T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Türkiye'yi kurban etmek!

Türkiye'de Ecevit başkanlığındaki koalisyon hükümetinin ekonomi programının bir anda iflas etmesi ve Türkiye'yi yepyeni bir karanlığın eşiğine sürükleyeceğinin anlaşılması üzerine hemen yeni bir formül bulundu: Amerika, Kemal Derviş'i Türkiye'ye postaladı. Böylece, hükümetin maruz kalacağı ağır eleştiriler de örtbas edilmiş oldu.

Dikkat ederseniz hem Türkiye içinde, hem de Türkiye dışında ülkemizin geleceği ve kaderi üzerine operasyon üstüne operasyon yapılıyor. Bu son operasyonun yapılışı, mantığı ve dili gerçekten onur kırıcı. Neresinden bakarsanız bakın, kelimenin tam anlamıyla onur kırıcı bir büyük operasyonla karşı karşıyayız.

O halde soru şu: Türkiye, neden hem içerden, hem de dışardan tezgahlanan operasyonlara sahne oluyor?

Türkiye, modernleşme tarihimizin başlangıcından bu yana sürekli olarak türlü operasyonlara maruz kalıyor. Batı'yla veya modernlikle başarılı bir şekilde yüzleşemedik. Osmanlı'nın son döneminde savunma psikolojisi ile; Cumhuriyet döneminde ise hep yenilgi psikolojisi ile hareket ettik. Batı'yla çıkarlarımızı, önceliklerimizi eksene alacak şekilde yüzleşemeyince, Batılılar'ın sahnelediği oyunu oynama kolaycılığını tercih ettik.

"Oyun"u, oyunun kurallarını, kavramlarını ve kurumlarını hep Batılılar icat ediyor; biz de Batılılardan daha katı, daha irrasyonel ve de duygusal şekillerde bu "oyun"u oynamaya çalışıyoruz. Ama nafile.

Nafile diyorum çünkü eğer oynayacağımız oyunu biz belirleyemediğimiz, biz sahneye koyamadığımız sürece hep oyunu kaybedeceğiz ve bu ülke operasyon üstüne operasyon yaşama talihsizliğine maruz kalmayı sürdürecek.

Şu an geldiğimiz noktadan geriye doğru dönüp baktığımızda sözümona modernleştirici elitlerin Türkiye'yi ne denli acınası bir noktaya getirdiklerini görüyor ve hayıflanmadan edemiyorum.

Türkiye, kendi oynayacağı oyunu kendisi belirlemek zorunda. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. Eğer Türkiye, hep başkalarının kendisi adına geliştirdikleri oyunları oynamanın kendisine ne denli pahalıya patladığını görmemekte inat edecek olursa bu ülkeye çok yazık olacak.

Oysa Türkiye, kendisinin sahneleyebileceği bir oyun için tahmin edildiğinden de büyük imkanlara, dinamiklere sahip bir ülke. Avrupalılar da, Amerikalılar da bu gerçeği çok iyi biliyorlar. Ama çıkarlarının bir anda alt üst olacağını bilen Türkiye'nin elitleri Türkiye'nin sahip olduğu imkanları, fırsatları ve dinamikleri hayata geçirmek istemiyorlar.

Bir kere şunu artık görelim: Türkiye'nin elitlerinin bastırdığı, yoksaydığı, hatta savaştığı imkanların ve dinamiklerin Türkiye'yi yeniden bölgesinin en güçlü ülkesi yapmaya yeteceğini Batılılar çok iyi biliyorlar. O yüzden Türkiye'yi asla kendi haline bırakmak istemiyorlar. Bu gerçeği artık görelim. Burada komplo teorisi filan geliştirmiyorum. Fiili bir durumdan sözediyorum. Küreselleşme, bizim önceden komplo teorisi olarak adlandırdığımız şeylerin çoğunun büyük ölçüde fiili durum olduğunu tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne serdi: Amerikan yönetiminin, Türkiye'nin yaşadığı krizi, Amerika için hayati önemi olan bir mesele addedip, Amerikan yönetimini acilen toplaması ve Türkiye ile ilgilenecek bir yetkiliyi görevlendirmesi ve Türkiye'nin yaşadığı krizi atlatması için her türlü maddi ve manevi yardımı esirgemeyeceğini açıklaması, Amerika'nı doğrudan Türkiye'ye müdahalesi değil de ne? Türkiye, Amerika'nın kolonisi (sömürgesi) mi?

Görüldüğü gibi, fiilen Türkiye'nin asla kendi haline bırakılmaması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Amerikalılar da, Avrupalılar da açıkça "Türkiye, asla kendi haline bırakılmayacak bir ülkedir" demiyorlar mı? Peki, Türkiye, neden kendi haline bırakılmayacak bir ülkedir diyorlar?

Bu sorunun cevabını bir başka gözlemle daha iyi verebiliriz diye düşünüyorum. Şöyle bir şey bu: Türkiye'nin elitleri de "Türk toplumu asla kendi haline bırakılmayacak bir ülkedir" diyorlar. Bunun en ürkütücü tezahürlerini ve sonuçlarını 28 Şubat'tan bu yana bu ülkede siyasetin hadım edilmesi, parlamentonun işleyemez hale getirilmesi, toplumun baştan aşağı yeniden dizayn edilmesi gibi somut olaylarda açık ve seçik olarak hep beraber görüyor ve yaşıyoruz.

Dışardakiler, Türkiye'yi asla kendi haline bırakmamak için yoğun çaba gösterirlerken, içerdekiler de Türk toplumunu asla kendi haline bırakmamak için ellerinden geleni yapmakta bir an bile terddüt etmiyorlar. Peki neden?

İşte asıl yakıcı soru bu. Ama bu sorunun cevabı sanıldığından da çok basit: Türk toplumu kendi haline bırakıldığında Türkiye bambaşka bir yöne doğru gidecek. Kendi oynayacağı oyunu, bu oyunun kurallarını kendisi belirlemeye başlayacak.

Pei, bu ne demektir? Bu, önce bölgedeki dengelerin, sonra da dünyadaki dengelerin, hakim dünya sisteminin alt üst olması demektir.

O yüzden Türkiye hem içerden hem de dışardan türlü operasyonlara maruz bırakılıyor. Ve Türkiye (Batılıların yörüngesinde olan ve onların çıkarlarını koruyacak olan Türkiye) her seferinde kurtarılıyor ve "asıl, gerçek, derin Türkiye" kurban ediliyor.

Ama bu oyun böyle gitmez. Ve gitmeyecek de. Çünkü artık olan biten her şey gözümüzün önünde cerayan ediyor.

Not: Bütün Müslümanlar'ın Kurban Bayramlarını tebrik ediyorum.


5 Mart 2001
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED