|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir kere âşık olduğuna karar veren kimsenin iç çatışması da başlamış olur. O, artık istikrarını yitirir. Onun bütün gayesi, sevgiliye kavuşma noktasında kilitlenir. Ona kavuşuncaya kadar giriştiği savaşımda başına gelecek zilletin izzetten farkı yoktur. Genişlikle darlık, varlıkla yokluk, aydınlıkla karanlık, yükseklikle aşağılık, devinimle sükûn arasındaki çatışma âşığın kalbinde yansımasını bulur ve bu kargaşa onun kalbine yerleşip orada sürer. Ne var ki, bu zıt unsurlar arasındaki çatışmada, âşık, o unsurlardan birinin yanında yer alamayacak denli de kayıtsızdır onlara. Veya şöyle söyleyelim: eğer âşıkın yolunu açmaya ve onu sevgiliye ulaştırmaya medar oluyorsa, o, izzete karşı zilletin yanında yer almayı ve izzete karşı savaş vermeyi tercih eder. Aynı şekilde, aydınlığa karşı karanlığın, varlığa karşı yokluğun, yüksekliğe karşı aşağılığın yanında yer almakta beis görmez. Guénon savaşın, bir düzensizliğe son vererek yeni bir düzen oluşturmak olduğunu söylüyor. Başka bir deyişle, bir çokluk ve çeşitliliğin, çokluk ve çeşitlilik âlemine ait olan vasıtalarla birliğe kavuşturulması savaşımıdır bu: düzen, ancak çokluğun ve çeşitliliğin üzerine çıkıldığında, onları birlik içinde tasavvur etmek için her şeyi yalıtık ve ayrık olarak ele almaya son verdiğinde görülür (Yatay ve Dikey Boyutların Sembolizmi, İnsan y. s. 56 vd.). Guénon'un farklı bir bağlamda ileri sürdüğü bu düşünceler, aslında, tam da, bizim, âşıkla maşuk arasında vaki olan ayrılık yüzünden doğduğunu söylediğimiz kargaşaya ve çatışmaya uygun düşüyor. Her ne kadar âşıkla maşuk arasında diyorsak da, kargaşa yalnızca âşık nezdinde vuku buluyor: ikisinin arasında, fakat âşık nezdinde.. Çünkü maşuk bu ilişkinin edilgen tarafında yer alıyor. Eylem ve hareket, dolayısıyla savaş ve savaşım âşığın payına düşen bir uğraş olarak kalıyor. Ta ki, bu ilişkide maşuk da âşık sıfatıyla yerini belirlemeye karar vermiş olsun! Savaş sevenle sevilenin ayrılığından doğuyorsa, barışın ve sükûnun da onların buluşmasıyla hasıl olacağını söyleyebiliriz. Bu, sevgililerin birbirinde yok olmasıyla (tasavvuf terimiyle söylenirse fenafillaha erişmeyle) gerçekleşecektir. Bir kere daha İbn Arabî'ye müracaat
Burada insanın değil, fakat sevginin gayesinden bahsedildiğine dikkat edilmiştir sanıyorum. Ama sevginin de ancak ona istidatlı olan bir kalpte konuşlandığını biliyoruz. Böylece, bu kalbin ontik olarak muradına (vuslata) eriştiği anda sükûn bulacağını ileri sürmemiz imkân dahiline giriyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |