T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Kılıçlar, karaosmanlar ve dervişlere dair...

"Kriz başımıza kimbilir ne dertler açacak?" diye kara kara düşünenler haberi çoktan duymuş olmalı: Dünya Bankası'nda çalışan Kemal Derviş, Türk ekonomisini kurtarmak üzere ve süper yetkilerle donatılmış olarak ülkemize teşrif etmiş bulunuyor...

Benim şahsen Kemal Derviş'in Merkez Bankası'nın başına gelmesine veya başbakan yardımcısı sıfatıyla ekonominin bütününden sorumlu olmasına herhangi bir itirazım yok. Var olsa da itirazımın fark edileceğini sanmıyorum: TÜSİAD'ı bile artık 'banal' bulmaya başlayıp kendilerine daha 'seçkin' bir kulüp arayışına giren ülkemizin 'şişman kedileri', bir süreden beri, "Dışarıdan biri bakan atansın, ekonomi onun eline bırakılsın" deyip duruyorlar. Aylardır "İMF'li hayat, oh ne rahat" propagandası yaptıktan sonra, İMF imzası taşıyan ekonomik paketin sebep olduğu krizi de pekâlâ izah edebilen 'allâmeler' de, "Bu işe çok uygun biridir; 'Kemal' onun ideolojik eğilimine, 'Derviş' soyadı muhafazakâr köküne işaret ediyor" demiyorlar mı? Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) içinde yer alması politikaya meraklı biri olduğuna dair olumlu bir puan...

Benim itirazım, bunun 'yerli' bir proje olarak sunulmasına ve her şeyin 'demokrasi' içinde olup bittiği görüntüsü verilmeye çalışılmasına...

Amerika gibi 'dünyaya nizâmât vermeyi' kendi hakkı bilen ülkeler, amaca ulaşmak için, tek bir yol tespit edip 'kör parmağım gözüne' o yolda ısrar etmezler. Boşuna 'sınama-yanılma yöntemi' denilmemiş, sınanan bir yöntem bir ülkede başarılı olduğu halde, bir başka ülkede aynı yöntem sonuç alamayabiliyor. İtalya'da zengin bir işadamından başbakan çıkartılabildiği halde benzer bir girişim Türkiye'de akamete uğradı. Olsun. Önemli olan, bir kaç hamle yapılması gerekse de, elde edilmek istenen hedefe ulaşabilmektir.

Başbakan Bülent Ecevit kaçın kurrâsı, işin hangi yöne doğru geliştiğini elbette fark ediyor. Bizler dışında ekonomik krizin faturasını açıkça ve yüksek sesle ona çıkartan olmadı; ancak partisinin grup toplantısında "İstifa etmem, benim tarihe karşı sorumluluğum var" cümlesini boşa sarf etmedi Ecevit. Dünya Bankası'ndan 'kurtarıcı' getirilen modelin hangi ülke damgasını taşıdığını ve kapsamını en iyi bilebilecek durumdaki kişilerin başında o geliyor çünkü.

Kriz çıktığından beri televizyon ekranlarında gördüğümüz Dr. Atilla Karaosmanoğlu, bundan otuz yıl öncesinin Kemal Derviş'i durumundaydı. Dünya Bankası'nda çalışıyordu Karaosmanoğlu ve ekonomiyi düze çıkartması için 1971 yılında Türkiye'ye ödünç verildi. O günleri hatırlayanların zihninde, Türkiye'nin İtalya düzeyine ancak 2071 yılında ulaşabileceğine dair cümlesiyle yerini aldı Atilla Karaosmanoğlu. Ekonomiden sorumlu bakan görevinde fazla uzun kalamadığı da biliniyor.

Atilla Karaosmanoğlu'nun Washington'dan Ankara'ya gelmesi, belleklerimizi tazeleyelim, 12 Mart müdahalesi sonrası kurulan olağanüstü hükümetler sırasında oldu. Dönemin komuta kademesi, bir öğle vakti TRT'ye gönderdikleri muhtırayla hükümeti istifaya dâvet ettiler ve başbakanlık koltuğunda oturan Süleyman Demirel, sonradan "Meclis'i açık tutmak için" gerekçesine bağladığı uysal bir davranış sergileyerek istifa etti. Kurulan 'olağanüstü dönem' hükümetinin üçüncü adamıydı Atilla Karaosmanoğlu.

Washington'dan 'ekonomi çarı' gelmesi modeli olağanüstü dönemlere yakışıyor. Oysa, bildiğimiz gibi, Türkiye'de görünür bir 'olağanüstü dönem'den söz etmek mümkün değil bugün. Seçimle işbaşına gelmiş bir hükümet var ve anayasa askıya alınmış değil, Meclis de çalışıyor... Bir siyasi (28 Şubat 1997) ve bir kaç ekonomik (22 Kasım 2000 ve 22 Şubat 2001) krizin ardından, politika ve iş hayatı, kollarını açmış, daha önce ancak olağanüstü dönemlerde gerçekleşen "Washington'dan gönderilen kurtarıcı" formulünün uygulamaya konulmasını bekliyor... YDH ile çıkılan fakat başarıya ulaşamayan yürüyüşün hedefine varması için 28 Şubat'ın ve ekonomik krizlerle fakirleşme süreçlerinin yaşanması gerekiyormuş demek ki... Görürsünüz, herhangi bir sebeple bu formül de tutmazsa, sihirbazın şapkasında başka bir tavşan mutlaka vardır.

Başbakan Ecevit haklı; böyle bir ortam kendisinden farklı tipte bir başbakan gerektirir. "Tarihe karşı sorumluluk" duygusunu anlıyorum da, galiba "Kendisini iktidara taşıyan iradeye karşı sorumluluğu" şu sıralarda daha ağır basıyor...

Amerikan atasözü boşuna söylenmemiş: Kılıçla gelen, kılıçla gider...


2 Mart 2001
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED