T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Akıl, güçten öncedir

"Efendim Telekom'dan arıyoruz. Biraz sonra telefon kablolarınıza yağ pompalanacaktır. Lütfen tedbirinizi alın". Yirmi kişiden ondukuzu telefonlarını poşetleyip bağlamışlar.

Geçen hafta Konya'daydım. Ticaret Odası'nın artık alıştığımız salonunda işadamı ve öğrencilerle sohbet ettik. Bütün ülkede olduğu gibi, orada da insanların yüzlerinde büyük bir sıkıntı, hatta umutsuzluk geziniyordu. Söz dönüp dolaşıp şuraya geliyordu: Her gün gazeteleri didik didik ediyor, akşamları hiçbir televizyon programını kaçırmıyoruz. Ekonomik krizin nasıl atlatılabileceğine dair herkes birşeyler söylüyor, ama hiçbirini ikna edici bulmuyoruz. Gerçekten hiçbir umut ışığı yok mu? Bitti mi bu ülke, bu devlet, bu millet?

Önce ortamı sakinleştirmeye çalışıyorum. Akıl ve ruh sağlığı için gazete okumayı ve televizyon seyretmeyi bırakmalarını telkin ediyorum. Bu araçlar, sadece suçlu gücün emrinde olmalarından ötürü değil, mahiyetleri gereği umut taşıyıcısı olamazlar. (Madem ki gazete yazısıdır, bu makaleyi de ihtiyatla okuyunuz!) Elbette büsbütün gazetesiz ve televizyonsuz olmuyor; ama kendimizi "gazete okuru" ve "tv seyircisi" haline getirip kısırlaştırmayalım. Sağlıklı düşünmenin en büyük iki engeli bu kurumsal yapılardır. Çünkü insanın zaman perspektifini daraltırlar. Başımıza gelenleri en fazla 100 günlük bir çerçeve içinde değerlendirmeye alıştırırlar. Bize en az 100 yıllık bir zaman perspektifi gereklidir. Hele ülke, devlet, millet gibi kavramları önemsiyorsak; o vakit 100 yıl da yetmez, en az 1000 yıldan başlamamız gerekir. Kapsamlı bir tarih muhasebesi yapmadıkça, gücü aklın önüne koyan bir devlet yapısının sürüp gidemeyeceğini anlayamayız.

Aklı merkeze almayan hiçbir organizasyonun yaşama şansı yoktur. Bu ister şirket, ister devlet olsun sonuç değişmez. Dikkat edin, Türkiye'de devlet, toplumu kıskaca almaya kafa yorup enerjisini ve kaynaklarını bu uğurda harcadıkça, küresel sistem içindeki etkinliği giderek azalmakta, pazarlık gücü düşmekte, ülke güvenliğini bile tek başına sağlama imkanlarından uzaklaşmaktadır. Aynı şekilde, asıl işlerini bir kenara bırakıp, birçok yan işe dalan şirketler de çok geçmeden batağa girmektedirler. Hiçbir kurum, asli işi olmayan meşgalelere dalmamalıdır.

Aklıbaşında 20 adam

Her haliyle 'insan sarrafı' olduğunu hissettiren Mustafa Kabakçı Bey, aklını kullanmamanın sadece devletle veya bir takım şirketlerle sınırlı kalmadığını, ülkemizde fertlerin de acayipleştiklerini (belki hep öyle olduklarını!) söyledi. Mesela geçenlerde aralarından 20 'aklıbaşında' kişi seçmişler. Kimisi memur, kimisi tüccar veya şirket yöneticisi. Tek tek telefon etmişler: "Efendim, Telecom'dan arıyoruz. Beş dakika sonra telefon kablolarınıza yağ pompalanacaktır. Lütfen tedbirinizi alın!" Yirmi kişiden ondokuzu 'tedbirini' almış: Telefonlarını ya leğene koymuşlar, ya poşetleyip bağlamışlar. "Aklını kullanmasını bilmeyen bir toplulukla ne yapabilirsiniz?" diye soruyor Mustafa Bey.

Hayır, diyorum. İnanmak, akletmeye dahildir. Asıl böyle bir toplulukla dünyayı yerinden oynatabilirsiniz. Size itimat edenler, (hesaba kitaba dayanmamak anlamında) rasyonel bir körlük içindeyseler, bu eksikliği eğitimle giderebilirsiniz. Tepeden tırnağa rasyonel, fakat küçük hesaplar içindeki kişi veya kurumlara ise bel bağlayamazsınız. Kendilerinin de, insanlığın da ufkunu karartırlar. Onlarla varılacak hiçbir menzil yoktur. Akıllılık, akılcılığı ihtiva eden, ama kendini onunla sınırlamadığı için ondan farklı olan, beyin kadar kalbe dayalı bir tutumdur. Kalpsiz bir sistemi salt beyin faaliyetiyle yaşatmak ve ileri götürmek mümkün değildir.

Osmanlı'nın muhteşem düşüşü

Konya konferansında çok sayıda sorulardan biri şuydu: "Osmanlı'nın düşüşünün yükselişinden daha muhteşem olduğunu söylediniz. Bir düşüş nasıl muhteşem olur?" Mehmet Genç orada olsaydı da size anlatsaydı bunu. Tıpkı insanlar gibi, sosyal sistemler de ölümlüdür. Sonsuza kadar yaşayan bir toplum sistemi yok. Olması murat edilseydi, her halde Asr-ı Saadet'in bu hususta ayrıcalığı olurdu. Muhteşem düşüş, muhteşem yaşlılık gibi birşey olmalı. Tarihte hiçbir medeniyet barbarların saldırısına güç yetirememiştir. Osmanlı'nın karşısında farklı bir barbar vardı: Sanayi Devrimi'yle muazzam güç biriktirmiş olan Avrupa. Bu büyük ekonomik devrimden iki yüzyıl önce, İspanyollar çok az sayıda insan ve birkaç ateşli silahla koca Amerika kıtasına hakim oldular. Aztec ve benzeri medeni yapıların, Avrupa istilasına karşı çok dayanaksız oldukları görüldü. Oysa Osmanlı'nın sanayileşmiş Avrupa karşısında sahneden çekilişi 20. yüzyılı buldu ve ardından hiç olmazsa Cumhuriyet 'Türkiye'sini bıraktı. Cemil Meriç'in büyüleyen ifadesiyle, "şiirsiz ve şikayetsiz."

İhracata Arjantin modeli mi?

Dolar yine aldı başını gidiyor. Döviz üretme yeteneği olmayan bir ekonomide bundan başkasını beklemek safdillik olur zaten. Ne yapıp edip, döviz kazandırıcı imalat faaliyetlerini özendirmeliyiz. Arjantin bu maksatla geçen hafta iki vitesli bir kur sistemine geçti. İhracat dolarlarına yüzde 8 prim, ithalat dolarlarına ise bir o kadar kesinti uygulamaya başladı.

İhracatçı ile ithalatçı arasında yüzde 16'lık bir fark meydana getirdi. Sayın Derviş benzer bir uygulama düşünürse, bunun Türk ihracatçısının pek de lehine olmayacağını şimdiden söyleyeyim. Başta tekstil/konfeksiyon olmak üzere, hemen hemen hiçbir ihracat kaleminde pazarlık şansımız olmadığından, alıcılar bu farkı bizim şirketlere bırakmaz, o ölçüde fiyat indirimi isterler. Dolayısıyla, kura dayalı teşvikten ziyade, görünmesi zor vergi indirimleri, enerji desteği, vb. teşviklerle ihracatçıyı kollamalıyız. Türkiye'nin tek şansı IMF desteği filan değil, Anadolu sathına yayılmış binlerce küçük imalatçının ihracat kapasitesidir. Ekonomik bakımdan bölgesel güç olamayanları, küresel güçler yutarlar!

Kaşı açılan boksörün taktiği

Stratejinin özü, gelişigüzel hesap yapmak değil, rakiplerinin hesaplarını göz önünde tutarak hesap yapmaktır.

Sohbetlerimizdeki anahtar bir kelime de "strateji" oluyor. Konyevi Ahmet Davutoğlu'nun Stratejik Derinlik kitabı gündeme geliyor hemen. Mayıs ayı ortasında, yani kitap piyasası bakımından en uygun olmayan bir dönemde piyasaya sürülen kitap 15 günde tamamen satıldı, yeni baskısı yapılıyor.

Ahmet Taşgetiren'in "Türkiye'nin başucu kitabı" dediği bu eser, sağlıklı bir yönetim özlemi içindeki her 'akleden' insanın zihnini açacak, ruhunu tutuşturacaktır.

Stratejinin özü, gelişigüzel hesap yapmak değil, rakiplerinin hesaplarını göz önünde tutarak hesap yapmaktır.

Stratejik düşünemeyenlerin uygun taktikler de geliştiremeyeceklerini tam anlatır gibiyken, Seyyit Mehmet Buğa Bey sözü aldı. İmam Hatip yıllarından okul arkadaşları Mehmet Elmalı (sonradan Ladik Belediye Başkanı), Türkiye Boks Şampiyonası'nda kilosunda birinci olmuş. Ertesi yıl ise yarı finale kadar çıkmış; rakibini yenmiş fakat son rauntta kaşı açılmış. Ertesi gün final maçı var ve kaşı ilk iki rauntta açılacak olursa hükmen yenik sayılacak.

Mehmet'in içi içini yiyor; Konya'ya nasıl dönecektir? Şampiyonluğunu bir yıl bile koruyamamış diyecekler! Rakibi hafif bir yumruk sallasa, kaş mutlaka açılır.

Bu düşüncenin verdiği rahatsızlık içinde kıvranırken, tecrübeli antrenörü onu yatıştırmış. "Sen şimdi git iyi bir uyku çek. Kaşını hiç düşünme, ben o işi halledeceğim." Bunu o kadar inandırıcı bir tarzda söylemiş ki, Mehmet rahatlamış, gidip güzel bir uyku çekmiş. Fakat ertesi gün maç saati yaklaştıkça heyecanı artmaya başlamış. Hocası maça 15 dakika kala hâlâ nasıl bir taktik uygulayacağını söylememiş.

İsimler anons edilince hocası hemen herkesi soyunma odasından çıkarmış, Mehmet'le başbaşa kalmış. Bantlı kaşı açmış, pudralayıp silmiş, pudralayıp silmiş, ta ki uzaktan yara filan belli olmayıncaya kadar. Sonra öteki kaşın üzerine yeni bir bant yapıştırmış. Ya Allah deyip ringe fırlamış Mehmet. Rakibi bantlı (sağlam) kaşa yumruk sallamaya başlamış; bir vurmuş, iki vurmuş, kaş açılmamış. Sürekli o kaşa çalıştığı için de açık vermiş ve Mehmet'ten öyle bir kroşe yemiş ki kendini yerde bulmuş.

Maçtan sonra yenildiğine değil, kaşın niçin açılmadığına hayıflanan boksör, iyice yaklaşınca yaralı kaşı farketmiş, fakat tabii ki atı alan Üsküdar'ı geçmiş.


24 Haziran 2001
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED