|
|
|
|
Kelime oyunu yapmıyorum. Yalnızca kriz ve bunalım kelimelerinin aynı şeyi ifade ve işaret etmediğini belirtmek niyetindeyim. Geçenlerde devlet zirvesinin "al takke, ver Anayasa" usulünde cereyan eden bir olaya şahit oluşunun hemen akabinde Türkiye şiddetli bir krize yakalandı ve aynı zamanda iki yüz senedir içinde bulunduğu bunalım birden bire çok şiddetlendi. Dünya sistemine patronluk yapan ABD'nin bu sisteme askıntı olmak için canını dişine takan Türkiye karşısındaki hamiyeti krizin kısa zamanda atlatılmasını sağladı. Gel gelelim, şiddetinden çok şey kaybetmiş olsa bile Türkiye'ye mahsus bunalım devam ediyor. Ne oldu da kriz geçti? Madem krizden çıkabiliyor, ondan kurtulabiliyoruz, o halde bizi bunalımsız günlerin beklediği de söylenebilir mi? Bu soruları cevaplandırabilmek için krizden ve bunalımdan ne anladığımızı ortaya koymamız lâzım. Lugatlar kriz kelimesinin kökünün Grekçe olduğunu ve "Krinein = Karar vermek" mastarından türediğini söylüyor. Hastalığın iyiye mi yoksa kötüye mi gideceğinin tam kestirilemediği dönüm noktası krizin doğduğu yer. Bir iktisadi sistem olarak kapitalizm ne zaman krize girdiyse o zaman mevcudiyeti de tehlikeye girmiştir. Şimdiye kadar kapitalizm krizlerden hakimiyet alanını genişletmek suretiyle güçlenerek çıktı. Ama kazanılan bu güç krizden kaçmayı da güç hale getirdi. Her kriz bir konuda karar verme zamanının geldiğinin işaretidir. Karar verilir kriz biter. Türkiye yakalandığı son krizde dünya sistemi hiyerarşisinde yerinin neresi, hangi basamak olacağı hususunu karara bağlamak zorunda kaldı. Bir süre bazı çevreler Türk ekonomisinin "orta boy" statüsüne kavuşmasını sakıncalı bulmamıştı. Daha sonra sakıncaların bilincine varıldı ve ekonomisi de dahil her şeyiyle Türkiye'nin varlığını ancak "küçük boy" mevkiinde koruyabileceği şartlar hazırlandı. Dünya sisteminin hiyerarşi gözeten yapısında bir (veya birkaç) basamak aşağıda bir yere razı olup krizi atlattık. Bilmeliyiz ki krizi geçirmiş olmamız bunalımın sona yaklaştığının habercisi değildir. Türkiye'nin bunalımı modernleşme yoluna girilmesinin ilk adımlarından itibaren kimlik bunalımıdır. Bunalım halis Türkçe bir kelimedir ve biz Türkler bunalmanın ne demek olduğunu gayet iyi biliriz. İşin sonunun bunamaya varmasından korkarız. Bazılarımız şizofreni hastalığını erken bunama diye adlandırır. Belki de Türkler olarak kimlik bunalımı yaşıyor olmamız mensup bulunduğumuz toplumun kişilik parçalanmasına uğramış olması yüzündendir. Millet varlığı söz konusu olduğunda yüz elli sene öncesinden bu yana Türkler karşılarında bir kaos ortamı buluyorlar. Dilleri ve dinleri bakımından Türkler kendilerine mahsus alanın neresi olduğunu biliyorlar mı? Dili ve dini ilgilendiren konularda "efrâdını câmi, ağyârını mâni" bir uzlaşma sağlama hususunda çok değil, sadece iki Türkün aynı fikirde birleştiği ne zaman ve nerede görülmüş? Biz Türklerin bunalımdan şikâyet ettikleri pek duyulmaz. Toplum olarak ömrümüzü (millet demeye nedense dilim varmadı) geride krizler bırakmak suretiyle uzatmaya alışmışız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |