T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Kemal Derviş, neyin işareti?

Bu satırlar yazılırken, ekonomisi batan ve bataklıkta çırpınmaya devam eden ve çırpındıkça daha da batmasından korkulan Türkiye için "tasarlanan kurtarıcı" Ankara'da Başbakan Bülent Ecevit ile görüşmeye oturmuştu: Kemal Derviş...

Dünkü gazeteleri okuduğum vakit, Türkiye ekonomisinin "yeni Çar'ı" veya "Chef Supremo" yani çok özel yetkilerle donatılmış "ekonominin şefi" olması beklenen Dünya Bankası Başkan Yardımcısı'nın, Türk basınından genel bir kabul ve destek gördüğü anlaşılıyor. Bazı kalemler, Kemal Derviş'le bir kez yemek yemiş veya ayaküstü sohbet etme fırsatı bulmuş olmalarını bir "imtiyaz" haline getirerek, uzun açıklamalar ve yorumlar yapma gücünü kendilerinde bulmuşlar.

Bu durumda "sessizlik"ten sıyrılmalı mıyım? Ne de olsa Kemal Derviş, benim hem eski ve hem de yakın bir arkadaşım. 2000 yazsonuna kadar birbuçuk yılımı geçirdiğim Washington'daki "en hakikatli" dostlarımın başındaydı ve bir buçuk yıl boyunca sık sık biraraya geldik. Her seferinde, Türkiye'den ve Türkiye'nin ekonomik durumundan söz açılırdı. Biz açmazsak, Kemal açardı ve gözlemlerini söylerdi. En son konuşmalarımızdan birini hatırlıyorum; tam da bu içinde bulunduğumuz aylara ilişkin bir öngörü de bulunmuş ve "ekonomide gidiş iyi gözükmesine rağmen, 2000 sonları, 2001 başları itibarıyla Türkiye'yi çok tehlikeli bir durumun beklediğini" söylemişti. Dediklerinin aynen çıktığına, 22 Kasım 2000 ve 23 Şubat 2001 krizini yaşadıktan sonra "şefaat" de bulunabilirim.

Kemal Derviş'le yapılacak görüşmelerin ne şekilde sonuçlanacağını bilemem. Ama bildiğim bir şey varsa, bu "siyasi konfügirasyon"un hükümet ettiği yani ekonomi yönetiminin üç parti arasında dağıldığı ve dağınık bulunduğu bir dönemde, "mevcut statüsündeki" Merkez Bankası Başkanlığı'nı kabul etmesinin son derece uzak bir ihtimal olduğudur. Buna karşılık, Bülend Ulusu hükümetinde Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak Turgut Özal'ın ekonominin "chef supremo"su olduğuna benzer bir "rol"ü kabullenebilir. Bu "rol", Sakıp Sabancı'nın iki gün önce vurguladığı ve büyük sermaye çevrelerinin de altını çizdiği ekonominin tüm birimlerinin bağlanacağı bir "gemi kaptanı" olabilir. Ya, Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı veya adı şimdiden belli olmayan ama bu içerikte bir "rol"...

Bunun, "siyasi" bakımdan iki anlamı var:

1. Hükümetin "ekonomi politikasının iflası"nın hükümet tarafından "itiraf"ı. Çünkü, bu hükümet, ekonomiyi tümüyle, vatandaşlığı ne olursa olsun 30 yıla yakın bir süredir "dışarıda " bulunan birine emanet ediyorsa, kendi zaafını "itiraf" ediyor demektir ve bunun bir "siyasi itiraf" olduğuna ve siyasi sonuçlar doğurmasının kaçınılmazlığına kuşku yoktur.

2. Eğer Kemal Derviş, ekonominin "chef supremo"su olmayı sağlayacak bir "formül"ü kabul edecekse, bu hükümetin "mukadder gidişi"nden sonra da, "rol" üzerinde kalacak demektir. Zira, Kemal Derviş'in Ankara'ya gelmesi, Türkiye'nin geldiği noktada "seçmen iradesi"ni değil, uluslararası para kuruluşlarının "iradesi"ni yansıtmaktadır. Türkiye'nin sırtı duvara yaslanmıştır ve bundan çıkış için, uluslararası para kuruluşları ve bunların ardındaki "Amerikan iradesi"nin Türkiye'ye desteği zorunlu hale gelmiştir. Kemal Derviş. bu durumda bu desteğin "güvencesi"ni simgeliyor.

Peki, bu, bir tür "12 Mart formülü" değil midir? Bu, 12 Mart'taki "Attila Karaosmanoğlu modeli"nin tekrar sayılmaz mı? Bu, bir tür "teknokratlar hükümeti"ne geçiş ve dolayısıyla "siyasi anlamı" olan bir gelişme olarak kabul edilemez mi? Kısmen öyle. Çarpıcı benzerlikler söz konusu.

Hemen bu noktada akla gelen soru ise, doğal olarak, şu:

"12 Mart formülü ya da Attila Karaosmanoğlu modeli tutmamıştı. Bu, niye tutsun?" Bir başka soru ise şu olabilir: "Kemal Derviş'in siyasi tabanı, kitlesel desteği olmadan başarıya ulaşması mümkün müdür?"

12 Mart ve Atilla Karaosmanoğlu modeli, 1970 şartlarında anlaşılmıştır. İthal ikamesine dayalı bir ekonomi güden Türkiye söz konusuydu o dönemde. Şimdi "küreselleşme çağı"nda, uluslararası piyasalarla kuvvetli interaktif ilişkide bulunan bir Türkiye söz konusu. İşin bu yönüyle Kemal Derviş tercihini ve işlevselliğini yabana atmamak gerekiyor. Zaten, Kemal Derviş ismini ortaya atan, açıklandığı gibi Bülent Ecevit değil; IMF yöneticisi Stanley Fischer. Dolayısıyla, Kemal Derviş, daha önce de belirttiğimiz gibi "uluslararası irade"nin eğilimi... Bu eğilimin önünde, bu "üçlü koalisyon bohçası" ne kadar direnebilir, emin değiliz.

Kemal Derviş'in "siyasi tabanı"nın olup olmamasına gelince, şu noktada "tayin edici önem" taşımıyor. Bu hükümetin siyasi tabanı da kalmadı ki. Kimin ne kadar "siyasi taban"a sahip olduğunu ölçmek de, 28 Şubat tortusu "siyasi sistem"in bagajları nedeniyle şu zaman diliminde mümkün değil.

Kemal Derviş'in "ekonomi yönetimi"ni ele geçirdiği bir Türkiye'nin siyasi partiler ve seçim kanunu değişikliklerinden sonra, gerçek rotasına oturtulabileceğini hesaplayın. Peki ya, bunlar gerçekleşmezse?

Ekonomi, hiperenflasyona doğru, hem de büyük bir durgunluk ve taşan işsizlik dalgaları arasında ilerleyecektir. 2001 yılı içinde meydana gelebilecek "sosyal patlamalar"ı tasavvur edebiliyor musunuz? Henüz sadece buzdağının üzerini görebiliyoruz.

En önemlisi şu gerçeği görmek:

Türkiye, önümüzdeki günler ve aylarda çok ama çok önemli değişikliklere gebe...


2 Mart 2001
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED