|
|
|
|
- "Doğru bir yorumlama, hiçbir zaman metni yazarının anladığından daha iyi anlamaz. Doğru bir yorumlama, bu metni elbette başka türlü anlar. Ancak bu 'başka', yorumlanan metin üzerinde düşünmede 'aynı' ile buluşan bir 'başka' olmalıdır." Heidegger, Nietzsche'nin 'Tanrı Öldü' sözünü açıklayan soruşturmasına bu ilkeyi temel alarak başlar ve ilave eder: "Acele bir yargıda bulunmamak için, ilkin, 'Tanrı öldü' sözünü, Nietzsche'nin anladığı gibi anlamayı denemeliyiz." Heidegger'in bu va'dini nasıl yerine getirdiğini görebilmek için önce Nietzsche'den alıntıladığı şu pasajı okumalıyız: - Öğle öncesi aydınlığında bir fener yakan, pazar yerinde koşarken durmadan "Tanrı'yı arıyorum... Tanrı'yı arıyorum..." diye bağıran kaçık adamı duydunuz mu? (...) Kaçık adam (...) "Tanrı nerede?" diye sorar; "şunu da söyleyeceğim, onu biz öldürdük, sizlerle ben! Onun katiliyiz hepimiz. Ama bunu nasıl yaptık? Denizi kim içebilir? Bütün çevreni silmemiz için bize bu süngeri kim verdi? Onu güneşinin zincirlerinden kurtarır iken ne yaptık biz yeryüzünde? Nerede gidiyor şimdi dünya, biz nereye gidiyoruz? "Güneş yeryüzünden koparılırken insanların yaptığı", Heidegger'e göre, Avrupa düşüncesinin son üçyüz yılda yaptığından ibarettir! Güneş, varolan'ın varolan olarak kendini gösterdiği bir görüş çevresi kurar; bu çevreyi sınırlar da. Çevren, "hakikî olarak varolan duyuüstü dünya"yı gösterir. Bu herşeyi saran, deniz gibi içine alan 'bütün'dür. İnsanın yerleştiği yeryüzü, güneşinden koparılmıştır. Bütün görüş alanı silinmiştir. "Varolan olarak varolanların bütünü" demek olan deniz, insan tarafından içilip boşaltılmıştır. Düşünme bakımından imgeden başka birşey olduğuna hiç kuşku olmayan bu üç imge (güneş, çevren, deniz) ile üç soru, Tanrı'nın öldürülmesi olayından ne anlaşıldığını aydınlatmaktadır: "öldürmek", burada kendi başına varolan duyuüstü dünyanın insan eliyle yok edilmesidir. Heidegger devam eder: Kaçık adamın pazar yerinde dikilen "Tanrı'ya inanmayanlar" ile hiçbir ortak yanı yoktur. Çünkü bunlar Tanrı'nın Tanrı olarak inandırıcılığını yitirmesinden ötürü inançsız değillerdir; tersine, Tanrı'yı aramadıkları sürece inanma olanağından el çektikleri için, onlar artık arayamazlar, çünkü artık düşünmezler. Ayak takımı düşünmeye yol verdi, onun yerine de aylaklığın gevezeliğini koydu, kendi kanılarının tehlikeye girdiği her yerde Hiççilik kokusu aldı. Asıl Hiççilik karşısında her zaman üstünlük kazanan bu körleşme, düşünme karşısında iç daraltıcı korkusundan ötürü kendi kendisiyle konuşmaya girişti. Ama bu korku, korku karşısında korkudur. Asa Yayınları'nın Levent Özşar'ın çevirisiyle yayımladığı "Nietzsche'nin 'Tanrı Öldü' Sözü ve Dünya Resimleri Çağı" (Bursa, 2001) adlı bu kitapçık, meraklılarına şiddetle tavsiye edilecek türden... Şimdilik "daha titiz bir çeviri, daha titiz bir neşir" talebini bir kenara koymaya bile değecek kadar 'şiddetle' hem de... Çünkü anlama'nın anlamı ve/veya yorumun doğası üzerinde düşünmeyi meslek edinmişler için bu soruşturmadan çıkarılacak önemli dersler var. Handiyse kaçık adamları kalmamış bir dünyanın çocuklarının, ayak takımının peşinden gitmeyi bir marifet addedegeldiği günlerden bu yana, düşünmeye yol verildi dünyamızdan; ve düşünce dünyamızdan 'düşünce' gidince, geriye ne idüğünü kimsenin bilmediği, bilemediği bir 'dünya' kaldı sadece. Yakında bizler için ve bizim elimizle bu 'dünya'ya da yol verileceği muhakkak gibi. Şimdi çok az kişi Tanrı'yı arayan kaçık adamları arıyor, korku karşısında korkan adamlara inat... Aksine çoğunluk, ayak takımının gönül okşayıcı, teselli verici ve o denli de aldatıcı söylencelerini fikir tezgâhlarının mostralık kısmından devşirip "Tanrı ölmedi" diyebilecek gücü buluyor kendisinde. Kimse Tanrı'dan bize âdil davranmasını dilemeye kalkışmasın o halde! Çünkü âdil bir mahkemeden çıkacak karar hoşa gitmeyebilir. Demek ki bir tek seçenek var: adalet'ten ziyade rahmet'le muamele olunmak. Keşke yazıyı bu temenniyle sona erdirebilseydim de "Şeytan sizi Tanrı'nın rahmetiyle aldatmasın" uyarısına dikkatinizi çekemeseydim. Ne var ki "Tanrı'yı arıyorum" diye diye kendini paralayan o kaçık adamın çığlıkları zihnimde yankılanıp dururken bunu yapamazdım. Öyle ya, denizi kim içebilir?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |