|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Frankfurter Algemeine Zeitung'un 'Türk medyasının efendisi' sıfatını uygun gördüğü, Financial Times'ın kendisinden 'İmparator' diye söz ettiği Aydın Doğan, yanına Hürriyet yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'ü de alıp Alman Cumhurbaşkanı Johannes Rau'ya çıktı... "Bu ne demek?" diye sorduğum bir dostum, "Büyük adamlarım büyük adamları ziyaret etme alışkanlığı vardır; Ahmet Necdet Sezer'le görüşülemeyince, ihtiyaç Rau ile karşılanmıştır" dedi... Bildiğim kadarıyla, Cumhurbaşkani Sezer, patronları da dahil medyayla görüşmüyor; Aydın Doğan bundan sonraki randuvu için yine bir başka cumhurbaşkaninin kapısını çalmak zorunda... Ahmet Sezer cumhurbaşkanı seçildikten hemen sonra 'medya büyüğü' diye bilinenlerden randevu talepleri yağmıştı. Çankaya'dan ses çıkmadı. Hürriyet ve Sabah okurları, bir gün, aldıkları gazetenin yönetmenlerinin de aralarında bulunduğu bir grup işadamı arasında Sezer fotoğrafıyla karşılaştılar gazetelerinin birinci sayfasında... Zeugma'nın baraj suyu altında kalması konusunda duyarlı işadamları, yardımını talep etmek için, Cumhurbaşkanı Sezer'den randevu almışlar, durumu öğrenen Özkök ve Mutlu, "Cumhurbaşkanı ile görüşme" ihtiyaçlarını o heyete katılarak karşılamışlardı... İstanbul Huber Köşkü'nde gerçekleşen o görüşmede işadamı pozundaki iki 'gazeteci'nin durumunu, beraber oldukları grup içindeki bir dost işadamının ağzından dinlerken gülmekten katılmıştım... Ertuğrul Özkök, randevuya, "Cumhurbaşkanıdır, nasılsa geç gelir" diye gecikmeli gitmiş, biliyor musunuz? O gün bugündür, Cumhurbaşkanı Sezer, randevu isteyen işadamlarının listesinin önceden kendisine ulaştırılmasını şart koşuyor. İşadamı pozunda korsan görüşmelerin kapısı böylece kapanmiş oldu. Almanya yollarına düşülmesinin sebebi, dostuma göre, bu. Zafer Mutlu'nun yurtdışına çıkması yasak, Etibank yönetim kurulunun diğer üyeleri gibi onun da pasaportu elinden alındı çünkü. Ertuğrul Özkök'ün öyle bir mânisi olmadığı için, Rau ziyaretine katılarak cumhurbaşkanı ile görüşme ihtiyacını gidermiş oldu... Bu ciddi bir ihtiyaç... Ürdün Kralı Hüseyin'in cenaze törenine Süleyman Demirel katılmıştı... Ertesi gün, Hürriyet'te, cenazeye katılan devlet adamları arasında, tanıdık bir yüz de görünüyordu: Ertuğrul Özkök... Meğer, Çankaya'ya telefon edip "Ben de gelebilir miyim?" diye sormuş, cevap olumlu çıkınca, Cumhurbaşkanı Demirel ile öteki devlet erkânını taşıyan uçağa Hürriyet yönetmeni de binmişti... Heyetin resmi üyelerinden birinin kartını ödünç alan Özkök, 'acar gazeteci' pozunda, dünyanın ünlü simalarıyla omuz tokuşturma fırsatı bulmuştu cenazede... O zaman, aklıma, "Resmi heyete katılan Hürriyet yönetmeni, böyle durumlarda âdet olduğu üzere, devletten yolluk da almış mıdır acaba?" sorusu geldi. Yıllar önce, suikasta uğrayan Hindistan başbakanı İndra Gandi'nin cenaze törenine devlet adına katılan bir bakan, kendisine tahsis edilen ATA uçağına aralarında benim de bulunduğum her gazeteden bir gazeteciyi almıştı. Dönünce, görevliler, bir miktar para uzatarak belgeleri imzalamamızı istediler. Meğer devlet uçağına son anda binersen 'resmi heyet üyesi' olur, harcırah alırmışsın... Merhum Muammer Yaşar'ın uyarısıyla, ben ve o, harcırahı devlete iade etmiştik... Önemli değil, ama Demirel'in uçağına son anda binen Ertuğrul Özkök o harcırah işini ne yaptı acaba? Amaan, bana ne! Berlin görüşmesi içimi rahatlattı; demek Almanlar, Hürriyet'in Almanya ile ilgili yayınlarından eskisi kadar rahatsız değiller... Bir kaç yıl önce, Doğan Medya Grubu'ndan bir gazetenin o zamanki yönetmeni, beni arayıp, ertesi gün yapılacak bir Alman-Türk Gazeteciler Forumu'na dâvet etmişti de ilginç bir söz düellosunun ortasında bulmuştum kendimi. Alman basın yayın müdürlüğü adına foruma katılanlar, ısrarla, Almanya'daki iki toplumun uyumu önündeki en önemli engelin Hürriyet olduğunu ileri sürüyorlardı. Almanya baskısına özel yazarları varmış Hürriyet'in ve sorun bunlarmış... Almanya'da basılan Hürriyet'in İstanbul'da hazırlandığını, başındaki kişinin hayatında Almanya'ya adım atmadığını o toplantıda öğrendim... Almanlar ona ve Hürriyet'e çok kızıyorlardı... Acaba, Rau görüşmesi, 'Hürriyet-Almanya'da bir üslup değişikliğini de getirdi mi? Sözgelimi, Hürriyet'in Almanya baskısında Ertuğ Karakullukçu'nun ağırlığı hâlâ devam ediyor mu? Aydın Doğan ile Ertuğrul Özkök uzun zamandır hasret kaldıkları bir cumhurbaşkanı ile başbaşa görüşme ihtiyaçlarını Johannes Rau ile karşıladılar, ne çare ki RTÜK yasasıyla ilgili kararı o vermiyor, üstelik Alman Cumhurbaşkanlığı, Türkiye ve Almanya'dan yağan mesaj trafiği karşısında şaşkın... Konuta ulaşan bir mesaj benim de elime geçti. Almanca bilmem, ama Rau'ya ulaştırılan şu satırlar, Aydın Bey'in müstehcen yayın sâbıkası olduğuna ilişkin galiba: "Eigentlich habe ich nicht vor, Sie danach zu fragen, weswegen Sie sich in die türkische Innenpolitik einmischen, indem Sie Ihr Amt zu Werbezwecken für Hürriyet und für Herrn Dogan mißbrauchen lassen. Mich interessiert vilemehr, ob Ihnen bekannt ist, daß Herr Aydin Dogan wegen Verbreitung pornographischer Schriften vorbestraft ist." Hürriyet, "Rau abone oldu" haberini verdi okurlarına, eminim Cumhurbaşkanı Rau, ardından bu kadar konuşulan patronun gazetesini daha bir merakla bekliyordur…
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |