|
|
|
|
'Kutsal ikili'ye dokunma! Gazeteciye el kaldırma! Pazar günü öğle saatleri birçok televizyonda siyasi tartışma programları aynı anda yayımlanıyor. Bir tanesini mutlaka izliyorum; zaten izlediğim programın iki katılımcısı bizim gazeteden. Bu arada diğer kanallar arasında gezerek öteki programlara da göz atıyorum. Bir kanalda 28 Şubat konuşuluyordu, toplam 5-10 dakika kadar seyrettim; bir siyasetçi ve bir gazeteci konuktu. Programın düzeyi falan konumuz açısından önemli değil, fakat bir gazetenin Ankara temsilcisi olan katılımcı-gazeteci, program yöneticisinin medyada gelişen olayları sorması üzerine öyle bir yaklaşım sergiledi ki, yaptığım işten utanma derecesine geldim. 28 Şubat 'fetva'ları veren bu gazeteci, medyadaki gelişmeleri sadece 'medyanın yeniden yapılanması' ve 'farklı bir tarza büründürülmesi' olarak değerlendirdi ve bıraktı. Toplam iki ya da üç cümle söyledi, ötesi yok. Gelişmelerden memnun olduğunu söylemesinin çok şık olmayacağını düşünerek bu cümleleri kurduğu çok belliydi. Bir gazetecinin, meslektaşlarının haklarının gaspedilmesinden, daha da önemlisi 'modern medeniyetin kutsal ikilisi' olan 'haber'in ve 'yorum'un yokedilmeye çalışılmasından 'siyaseten' memnun olması gibi bir durum gözlerimin önünde gerçekleşti ve gerçekten inanmakta zorluk çektim. Birkaç gün önce de, Mehmet Ali Birand, konuğu olan İçişleri Bakanı Tantan'a gazetelerdeki depremi sorduğunda, Tantan, özgür haber alma hakkından bahsederek, hükümet olarak yeni gazetelerin kurulmasına yardımcı olmaları gerektiğini söyledi. Tantan'ın söylediği şeyin iyi niyetli ele alınması mümkün olsa da, 'hür basın'ın genetiği ile uyuşmasının mümkün olmadığını söylemeye gerek yok, ama yine de Tantan, o gazeteciden daha olumlu bir yaklaşım sergiledi basında olup bitenlere karşı. Bir gazetenin Ankara temsilcisinin basına bakarken bir İçişleri Bakanı'ndan çok öte bir asayiş mantığı ile bakması durumu ortaya çıktı. Peki bu ne demek? Hakkını aramaya çalışan, siyaset-banka-medya ilişkilerinin temsilcisi olmuş olan plazaların önüne 'hortum' bırakma eylemi yapan gazetecilerin önüne polis kuvveti dikiliyor, ama bundan daha acısı 'medya lordları'nın ve onların tetikçilerinin 'haber alma hakkı'na karşı girişilen bu tecavüzün sevk ve idaresini bu kadar cüretkâr yapabilmeleridir. 'Medya lordları' banka soyulmasına bulaşmış kirli ellerini saklama ihtiyacı duymaksızın, gazetecilerle uğraşıyor. Bu durum, demokrasinin önüne dikilen en şedit engeldir. Bu bir 'medya komünizmi'dir. Binlerce basın emekçisi, tek bir kalemde, hiçbir tereddüt duyulmaksızın 'defter'den siliniyor. Bunun, bu ülkenin 'hafıza'sını, 'akord'unu, 'itiraz'ını, 'kaygı'sını ve 'ayna'sını defterden silmek anlamına geldiği gözlerden/idraklerden saklanarak yok ediliyor basın emekçileri. Cumhuriyet'in kuruluşuna kadar gelen olayları 'hareketlendiren' her gelişmenin arkasında Osmanlı yönetiminin basını susturma girişimleri vardır. Namık Kemal'i 'vatan ve hürriyet'in simgesi yapan, basına uygulanan sansüre karşı çıkışının getirdiği meşruiyettir. Kurtuluş Savaşı'nda halk desteği arayan Kemalistler, bunu gazeteci öldüren İttihatçılar'la aralarına kesin mesafe koydukları gün başarmıştır. Ne zaman 'gazeteci'ye el kaldırılmışsa bu topraklarda, el kaldıran desteksiz kalmış, gazetecinin yanında saf tutanlar, 'modern medeniyetin kutsal ikilisi' olan 'yorum' ve 'haber'den yana tavır almış olmanın özgüveni ile yeni yollar açabilmişlerdir. Bugün basına basının içinden saldırılıyor. Bugün gazeteci, gazetecilik üzerinden 'medeniyetin kutsal ikilisi'ne saldıranlar tarafından tehdit ediliyor. İşte ekonomik krizden ya da her türlü siyasi tartışmadan çok daha fazladır bunun 'ayrıştırıcı' etkisi. Varlıklarını, çıkarlarını ve tuttukları köşelerin bekasını, medeniyet düşmanlığına endeksleyenler, ne de güzel ele veriyorlar kendilerini; çirkinliklerini nasıl da çıplaklaştırıyorlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |