T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
FP'nin kapatıldığı günün hikâyesi

Süleyman Demirel, "Merak etme Yalım" demiş eski bakana, "Anayasa Mahkemesi'nden kapatma kararı çıkmayacak..." Bütün Türkiye'nin Anayasa Mahkemesi'nden gelecek sese odaklandığı gün bu haberi aldığımda nasıl şaşırdım, anlatamam...

Şaşkınlığımın sebebi, Süleyman Bey'in bu yatıştırıcı müjdesiyle bizim gazetenin Ankara haber merkezine ulaşan haberlerin birbirine taban tabana zıt oluşuydu. Anayasa Mahkemesi başkanı Mustafa Bumin'in, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) başkanı Doğan Cansızlar'la görüştüğü kulağımıza gelmişti; başkanın merak ettiği, çıkacak kararla çok sayıda FP'linin milletvekilliği düştüğü taktirde piyasaların bu duruma ne tepki vereceğiydi. SPK başkanı Cansızlar, "Meselâ kaç kişi?" sorusuna "69" cevabını alınca ne diyeceğini bilememiş, sonunda, "Aman efendim" demişti, "Siz en iyisi, kararınızı Cuma akşamı saat 17.00'den önce açıklamayın..."

Bir başka kanaldan edinilen ise, ne Demirel kadar 'iyimser' ne de 69 milletvekilini yerinden etmeyi getirecek kadar 'kötümser' bir senaryoydu. Vural Savaş'ın iddianamesinde adları geçen on kadar FP'linin milletvekilliği 'odak' gerekçesi yüzünden düşüyor, Sabih Kanadoğlu'nun ek iddianamesindeki "Bu iki kurucunun milletvekilliğini düşürüp devamdan kapatın" tavsiyesine de uyulduğu için Meclis'te toplam 12 kadar sandalye boşalıyordu bu senaryoya göre...

FP dâvâsı Anayasa Mahkemesi'nde iki yılı aşkın bir süredir görüşülüyor. Araya başka dâvâları da aldı mahkeme, bu arada prosedürüne harfiyen uyduğu için de karara ulaşması uzadı. Ben sanıyordum ki, üyeler, dâvânın ayrıntılarını ezbere biliyorlar, hani bizim "Yahu, ne olacak bu memleketin hali?" sorumuz gibi, her biraraya gelişlerinde "Yahu, bu dâvâyla ilgili nasıl bir karara varacağız?" diye birbirlerine soruyorlar... Eğer bana iletilen bilgi yanlış değilse, Anayasa Mahkemesi, 'karar' metninde yer alan maddeleri daha önce hiç tartışmamış... O gün görüşmüş, oylamış ve açıklamış... Benim şaşırdığımı gören bir hukukçu dostum, "Anayasa Mahkemesi böyle çalışır" dedi bana...

Böyle çalışırsa, iki yılı aşkın süre eli altında tuttuğu uluslararası önemi bulunan bir dâvâyla ilgili aldığı karar, her yerinden akan elek gibi bir metin halinde karşımıza çıkar işte... Kapatma kararı 'devamdan' alınsa pek az kimse itiraz ederdi; 'odaktan' alınan karar ise "Fazilet Refah değil" kanaati çok yaygın olduğu için, kimseleri tatmin etmedi. Hele, durduk yerde, "FP'nin tüzel kişiliği bu kararın açıklandığı gün sona erer" diye bir oybirliği kararı var ki mahkemenin, hukukî açıdan iler tutar tarafı yok...

Siyasi dâvâları yakından izleyen bir meslektaş şu açıklamayı yaptı: "FP devamdan kapatılsaydı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin alması muhtemel RP'yi kapatmanın yanlış olduğu kararından sonra büyük bir hukukî sorun ortaya çıkardı. Kendisinin kapatılmaması gereken bir partinin devamı olduğu için kapatılan bir başka parti... Garabeti görüyor musun?" Bu işler, ince işler...

Ankara'daki gelişmeleri, handiyse dakikası dakikasına, nerede ve hangi şartlarda izledim, biliyor musunuz? Aylar önce kararlaştırılmış bir imza gününde... İstanbul/Beyoğlu'ndaki Arkadaş Kitabevi'nde oturmuş, bir yandan kitaplarımı imzalıyor, bir yandan da telefonla iletilen haberleri dinliyordum... Karar alındıktan sonra da, çeşitli yerli-yabancı yayın organlarının konuyla ilgili sordukları sorulara cevap yetiştirmeye çalıştım... Kitabevinin üst katındaki kafeyi dolduranlar bir gazetecinin akan bir olayla ilgili çalışmasını canlı yayında izler gibiydiler...

Sonra, hayatımda bir ilke daha orada cesaret ettim...

Duygu Asena internet üzerinden interaktif bir roman yazdı; hergün kaleme aldıklarına okurları tepki veriyor, alternatif metin öneriyor, o da aklına yatanları sonraki bölümlerde değerlendiriyordu. Bildiğim kadarıyla, o tür bir roman yazımı Türkiye'de ilkti... Ben de, herhalde Türkiye'de ilk defa, okurların meraklı bakışları altında bir yazı yazdım ve okuyup onların tasviplerini aldıktan sonra gazeteye gönderdim... Yazılması 20 dakika süren yazıyı "Ne kadar da kolaymış" tarzında küçümsemesinler diye, Picasso ile bir yeni zengin arasında geçen olayı anlattım.

Yeni zengin kendi tablosunu yaptırmak istiyormuş, Pablo Picasso'ya hem de... Ünlü ressam önce direnmiş, sonra 50 bin dolara "Evet" demiş... Zengini karşısına oturttuktan on dakika sonra bitirivermiş tabloyu... Yeni zengin on dakikada biten eseri şaşkınlıkla eline almış ve "On dakikada 50 bin dolar ha?" deyivermiş... Picasso'nun cevabı, "Hayır Mösyö, 60 yıl ve on dakika" olmuş...

Benim okurlarım mı böyle, yoksa bu ülkede yaşayan insanların bütünü mü öküzün altında buzağı aramaya başladılar, bilmiyorum... Bildiğim bir şey var, "Fazilet odaktan kapandı, Nazlı Ilıcak ve Bekir Sobacı ile üç eski milletvekili siyasi yasaklı oldu" haberini alır almaz, karşımdaki okur kitlesinden birbiri ardına senaryolar sökün etmeye başladı. Kararı mahkemenin onbir üyesi ile irtibatlayan pek yoktu sözgelimi; her kafadan bir ses çıkıyor ve insanlar değişik kişi ve odakların isimlerini uluorta zikrediyorlardı. Kimleri, tahmin edersiniz... Beni, en fazla, kulağıma eğilip, "Mesut Yılmaz bu kararın neresinde?" diye soran okur etkiledi...

Türkiye yönetilmesi zor bir ülkeye dönüşüyor da kimse haberdar değil...


24 Haziran 2001
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED