|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Harran'dayız. Harran Kalesinin kalıntıları arasında. Alman turistlerin dışında yalnız biz varız. Etrafımızda dolaşan Harranlı çocuklar Harranın tarihini üç dilde anlatabileceklerini söylüyorlar birbirlerinin reklamını yaparak: "Şu çocuğu görüyor musun abla bak o televizyona bile çıkmıştı." Ezberledikleri ansiklopedi maddesini nefes almaksızın bir solukta anlatıyorlar. Arada soru sorup kafa karıştırırsanız kaset en başa sardırılıyor. Gelen turistlerin; yüzleri kavruk, toprağa yalın ayak basan çocuklara acıyan nazarlarla bakmalarının sonucu olarak, etrafımızı saran çocuklar durmadan bir şey istiyor. Para. Olmadı kalem. Olmadı sakız. Birine verseniz saniyesinde etrafınızda biriken 100 çocuğun istekleriyle karşılaşma riskini göze almanız gerekiyor. Urfa'da öğretmenlik yapan arkadaşımız bu çocuklara bir şey vermenin onlara havadan para kazanma alışkanlığı geliştirmelerine sebep olacağı için bir şey vermemiz konusunda bizi uyarıyor: "Dünya bankası buradaki toprak sahiplerine toprağı ekip biçmeleri için kredi veriyor. Onlar toprağı işlemek yerine Urfa'dan daire alıp memur ailelerine dolar üzerinden kiraya veriyor. Şu gördüğünüz çocuklara Dünya Bankası Sosyal krizi önleme adı altında ayda elli milyon para yardımı yapıyor. Aileler bu parayı asla çocuklarına harcamıyor." Harran Kalesinden çıkıp Harran Kültür Evine gidiyoruz. Kültür evi, Yöresel Halk mimarisinin dahiyane üslubuna ve işlevine sahip külah biçimindeki konik kubbeli odalardan oluşuyor. Konik kubbeli tamamen topraktan mamul bu evler dışarının sıcaklığını içeriye asla yansıtmama özelliğine sahip. Bölgenin iklimi için ideal bir yapı gösteren bu evler, yazın serin, kışın sıcak. Halk bu evlerde tavukların daha çok yumurtladığına, atların daha uysal olduğuna inanıyor. 150-200 yıllık geçmişi olan bu mimari içinde adının "kültür evi" olarak konulmuş bir mekanda içecek olarak kola satılması, kuyunun başındaki kaset çalardan son moda bir pop şarkısının duyulması insanın içini sızlatıyor. Tıpkı misafir edildiğimiz "Devlet Konuk Evi"nde "mırra" ikram eden garsonun mırranın neskafeden yapılmış olduğunu söylediğinde duyduğum ürpermeyi hissediyorum. Dünyanın ilk Üniversitesi olarak kabul edilen Harran Üniversitesinin ayakta duran harabelerine bakıyoruz. Dört kapı, orta kısmında büyük bir şadırvan, onun yanında derin bir kuyu, mihrap, rasathane kulesi ve Üniversitenin suyunu sağlayan pöhrekler. Bu muazzam düzlükte gecenin yıldızlardan yorgan örttüğü zamanları düşünmeye çalışıyorum. Urfa'nın bayıltıcı sıcağında iç mekanlara sığamayan bedenler, balkonlara, bahçelerde taht adı verilen yerden beş altı metre yükseklikte demirden yapılmış mekanlara bırakılıyor. Yahya Kemal Urfa milletvekili olarak göreve yapmıştı. Hiç Urfa'ya gelmiş miydi acaba? Keşke Tanpınar'ın yolu düşmüş olsaydı Urfa'ya, ne muhteşem yazardı. Özellikle yıldızlarla göz göze dalınan uyku sahnelerini anlatışı muhteşem olurdu herhalde. Harran'dan yorulmuş olarak ayrılıyoruz. Zamanlar arası yolculuktan çıkmış gibiyiz. Urfa'da Üç İstanbul'lu olarak yaşamakta olan arkadaşlarımız lokanta olarak kullanılan eski konaklardan birine götürüyor bizi. On beş ayak genişliğindeki dar Urfa sokaklarında birbirinin gözünün içine bakan evlerinin arasından geçip gidiyoruz. Hac'a gidip gelmiş evlerinin kapılarının üzerine yapılmış Kabe resimleri dikkatimizi çekiyor. Çocukluğumuzun merasimlerini konuşuyoruz daracık sokakta ayaküstü: "Eskiden İstanbul'da vardı bu adet. Hac'a giden evlerin kapısı yeşile boyanırdı." Zamanı yavaş yavaş yudumlayan bir Urfa var, birkaç asrı atlayıp geçmek isteyen Urfa'ya inat. Dergah Caminin duvarının üzerinde bir yazı okuyoruz. "Gülek ailesinin taziyesi no II dedir." Taziyeleri kabul etmek için cami müştemilatından odalar, gelenlere mırra ikram etmesi için adamlar tutulduğunu öğreniyoruz. Bu zamanı yavaş yavaş içine çeken Urfa. Kadınlar için yedi gün erkekler için üç gün taziye geleneği devam ediyor. Bütün zamanları atlayıp geçmek isteyen Urfa'lılar için İstanbul'un en pahalı mobilya mağazalarının şubeleri var. Güneydoğudaki o çok bilinen tablo Urfa'da da var. Zengini çok zengin. Fakiri çok fakir. Zenginlerin mağarası bile var kişiye mahsus. Sıra gecelerinin yapıldığını söylüyorlar bu mağaralarda. Ses ve ışık düzeninin tabi atmosferinde mağaralarda yankılanan nağmeler muhteşem olmalı. Not: İki gün önce Berat Kandilini idrak ettik. Afganistan'ın masum halkı için, bir kuru ekmek bulamayan kriz mağduru vatandaşlarımız için kalbiniz sıkışacak kadar aşk ile dua ettiniz mi? Duanız daim olsun vaktiniz duadan yana bereket bulsun.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |