T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bu da bizim "Taliban"...

Yirmi yıllık bir savaşın şahitleri, elde-avuçta ne varsa, toplayıp, Afganistan'a gitmiş, oradaki çatışmalardan sonra, kendilerine göre bir rejim kurarak, Pakistan'ın kuzeyindeki medreselerden aldıkları dinî kültür doğrultusunda, hayat sürmeye başlamışlardır ki, bundan sonra dünyanın altı-üstüne gelecek şekilde, yer yerinden oynamış oldu.

Ve bütün dikkatler "Taliban üzerine" kurulan senaryolara çevrilmiştir.

Artık, dünya için bir tehdit, aile hayatı için bir karabasan olarak lanse edilen "Afgan kadınlar" üzerine gidilmeye başlandı. Erkeklere benzer bizde görüntüler vardı, amma özellikle "kadın Taliban"dan yola çıkarsak, bizdeki "Taliban öncüler" bulmak zor olmasa gerek.

Kadın Taliban'ın farik özelliği, "burka" denen, sadece nefes almaya yarayan bir kafesten başka her yerinin örtülü olduğu bir kisveye bürünen kadınlar! Bunun bizdeki "peçe ve çarşaf"tan pek farklı bir yanı olmadığı görülür.

İşte bizde böyle biri var ki, "peçe ve çarşaf"a dair yazdığı medhiyeler, onun da bir "çağdaş Taliban'dan farksız" olduğunu isbatlar.

Sadece şu cümle, yeterlidir:

"Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhitin yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor."

Bu cümleler, ne kadar güncel ve ne kadar canlı değil mi? Sanki daha yeni söylenmiş! Sanki "çarşaf" ve "peçe"nin yerini şu, Afgan kadının giysisi "burka" almış gibi...

Afgan kadının giysisinin rengi, çoğunluk üzere, "mavi" bizdekilerin de "siyah" değil miydi?

Amma kim bu bizim yerli "Taliban" derseniz, biraz daha bu "kadın ve giysisi" üzerindeki fikirlerini, irdeleyip, sabrınızı yoklamış olalım!..

Yalnız şunu söyleyelim ki, bu zat bir edebiyatçıdır. Romancıdır. Kalemini, kelamından daha güzel kullanan biridir. Onun için "kadın konusunda" mahirdir. Beceri sahibidir. Şu cümleler bunun kanıtı değil mi:

"Niçin onlardan müşteki gibisiniz? O mazrufa, bu zarftan daha muvafık ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum. Siz bizim aşkımızın, hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın muti mahbuseleri değil misiniz? Vücudunuzun şeklini alan bu dil-firib (gönül alıcı) mahbesi (kuşatan örtüyü) sizin etrafınıza sizin yüzünüz üstüne biz ördük. Bizim ihtimamımız, bizim muhabbetimiz ördü." (Kadınlık ve kadınlarımız, sh: 39)

Yazar, "Nur Baba" ve "Yaban" romanlarını yazdığı için, mistik dünyayı, derunî hayatı iyi biliyor ki, "kadının örtüsü"nün gerekçelerini, şöyle açıklıyor:

"Sizi güneşten, havadan, sizi kem-nazardan sakındık da böyle yaptık. Yazık değil mi ki -maazallah!- o gözlerin harîmine, kolayca, bir yabancı gözün kıvılcımı sıçrasın? Düşündük ki belki bilmiyerek, belki farkına varmayarak birine gülüverirsiniz. Nazarlarınız belki, bila-ihtiyar birinin üstünde fazlaca tevakkuf ediverir. Onun için yüzünüzü örttük."

Yalnız, "irtica dönemi"nin yazarı, bu tür ifadelerinin neden olduğunu, bunun nereden kaynaklandığını da, çok çarpıcı bir şekilde ifade etmesi kadar, o dönemin sosyal hayatına da ışık tutmaktadır:

"...Benim ruhumu sadece şu kanaat dolduruyor: Peçeniz ve çarşafınız! Bunlardır ki bana muhabbeti öğretiyor, haya muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor. Özellikle memlekete muhabbeti... Zira sizin bu örtüleriniz, bu süsleriniz değil midir ki minarelerden ve o al bayraktan sonra bu serseri ruha bir sığınak yeri, bir mutluluk kaynağı emniyeti veriyor. (sh: 41)

Kim bu satırların yazarı, daha fazla sabrınızı taşırmayalım. Yoksa, bu satırlar bizim sanır da, bizi de "Talibancı" diye damgalayıp, Batıcı feministlere jurnalleyen kişilere malzeme vermiş oluruz. Bu satırlar, meşhur romancı, yazar ve siyasetçi Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nundur!

Şimdi bu, romancı da mı "Talibancı" oldu, bu "çarşaf ve peçe" övgüsü ile?

"Çarşaf ve peçeyi dair", başlıklı yazısının sonunu, okuyun da öyle karar verin olmaz mı?

"O, "Kitab"ında sizin isminizi zikretti. O vakitten beri siz mukeddaset meyanına girdiniz. Artık ne hale, ne maziye, ne de âtiye mensubsunuz. Yalnız unutmayınız ki, sizi bu mertebeye bizim aşkımız, bizim hürmetimiz, bizim kıskançlığımız yükseltti." (sh: 42, İstanbul/1339/1923)

Bunca yıldan sonra fark eden ne? Bir yerde peçe ve çarşafa "küfr" ediliyor ötede ise, "burka"ya karşı ABD'nin füzeleri gökten yıldırım boşanırcasına indiriliyor!..

Ve her zaman ve zeminde, her şey "kadın üzerine" kurulu, sürüp gidiyor demek!.. Yazık değil mi? İnsanlığın yüz karası, intikamcı habis ruhlar, şekil değiştirip, "cadılıkları"nı teknolojik imkanlarla sürdürüp gidiyorlar!


2 Kasım 2001
Cuma
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED