T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Sadece bir senaryo bu, inanmak zorunda değilsiniz

Başbakan'ın DSP grup toplantısı sırasında yaptığı konuşmayı beraber izlediğim dostum, Bülent Ecevit'in ağzından "İstifa etmemi isteyen çevreler var; ülkeme ve tarihe karşı sorumluluğum istifa etmeme engel" cümlesinin çıktığını duyar duymaz, bana döndü ve "Sana cevap veriyor" deyiverdi. Güldüm. Benim verdiğim tepki şu oldu: "Başbakan, Amerikan büyükelçisine cevap veriyor..."

Benim dostlarım böyledir; her sözümde keramet, her cümlemde dünyayı sarsacak ağırlıkta bir gerçek ararlar. İstifasını istedim diye, başbakanın, grup toplantısında bana cevap vermesini beklemek dostlarım için normal. Onlar için normal olsa da benim için değil; haddimi bilirim ben. Ayrıca, başbakanın kimin dediğini ciddiye alıp cevap verme zahmetine katlanacağını da...

Bilebildiğim kadarıyla, cumhuriyet tarihinde ilk kez, bir başbakan, eşini yanına aldı, Amerikan büyükelçisinin ikametgâhına gitti ve büyükelçi ile eşinin konuğu olarak bir akşam yemeği yedi. Tanıksız, gözlemcisiz... Benim uzaktan gözlemlediğim, o gece işittiklerinin Bülent Ecevit'in canını müthiş sıktığı... Ertesi gün, grup toplantısında, "Amerika, İMF ve Dünya Bankası'nı aradan çıkartıp kendi kaynaklarından 25 milyar dolar kredi açma hazırlığında" derken söylenenleri tekrarlıyordu; "İstifa etmemi isteyenler var, oysa ülkeme ve tarihe karşı sorumluluğum istifa etmeme engel" cümlesiyle de, yine orada işittiği telkine cevap veriyordu Ecevit...

İşin ilginç tarafı şu: 25 milyar dolar gibi yüklü bir miktarda kredi gelmezse, bu hükümetin sebep olduğu ekonomik yıkıntıdan kolay kolay kurtulmak mümkün görünmüyor... O çapta bir kredi ABD'den gelir mi bilemem, ancak üç kuruşluk bir kredi gelmesi için bile bu hükümetin istifa etmesi gerekiyor; hiç değilse belli başlı unsurlarının...

Hadi, başbakan dil bilir, Amerikalıları tanır, ne denildiğinde neyi anlaması gerektiğini düşünebilir, bu sebeple onun Robert Pearson'un dâvetlisi olarak Amerikan Büyükelçiliği'ne gitmesinde -ilk olması dışında- garipsenecek bir yön yok... Ya Hüsamettin Özkan'a ne oluyor? Büyükelçilerin görüşme taleplerini karşılamakta nazlanan, yabancı misyonların verdiği dâvetlere katıldığı görülmemiş Hüsamettin Bey de, dün, bütün işini gücünü bıraktı... Ve, ABD büyükelçisiyle görüştü... Yakında, "ANAP lideri Mesut Yılmaz ABD büyükelçisi ile görüştü" haberini duyarsanız hiç şaşırmayın...

Bilirim, diplomatlar nâzik insanlardır; hele kendi evlerine gelen siyasilere, doğrudan, "İstifa etseniz iyi olur" demezler; ABD büyükelçisi de, Ecevit'e veya Özkan'a gayet nâzik davranmıştır. Konuşma ekonomi etrafında geçmiş, yolsuzluklar konusundaki hassasiyetlere değinilmiş ve bazı gözlemcilerin hükümete yakın bazı unsurları yolsuzlukla suçladıkları, o da şöyle bir geçerken, dile getirilmiştir. Bir yabancı ülkenin diplomatı, bir ülkenin başbakanı veya yardımcısına, "İstifa etseniz iyi olur" der mi hiç?

Acaba 25 milyar dolarlık Amerikan kredisinin sözü hangi ikramdan sonra edilmiştir; soğuklardan sıcaklara geçildiği sırada mı, yoksa kahveler içilirken mi? Emin olduğum, Ecevit'in, o krediyle hükümetinin geleceği arasında irtibat kurmasını sağlayacağı bir biçimde konunun açıldığı... Aynı dili konuşmak, muhatabı tarafından anlaşıldığı izlenimini vermiştir büyükelçiye... O gece tereddüdü olsa bile, ertesi gün, DSP Grubu'ndaki konuşmada, 'tarihe karşı görev' sözünün edilmesi dediklerinin anlaşıldığı konusundaki tereddüdü gidermiştir sanıyorum...

Dün Ankara'ya gelip başbakanla görüşmesi beklenen Kemal Derviş'in 25 yıla yakın bir süredir Dünya Bankası'nda çalıştığını biliyor muydunuz? 25 milyar dolar kredi... 25 yıl Washington'da çalışmış olmak... 25 bu hükümet için önemli bir rakam olacağa benziyor. Ekonominin direksiyonu 25 yıl Dünya Bankası tecrübeli Kemal Derviş'in eline bırakılırsa, 25 milyar dolarlık kredi açılır mı acaba? Bülent Bey başbakanlıkta kalmaya devam ettiği, Hüsamettin Özkan ve Mesut Yılmaz'ın hükümetten ayrıldıkları bir ortamda mı gerçekleşecek bu, yoksa Ecevit'in de mi koltuğunu bırakması gerekecek?

"Bütün bunları nereden çıkartıyorsun; Ecevit mi söyledi, yoksa ABD büyükelçisinden mi duydun?" diye soracağınızı biliyorum. Hayal kırıklığına uğratmayı da göze alarak gerçeği ifade edeyim: Bütün bunları kendi hayal gücümden çıkardım. Ecevit benimle görüşmüyor zaten, ABD büyükelçisini arama zahmetine de katlanmadım... Bu sebeple, Ecevit'le ve Özkan'la yapılan başbaşa görüşmelerde neler konuşulduğunu bilmem imkânsız... Ben de her şeyi kendim uydurdum işte.

O sebeple, yazdıklarıma inanmak zorunda değilsiniz. Hatta, yazdıklarımın yanlışlığı ortaya çıkarsa, sizi temin ederim, en çok ben mutlu olurum.

Sebebi şu: Türkiye'yle ilgili bir projenin son safhasına yaklaşıldığı kanaatindeyim. Bir satranç oyunu olarak düşününüz olan biteni, birileri "Şah" demeye hazırlanıyor. Hükümet dört bir taraftan sıkıştı, manevra alanı kalmadı; ekonomik iflâs ve siyasi açmazlar yüzünden bütün değerli taşları oyun dışı kaldığından, "Şah" denildiğinde yapabileceği bir karşı-hamlesi yok... İşin kötüsü, vaktiyle her dediğini alkışlayan seyirciler de satranççıyı desteklemiyorlar artık...

Her şeyi en iyi benim bildiğime inanan dostlarım, bakalım yazdığım bu senaryoya ne diyecekler?


2 Mart 2001
Cuma
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED