T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

G Ü N D E M

Kenan Işık: Bizim üzerinde oturduğumuz kadim kültürle ırsiyet bağımız var
Tanpınar'dan habersiz İstanbul'da yaşanamaz

MİRASÇISI olduğumuz bu kadim kültürün üzerine oturmuş bir orijinal kültüre ihtiyacımız var. Şeyh Galib'in, Tanpınar'ın üzerine oturduğu kültür budur. Bizim coğrafi konumumuz ve kimliğimiz bize çok özgün bir durum biçiyor dünyada. Biz bunun farkında değiliz. En büyük hatayı geçmişimizi reddederek yapıyoruz.

Yıllardır hep, tiyatronun sorunlu olduğunu duyarız. Doğru mu bu?

Türkiye'nin her alanında kendini ele veren sorunlar elbette ki tiyatroda da var. Sanat olabilmesi için herhangi bir eserin mutlaka yeni olması ve yarına bir şey söyleyebilmesi gerekir. Bir eser, yarına yönelik bir şey söylemiyorsa o sanat olmaktan çıkar aktüel, popüler bir şey olur. Şimdi, Halk Bankası'nın, Ziraat Bankası'nın görev zararlarından söz ediliyor, 22 milyar dolar gibi. Bu görev zararları devletin diğer kurumlarında olmuyor mu denirse, elbette vardır. Bu kurumların arasında devletin tiyatroları da var. Rasyonel, sanat adına kullanılmayan bir bütçe, yığılmış bir kadro, kadroların yeteneklerinin sanata elverişsiz olması o kurumları da bugün neredeyse işlevsiz hale getirmiştir. Depremin hemen ardından Kızılay kurumunda olan şeylere bakın. Herhalde tiyatroların da böyle bir depreme ihtiyacı vardır.

O zaman tiyatronun devlet tarafından desteklenmesi sloganı havada kalmıyor mu?

Tiyatroların devlet tarafından desteklenmesi zorunluluğu var ve bu slogan da doğru bir slogandır.

Olur olmaz her projenin benim vergilerimde desteklenmesi de doğru değil herhalde...

Hayır, elbette değil. Ama sanatın bireyleri değiştirerek onu daha mükemmel dokulu hale dönüştürecek, kültür toplumu oluşturacak işlevi vardır. Bu anlamda devlet sanata destek vermelidir.

Kadrolar çok mu şişkin?

Şuradan açıklayayım size: Devlet ve Şehir Tiyatroları'nda prodüksiyonlara verilen para bütçelerinin yüzde 3'ünü 5'ini geçmez. Geri kalan para maaşa gider. Tıpkı Yeniçeri Ocağı'nın yozlaşması gibi. Gerçek yeniçeri 25-30 bini geçmezken 650 bin kişi oradan ulufe almışsa bugün de tiyatrolarda benzer bir durumla karşı karşıyayız.

Birgün Türk tiyatrosunun dünya çapında işler yapabilme ihtimali var mı?

Her alanda böyle bir kadro mevcut. Eğer bunlar enerjilerini devlet adına harcayabilseler Türkiye kurtulur. Çalışkan, zeki ve hiç yabana atılacak bir potansiyel değil bu. Ama bu yönetimin yanında kendilerini nasıl gösterecekler. Aynı Ecevit, iflas eden bir ekonomi politikası uygularken aynı anda Kültür Bakanı ile birlikte iflas eden bir kültür politikası da uyguladı. Aynı mantalite... Ama, kültür politikası insanların umurunda değil. Dünya bize, "Türkiye başağrısı" derken Kültür Bakanı bir TV programını RTÜK'e şikayet edip yasaklatmaktan söz ediyordu.

Herşeyi izlemeye nasıl fırsat buluyorsunuz?

Valla, ben siyaseti, ülkemde olan biteni, ekmeği, çorbayı bilmezsem tiyatro yapamam ki...

Ben anlamazlıktan geleyim de şöyle sorayım: Bunun sizin işinizle ne alakası var?

Çok alakası var. Bu ülkede tiyatro yapıyorsam, ülkenin gerçeklerinin ayırdında olmam gerekiyor.

Bu işlere kafa yoracağınıza elinize verilen teksti okusanız olmuyor mu?

Hayır o teksti seçmekle de yükümlüsünüz. Elinize gelen metnin Türkiye'nin gerçekleriyle nerede çakıştığını yakalamak zorundasınız.

Tiyatroda da herşeyi kontrol altında tutmak isteyen bir entelejansiya var mı?

Elbette, her alanda olduğu gibi. Benim buradaki kavgam da buydu. Bir grup yazar sadece kendi oyunlarını oynatmak istiyorlar. Kültür Bakanlığı'nda bunu başardılar ama Şehir Tiyatroları'nda yapamadılar. Bu yüzden beni oradan almak, yok etmek, altımı oymak istediler.

Kim bunlar?

İsimlerini söylemeyeyim. İşte, oyun yazarları... Bir yazar grubu var bunların oyunları binlerce kere oynanmış. Ama, genç bir yazar bir grubu daha olmalı bu ülkede ki şu anda 70'ini 80'ini süren bu grubun yerine geçebilsin.

Sadece gençlik değil başka tür bir yenilik de gerekmez mi?

Bugünden, Osmanlı'ya, Selçuklu'ya, Bizans'a oradan Likya'ya kadar giderek o kadim kültürün üzerine oturmuş bir orijinal kültüre ihtiyacımız var. Şeyh Galib'in, Tanpınar'ın üzerine oturduğu kültür budur. Bizim coğrafi konumumuz ve kimliğimiz bize çok özgün bir durum biçiyor dünyada. Geçmişimizi reddederken en büyük hatayı işliyoruz. Kimliksiz, ayağımız altındaki zemin kaybolmuş, nereye bastığımızı bilmiyoruz ki. Oysa bizim bir genetiğimiz, ırsiyetimiz var, bu doğrultuda tiyatro ve sanat yapmalıyız. Shakespeare'i bile bu üslupla sahneye koymalıyız ki seyirciyle buluşabilsin. Macbeth'i sahnelediğimde Körfez Savaşı üzerine bina etmiştim çünkü savaş komşumuzda yaşanıyordu. Çünkü, dilimizde "ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz" diye bir söz vardı.

lTV'de o kadar ciddisiniz ki kimse size "yardım edin Kenan Bey" diyemiyor!...

Bir hakikat var ki, "benim annem depremde öldü ya da babam hasta.." gibi gerekçelerle insanın hayatını devam ettirmesi mümkün değil. Yani kendini acındırarak birşey elde etmek duygusunun ortadan kalkması lazım.

İzleyici neyi önemsiyor? Parayı mı, bilgiyi mi?

Bence ikisini de değil. Önemli olan tavırdır. 500 milyarı kim aldı, almadı meselesinden koptu bu iş. 125 milyar liralık soruyu bilemeyip de 16 milyarla yetinen çocuğun annesi orada oturuyordu. "Çok üzüldüm" dedim. "Beni üzülmedim, çocuğumun canı sağolsun" dedi. Geçenlerde, "bir lokmasını yarıya böler, paylaşır bu krizi atlatır" dedim. Dünyanın neresinde bir şov programında böyle bir slogan söylenir de yadırganmaz.

l Söylediğiniz biraz da hükümetin işini kolaylaştıran bir tesbit...

Hükümetin işine yarasın diye söylemedim. Bu halk bin yıldır bu topraklarda yaşıyordu, binlerce yıl daha yaşayacak. Mesele bu basiretsiz yöneticilerde. Partilerdeki parti içi demokrasi eksikliğinden tutun da sistemin aksayan çarklarına kadar...

Sanatı bıraktık neredeyse siyaset konuşacağız. Tiyatrocular hep böyle memleket meseleleriyle iç içe mi olurlar!

Bilemem, bana sormayın.

Herşeyi biliyorsunuz da bunu mu bilmiyorsunuz?

'Herşeyi biliyorsunuz' derken, bir ironi mi var?

Hayır, hayır takdir ediyorum.

Teşekkür ederim. Şimdi eğer iyi bir malzeme varsa iyi bir yemek yaparsınız. Şeyh Galib Nabi'yi eleştirirken "Sanat yeninin peşinde olmalı. Bu yaşlı şair artık ömrünü doldurdu. Aşka dair söylediği şeyler daha önce Fuzuli tarafından söylendi. Leyla ile Mecnun'a bakın orada var. Niye söylüyor ki bir daha bunları!" diyor. Bütün bunlar Hüsn-ü Aşk'ın yazılış gerekçelerinde var. Ama geçenlerde bir radyoda dinledim. Aynı söz,: "San'at yeninin peşinde olmalıdır. Seneca" Senin kültürünün içinde dünya çapında bir adam var ama sen bundan habersizsin, Tanpınar'dan habersizsin, İstanbul'da yaşıyorsun.

Bir eser yaratmak için aşkın, nefretin, şefkatin vs. gerektiğini biliyorum. Başka neler gerekir?

İktidar duygusu, hırs, sadakat... Doğru biçimde kullanıldıktan sonra her duygu gerekli.

Biraz televole yapalım... Herkes sizi çok karizmatik buluyormuş. Bunun sırrı nedir?

Bilsem söyleyeceğim...

Bana kalırsa, bilseniz de söylemeyin yine de...

Eğer duyguluysanız, eğer birikimliyseniz o birikiminizi de içten, yürekten dile getirebiliyorsanız o zaman sesiniz ağzınızdan çıktığı anda sözcükler ve o sözcüklerin yanyana gelişi bir estetik içerir. Yani kendi yapınızdan ve kimliğinizden kaynaklanır. İçtenlik, sahiciliktir aslolan.

Anlaşıldı... Kenan Işık'tan karizmatik olmanın altın kuralı: Kendiniz olun!.. Yaptığınız işler çok para getiriyor mu?

Getiriyor da benim bundan haberim yoktu ki iyi bir anlaşma yapamadım. Ama artık biliyorum. Sözleşmem bittikten sonra çok para getirecek bir anlaşma yapacağım.

Eminim ve son kararım... Kenan Işık'a kesinlikle dört şık yetmiyor!

Dört şıktan birini seçme mecburiyeti sadece televizyonda geçerliymiş. Ben de Kenan Işık'ı hesaba çektim(!) ama bazı soruların cevabı e şıkkı çıktı... İşte, son yılların en büyük gazetecilik olayı!

Sanatçı sınıfı sanatı hak ettiği yere taşıyabiliyor mi? a) Taşıyor b) Sanata ihanet ediyor c) Suç toplumda, toplum talep etmiyor d) Biraz imkan tanınırsa olacak.

C şıkkını baştan eliyorum, böyle bir şey yok. Çünkü topluma bir şey sunulmadı ki. Sanatçıların hepsi de suçlu değil. Mesela, Yavuz Turgul'u, Başar Sabuncu'yu, Mehmet Ulusoy'u bununla suçlayamam. "Sanatçı sınıfının büyük bir kısmı sanatı taşıyabiliyor" gibi bir şık olsa onu seçerdim.

Türkiye'yi "hukuk devleti" olma kriterine göre nasıl değerlendirirsiniz? a) Yolun başında b) Bekleme salonunda c) Yolun başında d) Yanlış yolda

Türkiye'nin bir hukuk devleti olmadığı herkes tarafından söylenen bir şey. Hukuku da kendi kültürümüz üzerine inşa etmek yerine transfer etmişiz. B şıkkı diyeyim, bekleme salonunda...

Siyasi yasakları ne yapmak lazım? a) Gerekli b) Gereksiz c)Az bile d) Kısmen gerekli

Çok tuzaklı sorular bunlar, Mustafa!

Teşekkür ederim, iltifat ediyorsunuz!

Hepsinin açılımları olmalı. Seçenekleri bu açılımlarla birlikte değerlendirmek lazım. Eğer sözkonusu olan düşünce suçu ise kesinlikle b şıkkı diyorum: Gereksiz!

Peki, başörtüsü yasağına nasıl bakıyorsunuz? a) Okulda yasak olmalı b)İşyerinde yasak olmalı c)Hem okulda hem işyerinde yasak olmalı d)Kesinlikle yasak olmamalı.

Bir grup İlahiyat Fakültesi öğrenci bana geldi ve onlarla konuştum. Burada iş öyle bir yere geldi tıkandı ki, hepimiz tıkanıp kaldık. Bence burada bir çatışma var ve öncelikle bu çatışma ortadan kalkmalı. Öğrencilere tavsiyem şuydu: Televizyon geldiği zaman başınızı açın ve saçınız gösterin. Meselenin bu olmadığını çarpıcı bir şekilde herkese gösterin!

Bu soru cevapsız kalacak gibi... AB konusunda ne düşünüyorsunuz? a) İyidir b) İyi bir anlaşma ile girelim c) Üçe-beşe bakmadan imzalayıp üye olmalıyız d) AB bizi böler.

Ben yine gelenekçi bir bakış açısıyla meseleye yaklaşayım. Avrupa'da her zaman bir Türk korkusu vardır. Bunun nedeni Osmanlı'nın Viyana kapılarına gitmesidir. Ortada din faktörü var. Çatışmanın temelinde bu olduğuna inanıyorum. Eğer Türkiye Hıristiyan olsaydı bugüne kadar AB'ye girmişti. Bu, ta Tanzimat'tan çıkıp gelen bir hesaplaşma... Beni AB'ye girip girmemek çok ilgilendirmiyor. AB'nin üyelik için öne sürdüğü ve aslında herbiri çok uygar koşullar olan hukuk devletini, demokrasiyi ve insan haklarını yakalayabiliriz. Ben, Türkiye'nin AB'ye girmeden de modern dünyada yer edinebileceğine inanıyorum.

Şimdi bir de müzikal yapmak istiyorum

O da birçok ünlü sanatçı gibi içindeki yetenek ilkokul yıllarında okuduğu şiirlerle keşfedilmiş bir aktör. Lise birinci sınıfta profesyonel oldu ve 1972 yılında da Devlet Tiyatroları'na girdi. Askerliğini yedek subay olarak yapmasını isteyen annesinin ricası üzerine Kamu Yönetimi okudu. 5 yıl Şehir Tiyatroları'nda genel sanat yönetmenliği yaptı ve 40'ın üzerinde sahne aldı ve yurt içinde dışında birçok oyunu sahneye koydu. Şimdi ideali, bir müzikal yapmak.


5 Mart 2001
Pazartesi
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED