|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
83'ün 'Aralık'ı mıydı, 84 'Şubat'ının ilk günleri mi, (hafızam beni yanıltmak için türlü oyunlar peşinde, olayları ve tarihleri karıştırmaya çalışıyor ama nafile; en fazla iki aylık zaman dilimi içine kıstırmış durumdayım ki bundan ötesini ancak bir vakanüvist titizliğiyle her şeyi günü gününe, saati saatine kaydedenler yanılmaksızın söyleyebilir) Yazarlar Birliği'nin Ankara'da bir toplantısı vardı. Şair yazar Beşir Ayvazoğlu'nu ilk defa orada görmüş, "Bu adamda iş var" demiştim. Gerçi bu kararı vermek için görmek şart değildi. Yazıları, şiirleri ortadaydı. Gülnâme çıkmış, Aşk Estetiği'yle ödül almıştı. Yazdıkları, benim de içinde bulunduğum dergilerde yayımlanıyordu. Yine de görmek, kanaati pekiştirmekte önemli. Aradan ne çok zaman geçmiş. Bana dün değilse bile evvelki gün gibi geliyor. Oysa neredeyse 20 yıl olacak. Zamanın bu iri yapılı zarfına pekçok eser sığdırdı Beşir Ayvazoğlu. Aralıksız çalıştı. Gazete, dergi, radyo, televizyon ayırmadan, gece-gündüz, erken-geç demeden. Çalışmaktan yorulduğunu gören olmadı yine de. Ondaki disiplin, sistemli okuma ve yazma alışkanlığı pek az kişide vardır. Titiz çalışır. Düzen ve âhenk katar bulunduğu yere. O yüzden, son dönemin en verimli fikir ve sanat adamları arasında mutena bir makam sahibidir. Eserlerini ismen saymak bile başlı başına bir iş sayılır. Şimdi RTÜK üyesi oldu. Hayırlı olsun, başarılar dileriz. Ne var ki bu görev, Beşir Ayvazoğlu için 20 yıl önceki memuriyetten pek farklı bir şey sayılmaz. Hangi resmî görev olursa olsun, şair, yazar, araştırmacı, fikir adamı kimliği hep daha önde olacaktır. Ve kahveyi -sanıyorum ki- hep sâde içecektir, şiirinde dediği gibi: Billâhi şiir pes dedi söz geldi dize İmrendi gönül sâhibi kim varsa bize Yâranla bugün sohbetimiz bal gibidir Ey kahveci gel katma şeker kahvemize Yanılıyor olabilirim. Belki her zaman yâranla aynı kıvamda sohbet kurulamaz ve arada bir kahveler 'orta' söylenebilir. Ziyanı yok. Fakat Beşir Ayvazoğlu'nun koşusu eminim ki burada bitecek türden değil. Çünkü bu 'bitmeyen koşu'... Ey dost aşarız dağları ân içre susuz Her dem susatır yolcuyu özlemdeki tuz Koşmak yine koşmak gerekir sevgiliye Güzelin hem yolu hem yolcusuyuz Düşünmeye değer
Tamam, vaziyet böyleyken böyle ama, şu ekran karartma işini yeni baştan bir düşünmenin tam vaktidir azizim.
Bina boş durmasın
İşletme sahipleri son aylarda neler çekiyor anladım. Anlatayım ki siz de görün. Üsküplü Nahit dostumuzun Kocamustafapaşa'da eski ve küçük bir apartmanı var. Boş duruyor. Her katta ikişer oda, toplam dört katlı bir bina. Orasını nasıl değerlendiririz sorusu ortaya atılınca, değişik fikirler çıktı masanın etrafında bulunan her bir arkadaştan. - Dersane yapalım. - Çocuk yuvası olsun. - Öğrenci yurdu daha uygun. - Otel olmaz mı? Hiçbiri olmuyor. Ne yaparsanız yapın, kâr etmek mümkün değil. Çocuk yuvası olamaz, bahçesi yok ve yüksek. Dersane düşünülse, hesap edince zarar çıkıyor tabloda. Epeyce masraf edip işe girişeceksin, elemanı, vergisi mergisi derken, yaptığına pişman olacaksın. Hem müşterinin, hem iş sahibinin zararlı çıkması, normal şartlarda akla zarar. Eğer bir taraf zararlı çıkıyorsa, karşı tarafın kâr etmesi gerekir. Fakat burada olmuyor. Öğrenci yurdu yapıyoruz, toplanacak para masrafı karşılamıyor. Otel için de aynı. Ekonomik şartların ne derece berbat olduğunu o bina üzerine konuşunca daha iyi anladık. Bir saatlik konumuz oldu, kabataslak çarptık, topladık, böldük, çıkardık; sonuç sıfıra sıfır elde var sıfır. Ne düşünsen, başladığın noktaya dönüyorsun. Üç gün geçtikten sonra tekrar görüştük. Nahit "Buldum" dedi, "Orayı tadilata sokacağım." - Ne yapacaksın? - Huzurevi. Bizim arkadaşlar için... İleride rahat ederiz. - Asansör şart. - Elbette. Her türlü konforu düşünüyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |