T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Asker gönderme kararı...

Önce lafı hiç eğip bükmeden söyleyelim: Türkiye'nin Afganistan'daki askeri harekata 'özel kuvvetler' ile katkıda bulunma kararı doğrudur. Türkiye'nin 'ulusal' ve geleceği ifade eden 'stratejik çıkarları'na uygundur.

Yanlış olan; bunun böyle olacağı belli ve bunun hazırlıkları uzun zamandan beri yapılmakta iken, gerek hükümetin ve gerekse bazı askeri yetkililerin son ana dek 'halka güvensizlik' görüntüsünü besleyecek 'kaçak ve yanıltıcı açıklamalar' yapmaları, kamuoyunu doğru olmayan biçimde oluşturmuş olmalarıdır.

Eğer abdestinizden eminseniz, attığınız adımın 'ulusal ve stratejik çıkarlar'a uygunluğu konusunda ikircikli değilseniz; o zaman kamuoyunun önüne çıkıp almakta olduğunuz kararların ne olduğunu ve bunların ne için alındığını açıklarsınız. Afganistan'a 'özel kuvvet unsurları' gönderileceğine ilişkin dün yapılan 'hükümet açıklaması'nda yer alan hususlar, 11 Eylül 2001'den beri yüksek sesle vurgulanarak, kamuoyuna açıklanmak zorundaydı. Bir tür 'kaçak dövüşmek' görüntüsü altında, kamuoyunu ters yönde şartlandıracak cinsten çabalar göstererek, böyle bir karar almak ve uygulamaya sokmak, kararın haklılığına ve doğruluğuna gölge düşürüyor.

İşin bu kısmı hükümetin önlenemez zaafıyla ilgili. Ancak, bu, söz konusu kararın 'doğru doğrultu'da olduğunu ortadan kaldırmıyor.

Zaten, 11 Eylül'den bu yana gelişmelerin 'Türkiye veçhesi'ne biraz dikkat edilecek olursa, 1 Kasım'da gelinen noktaya adım adım ilerlendiği de ortaya çıkacaktır. Şöyle ki:

1. Türkiye, ilk aşamada hava sahasını ve 2 askeri havaalanını Amerika'nın insani yardım ve askeri amaçlı uçuşlarına açmış, istihbarat ve lojistik destek sağlayacağını ilan etmiştir. Bunu, NATO Anlaşması'nın, NATO'nun tarihinde ilk kez yürürlüğe konulan 5. maddesinde çerçevesinde yapmıştır.

2. Bunun hemen ardından ve 7 Ekim'de Afganistan'da başlayan Amerikan hava harekatından 48 saat sonra, Amerika'nın Florida eyaletinin Tampa şehrindeki ABD Merkezi Kuvvetler Komutanlığı Karargahı'na, harekatın eşgüdümüne katılmak amacıyla bir tuğgeneral başkanlığında bir askeri heyet göndermiştir. Heyet başkanı tuğgeneral, iç güvenlik uzmanı ve 'özel kuvvetler'le ilgili harekat bilgisiyle tanınmaktadır.

3. Bu askeri hazırlıkla eş zamanlı olarak, hükümet, TBMM'den 'yurtdışına asker göndermek ve Türkiye topraklarında yabancı asker bulundurmak' yetkisini almıştır.

Yetki kararnamesinin formülasyonu, anayasal hukuk mantığına göre bir yığın sakatlıkla malul olmakla birlikte, yapılan tüm hazırlıklar ve atılması tasarlanan bütün adımların, Afganistan'daki askeri harekata bir 'Türkiye katkısı' sağlamak amacıyla irtibatlı olduğu besbellidir. Bu yüzden, dün gelinen noktanın, gerçekte hiçbir 'sürpriz' özelliği bulunmuyor.

Bununla birlikte, Afganistan'a gönderilecek 'özel kuvvet'in Taliban'a muhalif Kuzey İttifakı'na 'eğitim vermek amaçlı' olduğuna dair hala gereksiz ve anlamsız bir 'aldatıcı' dil benimseniyor. Kuzey İttifakı, 1979'dan 1989'a dek Sovyet Kızılordusu'na, son 7 yıldır ise Taliban'a karşı (aradaki süre içinde ise İç Savaş'ta) 'savaşla pişmiş' ve üstelik kendi ülke topraklarında bu konuda deneyimli unsurlardan oluşuyor. Kuzey İttifakı'nın Afgan topraklarında şu aşamada, dışarıdan gelen unsurlardan alacağı bir 'askeri eğitim' olabileceğini düşünmek ve bunu yaymak, Türk kamuoyunu çocuk yerine koymaktır.

Türk 'özel kuvvetler'i ise, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Irak'ta 'savaşla pişmiş' muharip birliklerdir ve 'eğitim amaçlı' olarak onların ta Afganistan'a gideceğinden söz etmek, Türk kamuoyunu çocuk yerine koymaktır. Buna gerek yoktur.

Türk 'özel kuvvetleri'nin, Afganistan'da sonuca ulaşması hayli zaman alacağa benzeyen 'askeri harekat' sürerken oraya gönderilmesine iki noktada karşı çıkılacağı ve tepki gösterileceği şimdiden belli:

1. 'Amerika'nın dümensuyu'nda ve bize ait olmayan bir savaşta Türk evlatlarını dünyanın bir ucunda ölüme göndermek kabul edilemez;

2. Türk askeri, Müslüman ve mazlum Afgan halkına silah çekemez.

İkinci 'tez' tümüyle demagojiktir. Birincisi ise, demagojik olduğu kadar, Türkiye'nin iliklerine işletilen ve 21.Yüzyıl'ın 'parametreleri'ne aykırı düşen 'izolasyonizm'le ilgilidir.

İkincisinden başlayalım: Buradaki 'itiraz önermesi' yanlıştır. 'Önerme' yanlış kurulunca, varılan sonuç da, ister istemez, yanlıştır. Bu 'önerme'nin doğru olması, mevcut askeri harekatın, 'emperyalist-global güçlerin mazlum ve Müslüman Afgan halkına bir saldırısı' gibi sunulması ve bunun gerçek olması halinde mümkündür.

Oysa, Afganistan'daki askeri harekat, 'uluslararası terörizm' ve bunun bir ifadesi olan El-Kaide şebekesinin merkez karargahı ve bunu barındıran ve bununla içiçe geçmiş halde Afgan halkına 'taş devri şartları'nı empoze eden Taliban rejimine yöneliktir. Afgan halkı, Taliban elinde de mazlum hale gelmiştir. Kaldı ki, Kuzey İttifakı'nın sosyolojik zemini de Afgan halkının kendisidir ve mazlumdur.

Güneydoğu'da kanlı çatışmalara ilişkin gereken 'barışçıl duyarlığı' göstermeyenlerin, iş Taliban rejimine gelince 'mazlum ve Müslüman Afgan halkı' söylemine başvurmalarının pek inandırıcı bir yanı olamaz.

Birinci 'tez'e ilişkin olarak ise, en kestirmeden ve ilk planda söylenecek olan şudur: Eğer, 11 Eylül 2001, küresel düzlemde bir 'paradigma değişikliği'ne işaret ediyorsa -ki, öyledir- ve 'post-11 Eylül süreç' şayet 'uluslararası hiyerarşi'nin yeniden şekillenmesini beraberinde getirecekse -öyledir ve öyle olmaktadır- Türkiye'nin bu sürecin dışında kalması mümkün de değildir, doğru da değildir.


2 Kasım 2001
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED