T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

İşin haysiyet cephesi

Başımız dara düştüğü için şimdi hiçbir "eksi"yi gözümüz görmüyor. Bize bir "kurtarıcı" lazımdı, onu elbirliği ile üretmiş olmaktayız. Sanki tüm "eksi"ler, hayalhanemizi yıkacak kâbuslar gibi içsel bir değerlendirmeye tâbi tutuluyor ve daha doğmadan yok ediliyor. Kemal Derviş'in "Bu iş tek adam işi değil, ben tek başıma bir şey yapamam, bu işin (beni kurtarıcı gibi takdim etmenin. A.T.'nin notu) kabahati sizin üzerinizde" demesine rağmen onu bile kendi kahramanlığına inandırıcı bir söylem sürüyor. Oysa, şu an bilhassa "haysiyet cephesi"nde ortaya çıkan iki kötü damar, bu hayal kulesini darmadağın edecek bir nitelik taşıyor.

-Biri, bizzat Kemal Derviş'in haysiyet cephesini ilgilendiriyor. Benim Derviş'le ilgili ilk izlenimlerim, kendisinin bir hizmet insanı olabileceği yönünde. Hatta, yılların özlemi ve dışarda bulunan kimi insanlarda gelişen kimlik duyarlılığı ile aşkla, şevkle memlekete birikiminden bir şeyler taşıma çabası gösterebilir. Ama Kemal Derviş'in Türkiye'ye geliş parkuru onun kişiliğini daha şimdiden yaralıyor. Kemal Derviş, Amerikan Büyükelçisi'nin Ecevit ve Özkan'la özel görüşmeleri, Bush'un önce Ecevit'le, sonra da Sezer'le yaptığı telefon görüşmeleriyle ortaya çıkan Türkiye'ye yönelik Amerikan hassasiyeti içinden, 25 milyar dolarlık Amerikan kredilerini koltuğunun altına almış gibi çıkıp geldi. Sanki Türkiye'ye yönelik Amerikan ilgisinin bir uzantısı gibi... Ve sanki Amerikan seçkisi gibi... Sanki misyonunu Amerika'nın belirlediği bir kişi gibi. İçerde kimilerini "sorunun çözümü işin böyle olmasında" imiş gibi heyecanlandıran bu görüntü, Kemal Derviş'in Türkiye'deki imajını zaman içinde kemirecek bir mahiyet taşımaktadır. DSP grubunda daha şimdiden başlayan "manda"lı kulisler, o bit yeniğinin ilk adımlarıdır.

-İşin "haysiyet cephesi"nde ikinci yara, Derviş olayının Türkiye siyasetinin, hatta Türkiye'nin özgül bilgi-kültür birikimindeki kalite zaafının sembolü olmasıdır. Siyaset kendi kadroları içinden bir ekonomi koordinatörü çıkaramamıştır. 550 kişilik Meclis'te bir tek kişi yok mudur? Siyaset Türkiye içinden de bir beyin kadrosu çıkaramamıştır. Bu kadar üniversite içinden Türkiye'yi doğru okuyup, doğru çözümler önerip, doğru uygulamalar yapacak bir adam, bir kadro çıkarılamamıştır. Böyle bir görüntünün hem Türkiye siyasetinde hem Türkiye bilim camiasının haysiyetinde yara açmayacağı düşünülebilir mi?

"Haysiyet cephesi"nde ortaya çıkan bu iki yara, Kemal Derviş'in seyrü seferinde adım başı kendisini yoklayacaktır.

Kemal Derviş, kendisine saygısı ölçüsünde "Amerika" ilgisini ortadan kaldırmaya uğraşacak, oysa, Amerika-Dünya Bankası-IMF üçgeninde ortaya çıkan ve zaman zaman Türkiye ekonomisini aşıp, bölgesel düzenlemeleri içine alacak her gerilim, onu gölgeleyecektir.

Siyasi kadroların gölgelenmişliği ise, bir başka dar alan oluşturacaktır. Kemal Derviş, siyasetten bağımsız bir siyasi merkez olamayacağına göre -öyle olacaksa o daha da derin krizlerin kapısını aralayacaktır- her projesi için siyasi onaya ihtiyacı olacaktır. Siyasi onay, şu andaki karizma marifetiyle çözümlenir gibi gözükse de, her sıkıntılı durumun, karizma aşındıracağı da açıktır. Bilinmeli ki Kemal Derviş "normal olmayan" bir sürecin dikte ettiği isimdir. Normal olmayanın ise, normal tarafından aşındırıldığını Türkiye müteaddit defalar tecrübe etmiştir. Daha şu anda parlamentoda iki muhalefet partisi vardır. Kemal Derviş kabinede DSP hanesinde gibi görünmektedir. Öyleyse ANAP ve MHP'nin örtülü muhalefetinden bile söz etmek mümkündür. DSP içindeki muhalefet damarını ise, "manda" kulislerinden görmemiz mümkündür.

Bürokratik kadroların Kemal Derviş'e ilişkin ilk tepkileri bir miktar serzeniş rengi taşıyor. Merkez Bankası Başkanı, Hazine Müsteşarı ve Temizel'in istifalarının hiç de nezaket eksenli olmadığı bellidir. "Bulunmaz adam" görüntüsünün, tüm bilim camiasını içten içe rahatsız ettiği, geniş bir çevrede "kıymet kazanmak için dışarıya gidip, oradan pazarlanmak lazım" değerlendirmelerinin konuşulduğu kimsenin meçhulü değil.

Kemal Derviş'e 12 Eylül sonrası "Özal misyonu" izafe etmek ne kadar gerçekçidir, o da sorgulanabilir. Burada iki anahtar soru vardır: Bir, Türkiye'nin şu andaki statüsü 12 Eylül sonrası bir statü müdür? İki, Kemal Derviş, artısı eksisi ile Özal niteliğinde bir insan mıdır? Bunlar önemli. Bir diğer konu ise, Özal'ın asıl operasyonunu ANAP'ın ilk iktidarında, yani siyaset dümenini eline aldığı zaman yaptığı gerçeğidir. Özal orada da, çok önceden - taa DPT müsteşarlığından beri- zihni planda ciddi anlamda hazırlanmış olduğunu ortaya koymuştur. Özal iddia sahibi bir insandır. Kemal Derviş ise şu anda, Türkiye ekonomisine kendi ifadesiyle "katrilyonları telaffuz etmeye çalışmak" kadar yakın durduğunu gösteriyor. Buradan Özal çıkar mı, bana göre zor.

Aslında Kemal Derviş'e ilişkin benim izlenimlerim-duygularım olumlu. Bu da, sadece Türkiye'ye geldikten sonraki medya önüne çıkışlarında izlediğim görüntülere dayalı bir duygu. Ama bu geliş tarzı ve bu siyasi arenada yapacağı şeyler çok sınırlı gibi geliyor bana. Keşke daha normal bir hizmet formatında yararlanılabilseydi...

Okuyucularımın Kurban Bayramlarını en kalbi hislerle tebrik ediyor, yurdumuza, İslam dünyasına, tüm insanlığa hayırlar, güzellikler gelmesini niyaz ediyorum.


5 Mart 2001
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED