T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Weber yanlış söylemediyse tünelin ucu karanlık

Washington'dan gelerek ekonominin sorumluluğunu üstlenen Kemal Derviş, görevine şevkle başladı. Umut verici sözler sarfediyor, geleceğin parlak olduğu kanaatini yaymaya çalışıyor. Bu arada, siyasi hayat ve piyasalar da kendisine avans açtı. Uluslararası bağlantıları Türkiye'ye kredi olarak yansırsa, 'Kemal Derviş formulü' başarıya ulaşabilir; pek çok kişi olaya bu biçimde yaklaşıyor...

Ben ise, Kemal Derviş'in epeydir uzak kaldığı Türkiye'yi bu kadar hafife almadığını ummak istiyorum. Köşede bekleyen siyasi ayak oyunlarını, piyasaların âni tepkilerinin kolayca oluşturabildiği panik havasını da hesaba katmak zorunda. Bakanlar kurulunda yanyana oturacağı mesai arkadaşlarının kendisinin varlığını içlerine sindiremediklerini de herhalde biliyordur.

Bunlardan daha önemlisi ise, Derviş'in (veya herhangi bir ekonomi sihirbazının) tavşan çıkartacağı torbanın içini tanıması zaruretidir. Nasıl bir ülkede 'ekonomik başarı' göstermesi beklendiğinden haberdar mı acaba?

Max Weber'den beri bilinen 'inanç sistemi' ile 'ekonomik performans' ilişkisini gözardı eden bir ülke burası. Weber, israfı kınayan, tasarrufu yücelten Protestan ahlâkının kapitalizmin gelişmesi ve dünyanın zenginleşmesinde en belirleyici rolü oynadığına dikkat çekmişti. İslâm, Protestanlık'tan da baskın bir biçimde, bağlılarını israftan uzak durmaya ve tasarrufa sevk eder. Özellikle Türkiye'de, inançlı insanlar, ekonomik hayatın her zaman merkezinde bulunmuşlar, kalkınmacı ekonomik politikalar izleyen siyasiler de, destek tabanını, geleneksel olarak, o insanların oluşturduğu kesimde aramışlardır...

Oysa, Türkiye, bir süreden beri, israf ve tasarruf konusunda değişik düşünen, biraz da bu sebeple dengelerini farklı zeminlerde arayan bir zihniyetin güdümünde. Sermayenin rengi olabileceğine inanan bir zihniyet bu ve sırf 'inançlı' insanlar da yararlanıyor diye sivil topluma kuşkuyla bakıyor. Derviş'in geldiği Washington'da Beyaz Saray'a yerleşen George W. Bush, ilk genelgesini, dinî vakıflara devlet kesesinden yardım yapılması konusunda çıkardı; Türkiye'de ise dinî vakıflar nicedir tâkip altında.

Demokrasiyle kalkınma arasındaki birebir ilişki ise, özellikle Sovyet sisteminin çöküşünden sonra, kimsenin itiraz edemeyeceği bir açıklıkla ortaya çıktı. Temel hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanan, hakkının çiğnenmeyeceğinden, ayrımcılığa uğramayacağından emin insan, daha üretken ve verimli oluyor. Derviş'in geldiği Amerika bu gerçeğe en güzel örnek... Türkiye'de ise, temel hak ve özgürlüklerin ihlâl edildiğini her yetkili ağız itiraf ediyor da kimsenin bir şey yaptığı yok. Başörtülü genç kızın eğitim özgürlüğü elinden alınabiliyor; birilerinin fişlediği insanlar, neyle suçlandıklarını bilmeksizin, ayrımcılığa uğrayabiliyor...

Sadece bu kadarla kalsa yine iyi. Son günlerde, sırf düşündüklerini ifade etme cesareti gösterdikleri için hapis cezasına çarptırılan insanlar oldu. Kemal Derviş sık sık "Allah'ın izniyle" diyor, ama doğa olaylarının Allah'ın izniyle meydana geldiğini yazdılar diye, iki ayrı gazeteye, kapatma cezaları verilebildi. Gazetenin 'siyasi kimlik' sayıldığı, Almanya'ya gitmek için bindiği uçakta Yeni Şafak isteyen yolcunun başına geldiği gibi, bazı varsayılan siyasi kimliklerin seyahat özgürlüğünü engelleme sebebi yapıldığı bir ülke Türkiye. Sadece 'düşünce suçu' kavramına sahip nâdir ülkelerden biri olmakla kalmıyor, 'düşünceye ceza' uygulamasını artarak sürdürüyor da... Şiir okuyanın- siyasetten men edilmesinin mümkün olduğu bir ülke burası; partiler kapatılabiliyor, seçmenler temsil haklarından mahrum edilebiliyorlar...

Eğer Max Weber'in tespitleri doğruysa ve eğer Sovyetler Birliği bildiğimiz sebeplerden dolayı iflâsa sürüklendiyse, ipler kimin elinde olursa olsun, nereden hangi pahada mâlî yardım gelirse gelsin, bugün sahip olduğu değerler sistemi ve yönetim zihniyetiyle, Türkiye'nin, ekonomide müthiş başarılı bir örnek haline dönüşmesi imkânsızdır. Böyle bir ülke, elinde sihirli değnek bulunsa bile, Kemal Derviş'i de kısa sürede tüketecektir... Derviş, bu gerçeği görmezse, Washington'daki rahatını boşuna bozmuş olur.

Bu gerçeği görse ne olacak ki? Türkiye'nin ekonomisini de tahrip eden demokrasi eksikliklerini gidermek, temel hak ve özgürlükleri sağlamlaştırmak, hukukun üstünlüğü ilkesini hayata geçirmek, onun şimdi işgal ettiği koltuğun görev alanına girmiyor. Üyelerinden biri haline geldiği 57. hükümetin öncelikleri arasında da, bildiğimiz kadarıyla, bu yönde adım atmak yok. Daha da kötüsü, siyasi sistem, kendisini Türkiye'ye gönderenlerin de onayı ile, vesayet altında.

Bir bayram günü iştahını kaçırmak gibi bir derdim yok, ama Kemal Derviş'in yerinde olmayı hiç istemem.

NOT: Bütün okurlarımın Kurban Bayramı'nı en iyi dileklerimle kutlarım. FK.


5 Mart 2001
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED