|
|
|
|
Açıkçası, "ben dememiş miydim" demekten bıktım.. 28 Şubat döneminde, "Sabah-Etibank" yöneticileri tarafından susturulduğum zaman, olayın nedenini anlamak yerine, Dinç Bilgin - Zafer Mutlu ikilisine yaltaklananlar, şimdi uyandılar.. Kimi işinden oldu.. Medya dışındakiler de, ekonomik iflasın işkence ortamı içinde yaşıyor.. Giderek artan sayıda "eski dost", aynı cümleyi seslendirmekte.. - Meğer sen haklıymışsın!. Kimi de, 28 Şubat döneminde söylediklerimizi hatırlatıyor.. Defalarca tekrarladık. - Askeri geçiş dönemleri sonunda, medya sermayesinde de tasfiyeler olur.. Bizi susturan bazı patronların, medyadan dışlanmaları kaçınılmazdır.. İşte tablo ortada.. Dinç Bilgin'in "Sabah"ını ayakta tutmaya çalışan Aydın Doğan'ın gazetelerini de, "ekonomik kriz" vurdu.. En değerli yazarlar, pekçok değerli basın emekçisi, işlerinden çıkartılıyor.. Aslında bunlar da, "uzatmalı 28 Şubat"ın kurbanları.. 1997'deki 28 Şubatın atanmış siyasi kadrolarının, Mesut Yılmaz'ların, Bülent Ecevit'lerin icraatına kaderlerini bağlayanları, 2001'in 28 Şubat'ında, kriz içinde görmekteyiz.. Olup bitenleri önceden görüp, gerekli uyarıyı yapmak ve "aydın ahlakı"nın gereği olan "tepki"yi o zaman koymak, ağırlık veriyor bana.. Bu takım, TÜRKBANK özelleştirme skandalının faillerini de, İnterbank-Etibank rezaletinin sanıklarını da, susarak görmezden geldiler.. Diyelim ki "duymadım-görmedim-konuşmadım" rolü oynamak, işlerine geliyordu.. Ama yazık olmadı mı Dinç Bilgin'e, Zafer Mutlu'ya, Nail Keçili'ye? Basın, ayıpları görmezden gelince, ayıplar tırmandırıldı.. Kimi cezaevinde şimdi, kiminin de yurt dışına çıkması yasak.. Dinç Bilgin 27 Şubat 1977'ye dönebilseydi, yaşadıklarının bilincini de beyninde taşısaydı, aynı yolu izler miydi? "Bağımsız gazetecilik" varken "bağımlı bankacılık" tercih edilir miydi? Değdi mi "brifing gazeteciliği"ne bel bağlamaya? Çevik Bir'lerle Mesut Yılmaz'ların talimatına bağlı gazetecilik yapmaya, değdi mi? Gerçekten "şeriat tehlikesi"ni önlemek için, Cavit Çağlar'lar, Dinç Bilgin'ler falan, kendilerini feda mı ettiler? Diyelim ki gidenler gitti.. Neticede, "kalan sağlar" bizimdir.. Peki, hâlâ aynı hatalara devam neden? 1980-90 arasında, Turgut Özal her fırsatta, ekonomiyi ve serbest piyasa modelini öğretti Türkiye'ye.. "Serbest piyasa"nın üç bacağı var.. Serbest kur - Serbest faiz - Sübvansiyonsuz fiyat.. Bu kadro "kur"u dondurdu.. Fiyatlara narh koydu.. Faizi de engelledi.. Ama bizim medya (ve TÜSİAD), tartışmasız desteklediler programı.. Şimdi iflas geldi.. Ama hâlâ bazıları (mesela TÜSİAD), aynı sazı çalıyor.. - Kur dalgalandı.. Bari faizler kontrol edilse, diyor TÜSİAD'ın sözcüleri.. Ama bunlar, "yeter artık" diyecekleri yerde, mesela Umur Talu'yu susturuyorlar.. Acaba Hüsamettin Özkan'ın güdümünde mi yapılıyor tasfiye?. Sezer'e "nankör kedi" diyerek saldırılmadan önce, Umur Talu "Her Damın Kamburu"nu yazmıştı Milliyet'te (18 Şubat 2001) Bazı gazetelerin "talimatlı, teslimatlı manşetler"ini hatırlatmış ve şöyle demişti: - Çokça aracı gibi sahne alıyor. Bir organizatör, bir emprezary gibi.. Bekletilen murakıp raporları, saptırılan denetim işlevleri, ayaklanmış zabıtlar, yargıdan ve yangından mal kaçırma seferberlikleri.. Acaba, medyada Cumhurbaşkanı Sezer'i destekleyenler tasfiye edilirken, bu arada Özkan, Çankaya'ya da gol mü atıyor?. "2001'in 28 Şubatı"ndaki Çevik Bir, acaba Hüsamettin Özkan mı? ŞAKA
Anla artık..
Ecevit DSP grubunda, yine ağlatmış milletvekillerini..
BÜYÜK AYIP
2001'de, yine "yoklar"ı gördük..
İnanabiliyor musunuz?
- Türkiye'ye serbest piyasa ekonomisini getiren ANAP'ın kulağına zehir döküldü.. ANAP şimdi, Ecevit'in peşinde, Türkiye'yi aşağıya çekiyor. Birşeyler yapın.. Durmayın..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |