|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir yıla yakındır bu sütünda daha çok şiirsel metinler yazmaya, hayatın kıyılarında sevinçleri, hüzünleri, aşkları ve umutları yakalamaya çalışıyorum. Ama bugün görüyorum ki, bu ülkede gerçekten hiçbir şeyin anlamı yokmuş... Gecenin en dayanılmaz yerinde, çılgın gibi dışarıya fırlayıp "Haziran yıldızları"nın altında, "Bu kadar da olmaz" diye bağırmasını bile beceremiyorum. Daha da beteri, umutlarımı yitiriyorum. İçinde korkak "silüetler" halinde gezinip durduğumuz kocaman bir zindan var beynimizin içinde. Belki de hiçbir zaman korkunun duvarlarını yıkıp, özgürlüğün o sınırsız bahçesine geçemeyeceğiz, asi nehirler gibi akıp büyük denizlerle buluşamayacağız hiçbir zaman... Bütün fenerler söndüğünde karanlık ve yalnızlıkla başbaşa kalacağız... Burası Türkiye, geçmişte olduğu gibi gelecekte de çok uzun sürecek bir intiharı yaşayacağız bu ülkede... Yıllardır, yasaklarla, idamlarla biçilen Türkiye, bir kez daha karanlık günlere gömecek umutlarını. Burası Türkiye, buradan çıkış yok... Bizim, evrensel hukuk kuralları, demokrasi ve insan hakları gibi "safsatalar"la ilgimiz olamaz. Biz, Yassıada'larda başbakanını asan bir milletin ahfadıyız. Aslımızı inkar ederek "gavurlar"ın demokrasi ilkeleriyle işimiz olamaz. Bize "as" derler asarız, "kapa" derler kaparız. İşte Fazilet Partisi kapatıldı, bütün Yassıadacıların, Saddam dostlarının, "foseptik çukuru"ndan ülkeye nizamat veren medya patronlarının gözü aydın olsun!.. Her gün yasaklarla biraz daha örtülen Türkiye, tam da sizin hayalinizdeki gibi bir Türkiye oluyor. Artık, evrensel hukuka geçit vermeyen bir Türkiye'de, bundan sonra hortumcuları, soyguncuları daha güzel günler bekliyor. Gün onların günü, demokrasi kahrolsun!.. Çağdaş demokrasiyle yönetilen "açık" toplumlarda "hukuk", bireylerin de, bütün toplumsal kesimlerin de ilk ve son durağıdır. Türkiye gibi her gün demokrasinin ırzına geçildiği ülkelerde ise hukuk, hakların ve özgürlüklerin teminatı değil, "devlet"in teminatıdır. Hayatın da, ölümün de anlamını kaybettiği bu yaralı topraklarda yeniden umutlar filizlenir mi bilinmez. Ama bilinen birşey var ki, o da içimizde sevgiye ayrılan büyük bir parçanın yavaş yavaş çürüyor olmasıdır. Bu kadar nefretin ve "hukuksuzluğun" olduğu bir ülkede nasıl yaşanır bilmiyorum. Şehirlerin kapılarında, zihinlere vurulan kelepçelerle buluşuyoruz her gün... Sevginin ve nefretin ötesinde, anlamsızlığın tam ortasında duruyoruz. Kesif bir "korku"yla kirlenen hayatımızın suç mahallinde, unutulan umutlarla birleşir mi acaba birgün yolumuz? Çünkü, bu ülkede hergün öyle şeyler oluyor ki, dehşete kapılmamak elde değil. Gördüğümüz her resimde, yüreğimizi yırtan her acılı seste yeniden yeniden ölüyoruz sanki. Korkuyoruz, dehşetle doluyor günlerimiz... 20. Yüzyıl'ı kaybeden, 21. Yüzyıl'ı ise fiyaskolarla karşılayan Türkiye tel tel dökülüyor. Devleti kimin yönettiği, hayatımız üstüne kimlerin ne tür kumarlar oynadığını bilmiyoruz. Ama ülkede iyi şeylerin olmadığı kesin. Ve perdenin arkasında pusuda bekleyen birileri bu "karanlık sayfalar"ın arasından "başka bir Türkiye"nin şarkıları üretmeye çalışıyor. Ama nafile... Hep "korku duvarları"na yazgılı değil hayatımız, bu mevsimler de değişecek bir gün... "Kutsal devlet"in sonbaharını yaşıyoruz şimdi... Bundan sonra, belki de çöküşün en zor günlerini yaşayacağız. Biliyoruz ki, değişim kaçınılmaz ve bu değişimin önünde durmak da mümkün değil. Şimdi, bir başka baharda yeniden çiçeklenebilmek için "saklı umudun" koynuna çekiliyoruz. Bu yüzden, ağaç dallarındaki kadar sessiz ve güzel geçmiyor ölüm koynumuzdan... Bu yüzden, kelimelerin içine sığmayacak kadar yakıcı oluyor Haziran'da şarkılarımız..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |