|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararın siyasi olduğu ve bu siyasi karara hukuki kılıf arandığı karar açıklanmadan önce başkan yardımcısı tarafından deklare edilmişti. Karar beklenen şekilde çıktı. Aklı selim sahibi hiç kimse ikna olmadı. Öyle ki Türkiye'nin Batı mahkemelerinde avukatlığını yapan ilim adamı bile Türkiye'yi savunmayacağını açıkladı. Karar, Türkiye'yi sadece Batı'da değil aynı zamanda Doğu'da da mahkum edecek şekilde çıktı. Geçen haftaki yazımda, Türkiye'nin verilecek kararla çok büyük bir sınava tâbi tutulmuş olacağını yazmış ve "Türkiye dindar, dürüst, çalışkan, başarılı ve hizmet veren siyasetçilere evet mi hayır mı sorusunun cevabını verecektir? Türkiye bu sınavda, sivilleşme ve demokratikleşmeye evet mi hayır mı sorusunun cevabını verecektir? Türkiye bu sınavda, düşünce ve ifade özgürlüğüne evet mi hayır mı sorusunun cevabını verecektir? Türkiye bu sınavda demokrasi mi yoksa baskıcı bir sistem mi sorusunun cevabını verecektir" demiştim. Maalesef ülkemiz bu imtihanı geçememiş hem Batı dünyasında hem de İslam dünyasında dost ve taraftar istememiş ve yalnızlığı tercih ederek durumu eskisine göre daha da zayıflamıştır. AİHM'den dönmesi kesin olan bir karar ile AB adaylık sürecinin Türkiye lehine gelişmesi düşünülebilir mi? Zaten bahane arayan Batı'ya ve Türkiye aleyhinde çalışan lobilere bu karar haklı bir koz vermemiştir diyebilir miyiz? Bu karar, hükümet tarafından AB'ye adaylık süreci için hazırlanıp gerçekleştirilmesi taahhüd edilen Ulusal Program'ı tekzip etmiyor diyebilir miyiz? Bu karar ile mahkeme sivilleşmenin ve demokratikleşmenin karşısında olduğunu tescil etmiş sayılmaz mı? Bu karar bir yandan Batı'ya sırt çevirirken öte yandan Doğu'ya da yani İslam dünyasına da sırt çeviren bir karardır. Çünkü FP irtica odağı olmaktan kapatılmıştır. Kapatılmasına gerekçe olarak da kendisini laik olarak tanımlayan bir hanımın, başörtüsünü ve başörtülü bir hanımı savunması gösterilmiştir. Zaten 4 seneden beri İslam dünyasında Türkiye aleyhine yürütülen propaganda, bu karar ile daha da güçlenmeyecek diyebilir miyiz? Türkiye'yi Doğu'da ve Batı'da yalnız bırakacak, uluslararası platformlarda sıkıntıya sokacak; Doğu ve Batı insanlarının hafızalarında totaliter bir sistem imajı oluşturacak olan bu kararın açıklanmasını, borsa etkilenmesin diye kapanış saatine denk getirmenin mantığını kim ciddiye alacaktır? Kapatma kararının açıklandığı gün İstanbul Abdi İpekçi Spor Salonu'nda Milli Gazete gecesi vardı. Geceye 54. Hükümet'in Başbakanı Necmettin Erbakan katıldı ve her zamankinden daha canlı daha heyecanlı ve daha kararlı olarak kapatmalara meydan okudu. Coşku içinde salonu tıklım tıklım dolduran FP tabanını göstererek kararı verenlere iade edercesine, "Millet burada" diyordu. Yine geceye katılan FP İstanbul İl Başkanı, "hırsızlık yapmadık, çalmadık, çırpmadık, büyük Türkiye idealinden başka gayemiz yoktur" derken partisi kapatılmış bir mahkum gibi değil mücadelesinde haklı bir mağdur pozisyonunda katılanların tezahüratına mazhar oluyordu. Bu kararı verenlerin, partisi kapatılanlar kadar huzurlu ve rahat olup olmadıklarını bilmiyorum ama, partisi kapatılanlar eziklik içinde olmadıkları gibi coşku içinde yeniden başlama yemini ediyorlardı. Sonuç olarak şunu söylemekte fayda vardır ki, egemenlerin yönetimi denetlemek amacıyla 1962 Anayasası'na yerleştirdikleri Anayasa Mahkemesi, misyonunu bir kez daha ifa etmiştir. Siyaset yapanlar bilmelidirler ki, bugün FP'nin başına gelenler her an kendilerinin de başına gelebilir. Dolayısıyla bir an önce Türk demokrasisinde "oligarşik adacıklar" oluşturan kurumları dünya kriterlerine uygun demokratik kurumlar haline getirmekte acele etmelidirler. Yoksa zaman onlar için de geç olabilir!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |