T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türkiye demokraside en alt kümeye düştü

Türkiye'deki dayatmacı güçler, dünyadaki politik gelişmelere uyum sağlamasını öğrendiler. Demokrasilerde darbelere kesinlikle yer olmadığını biliyorlar. Artık siyasi partiler güçle değil, hukukla kapatılıyor. Türk toplumu, hukukun nasıl siyasallaştığını Fazilet Partisi'nin kapatılmasıyla bir kere daha şahit oldu.

Türk tarihinin ilk siyasi örgütlenmesi, Osmanlı Devleti'ni on sene gibi kısa bir zaman diliminde Anadolu'ya çekilmek zorunda bırakan "İttihat ve Terakki Cemiyeti"dir. Az sayıda "Harbiye" ve "Tıbbiye" öğrencisi tarafından, Sultan Abdülhamit'e karşı gizli bir örgüt olarak kurulmuştu. Türkiye'deki dayatmacılığın kökenleri bu örgüte kadar uzanır.

Onlar Tanzimat'la başlayan pozitivist ve seküler değerlerin savunuculuğunu, çeteciliğe dökerek günümüze kadar getirdiler. Onların son temsilcisi Ecevit son on yılda beşe yakın siyasi partinin kapatılmasına öncülük ederek, "komiteci"likte ustalarını aratmayan bir performans gösterdi.

Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de seküler değerleri savunan "dayatmacı"larla, özgürlükleri savunan "demokratik" güçler arasındaki çatışma bütün hızıyla devam ediyor. İktidar olmak için Osmanlı Devleti'ni parçalayan dayatmacılar, şimdi de Anadolu insanını seküler olanlar ve olmayanlar diye iki düşman kesime ayırarak, dehşet verici bir bölücülük örneği veriyorlar.

Dayatmacılar "muhalefetsiz bir iktidar" peşinde oldukları için, AB'ne garanti vermelerine rağmen "12 Eylü Anayasası"nı değiştirmemekte bugüne kadar direndiler. Ancak siyasi yapıdaki tıkanıklık, ekonomide geçmişte benzeri görülmedik bir çöküntüye yol açtı. Türk ekonomisi bütün kesimleriyle çöktü. IMF'nin desteğiyle iflas etmekten kurtulan Türkiye, Fazilet Partisi'nin kapatılmasıyla, yeniden büyük bir krize düşecek.

Topladığı vergilerle borçlarının faizlerini ödemeyen "Devlet"in "Hükümet"i TL'nin değerini düşürerek Türk toplumunu yarı yarıya yoksullaştırdı. Aynı Hükümet Anayasa'yı değiştirmeyerek, "Demokrasi"nin de değerini düşürdü. "Türk Lirası" gibi, "Türk Demokrasi" de değer yitirdi. Türkiye demokraside en alt-kümeye düştü.

Türkiye demokrasi sözkonusu olduğunda bundan böyle "Avrupa" ülkeleri arasında değil, "Afrika" ülkeleri arasında yer alacak. Türkiye yalnızca demokrasisiyle değil, ekonomisiyle de bir "Üçüncü Dünya" ülkesi oldu. Aslında bir Üçüncü Dünya ülkesi olan Hindistan bile, Türkiye'nin onbeş katı nüfusuyla, Türkiye'den daha sağlıklı işleyen bir demokrasiye sahip.

Türkiye arka arkaya toplumun beşte birine yakın bir kesimini temsil bir siyasi partiyi kapatarak, "tek partili", bir "çoğulcu demokrasi" istiyor. Dayatmacılar bütün dünyanın gözlerinin içine bakarak "seçmensiz bir demokrasi", "muhalefetsiz bir meclis" ve "tek partili birçok partili sistem" istediklerini söylüyorlar.

AB'ye uyum sağlamakta güçlük çeken dayatmacı güçler, hukuk adı altında hukuksuzluk yaparak, ayakta kalabileceklerini sanıyorlarsa, fena halde yanılıyorlar. Artık hiçbir demokratik ülkede şiddete bulaşmamış bir partiyi hukuki gerekçelerle kapatmak mümkün değildir.

Hukuku siyasallaştıranlar, siyasallaştırdıkları hukukun altında ezilmekten kurtulamazlar.


24 Haziran 2001
Pazar
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED