|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hükûmet, Meclis'ten sınırsız, süresiz, kapsamı belirtilmeyen geniş bir yetki aldığında, perşembenin gelişi çarşambadan belli olmuştu. Amerika Birleşik Devletleri istediğinde, silâhlı kuvvetlerimizden bir bölümünü Afganistan'a gönderecektik. Yetki sınırsız ve süresiz olduğuna göre, TBMM tamamen devre dışı kaldı. Her an, daha fazla miktarda Türk askerinin Afganistan'a gitmesi mümkün. Cepheye yollanan askerlerimizin, Kuzey İttifakı'nın saflarında eğitim amaçlı olarak kullanılacağı belirtiliyor. Koskoca Amerikan ordusunun, 90 Türk askerine mi ihtiyacı var? Elbette yok. Anlaşılıyor ki, Müslüman Türkler'le, Afgan halkına şu mesaj verilecek: "Bizim derdimiz İslâmiyet değil. Terördür. İslâm - Hıristiyan vuruşması içinde değiliz." Ama, Türkler'in kara harekâtına katılması, ABD saldırılarını meşrulaştırmaz, sadece Afganların husumet ve öfkesini Türkiye'ye de yönlendirir. Ufak hatırlatmalar
İndependent gazetesinde yazan Robert Fisk, teröre karşı mücadele ettiğini belirten ABD'ye bazı hatırlatmalarda bulunuyor: "16 Eylül 1982'de, İsrail'in müttefiki Falanjist milisler, Filistin mülteci kampları Sabra ve Şatilla'da, üç gün süren ve 1800 kişinin hayatına mal olan, tecavüz, boğazlama ve cinayet partisini başlatmışlardı. Bunu, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Alexander Haig'den onay alan Lübnan'ın İsrail tarafından işgali izlemişti. Neredeyse 17 bin 500 kişinin ölümüne mal oldu bu işgal.... İsrail'den Gazze ve Batı Şeria'daki Filistinliler'e ait binalara atılan füzelerin üstünde Amerika'nın ismi yazıyor. En başta Amerika'nın desteklediği yaptırımlar altında onbinlerce Iraklı çocuğun ölmesine göz yumuluyor... Ariel Şaron, -adı her zaman Sabra ve Şatilla ile birlikte anılacak bir adamdır kendisi- 'dünya terörü'ne karşı savaşa, İsrail'in de katılmak istediğini ilân etti. İsrailliler bu çatışmaya katılırsa, Filistinliler de, Bay Bush'un savaşacağı varsayılan 'dünya terörizminin" bir parçası haline gelecekler." Körfez'den farklı
Durum Körfez Savaşı'ndan farklı. Orada, başta, saldırıya uğrayan Kuveyt ve Saddam'ın saldırısından korkan Suudi Arabistan olmak üzere, Irak'a karşı, Müslümanlar'ın da katıldığı bir koalisyon oluşabilmişti. Kaldı ki, Türkiye, Irak'a asker göndermemişti. Bugün Arap ülkeleri çok daha çekingen ve isteksiz davranıyor. Afganistan'daki Taliban'a karşı oluştuğu söylenilen cephenin içinde, Müslüman devlet olarak bir Pakistan, bir Özbekistan, bir de sürekli yan çizmeye çalışan Suudi Arabistan var. Zaten hiçbiri asker göndermiyor. Sovyet işgali sırasında, Pakistan'ın yardımıyla Afganistan'daki Müslüman mücahitlere destek olan ABD, bugün antiamerikancı kesilen ve Usame Bin Ladin'e yataklık eden Taliban terörizmini yenme gayretinde. Taliban dünün mücahidi idi; bugünün teröristi oldu. Tıpkı konjonktür değişince, dünün teröristinin bugün makbul ve muteber kabul edilmesi gibi. İşte Yaser Arafat ve Mandela örnekleri. Hatta Mustafa Kemal. Prezervatif
"ABD'den silâh ve yardım kabul etmiş bu insanlar (Pakistan'daki İslâmi gruplar) nasıl birden bire şiddetli Amerikan karşıtı kesildiler?" sorusunu, Pakistanlı bir eski general şöyle cevaplandırıyor: "Pakistan, ABD'nin Afganistan'a girerken kullandığı prezervatifti. Üzerimize düşeni yaptıktan sonra, sifonu çekerek bizi tuvaletin dibine göndereceklerini düşündüler." Şimdi "eski prezervatif", atıldığı yerden, bir defa daha kullanılmak üzere alınıyor. Bu benzetme, Pakistanlı'nın ABD'ye bakış açısını yansıtıyor: "Kullanıldık; bir köşeye atıldık; gene kullanılıyoruz." "Medenî dünya"
"Uygarlıklar çatışması" kitabının yazarı siyaset bilimci ve strateji uzmanı Samuel Huntington, İslâm dünyasını "medeniyet sınavına" çağırıyor. Huntington'un fikirlerinin benzerlerine ülkemizde de rastlıyoruz. Bunlar, Türkiye'nin her hal ve şartta "Medeniyet Bloku"nun içinde yer almasını, bu yüzden tereddütsüz ABD'nin peşine takılmasını istiyorlar. Huntington, 16 Eylül 2001'de Die Zeit'e verdiği beyanatta, "adi barbarlarla", "uygar toplumları" birbirinden ayırıyor ve şöyle diyordu: "Uygarlıklar çatışmasının başlamaması için anahtar, İslâmî yönetim ve toplumlarının terörizme yönelik tavırları olacaktır. Uygarlıklar çatışmasının olup olmayacağı, İslâm devletlerinin ABD ile birlikte hareket ederek, terörün kökünün kazınmasına el atıp atmayacaklarına bağlı... İslâmî devletleri de içine alan bir koalisyona ihtiyaç var. Eğer bu devletler, bu savaşta hiçbir şey yapmayıp otururlarsa, hatta, canilerle dayanışma içine girerlerse, gerçekten de uygarlıklar çatışmasının doğmasına neden olabilirler." Mesele "kırk katır, kırk satır" alternatifiyle takdim ediliyor. Ya "prezervatif" olmayı kabul edeceksiniz; yahut da İslâmiyet'in uygarlıkla bağdaşmadığının canlı kanıtını teşkil edip "medeniyetler çatışmasına" yol açacaksınız. ABD, özgürlük mücadelesi yürütüyorsa, neden, bu özlemini Suudi Arabistan veyahut Suriye için ifade etmiyor? Neden, gazeteci Robert Fisk'in dediği gibi "seçimlerde hep kısmetlerine oyların % 98'i isabet eden devlet başkanları (Hüsnü Mübarek gibi) Washington'un dostu çıkıyor?" Aldatmayalım
Türk askeri, Afganistan'a "Dünya terörü ile savaşmak için gitmedi. Amerika'nın düşmanlarıyla savaşmak için gönderildi." Ekonomik şartlar bir yandan, konjonktürel gereklilik ve anlaşmalardan doğan mükellefiyetler diğer yandan, gitmemek zaten mümkün değildi. Ama hiç değilse, çok medenî bir tavır içindeyiz, Türkiye'nin menfaatine uygun düşen bir adım atıyoruz, aldatmacasına girmeyelim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |