" diye zorlar. Mavera sanatla perdeleri aralayıp, fizik ile metafizik arasındaki uyum ve düzeni sağlamaya çalışanların dergisiydi.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |