|
|
|
|
Kemal Derviş'in "can çekişen ekonomi"nin tepesine oturtulmasının faydalı yanlarından biri, Türkiye'deki "zihniyet tartışmaları"nı tetiklemesi oldu. Paslanmış beyinler ile Türkiye'yi 21.yüzyıla taşımak isteyen zihniyet arasında bir "turnusol kağıdı" işlevi görüyor Kemal Derviş; ve üstelik bunu bu tartışmaya kendisi katiyen "müdahil" olmadan yapıyor... Kemal Derviş'in "can çekişen ekonomi"yi düze çıkartmak için, Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı gibi Washington'da etkili ve itibarlı bir koltuktan kalkıp, halkın güvenini neredeyse tümden yitirmiş, yeteneksiz, beceriksiz ve aciz ve üstelik en üst kademeleri "yolsuzluk şaibesi" altında bulunan Ankara'daki hükümette "dışarıdan bakan" olarak yer alması, "Üçüncü Dünya solculuğu", "Üçüncü Dünya milliyetçiliği" ve "Üçüncü Dünya İslamcılığı" gibi yeni çağ ile başetmesi mümkün olmayan akımları hortlatmışa benziyor. Birbirlerine "hasım" ve görünürde "zıt" bu akımların, aslında birbirlerinin "amcaoğlu" olacak kadar yakın "akrabalığı" gözler önüne seriliyor. Aralarındaki "ortak yön"lerden biri, hiçbirinin bir "Türkiye projesi" bulunmaması ve herbirinin sadece "reaksiyon" ile iş görmeleri. Bu yönleriyle, Kemal Derviş'in "başarı şansı"nı tartışmıyorlar; kendilerinin "uluslararası standardlar" dışına ne kadar düşmüş olduklarını sergiliyorlar. Derviş'in çeyrek yüzyıldır Amerika'da bulunuyor olmasına bakıp, "Türkiye gerçeklerinden uzak olduğunu" zannediyor ve dudak büküyorlar. Bilmedikleri bir şey var ve Kemal Derviş'i yakından tanıyan birisi olarak biz biliyoruz: Washington'da, her gün ama her gün, "Türkiye'nin ekonomik verileri"ni izliyordu ve Türkiye'nin hangi yönde nasıl ilerlediğinden "makro" düzeyde haberdardı. Ayrıca, Kemal Derviş, son on yıl içinde önce Arnavutluk, daha sonra ve özel olarak Bosna-Hersek ve nihayet Filistin'i ekonomik açıdan ayağa kaldırmak için müthiş bir çaba harcadı. Türkiye'nin Osmanlı geçmişinin Müslüman Balkan ve Ortadoğu ayaklarının güçlenebilmesi için bir "misyoner" gibi çalıştı. Onun bu yönü ve sahip olduğu "Osmanlı kimlik bilinci" bilinmeden, sanki bir "Amerikalı teknokrat" imiş gibi sunulması, haksızlık ve vicdansızlıktır. Haberdar olmadığı ve bilmediği "Türkiye gerçekleri" elbette var. Bunlar, "mikro" plandakiler. Ankara'daki siyasetçi esnafının, İstanbul'daki "yolsuzluk ekonomisi"nin kimisi medya sahibi "baronları" arasındaki işbirliğinin boyutlarını ve "Bizans entrikası yetenekleri"nin ölçülerini çok iyi bilmez. Dolayısıyla, Kemal Derviş "kendisi kaldığı" oranda ve dün belirttiğimiz gibi "siyaset ve yolsuzluk eşkıyasına kendisini rehin vermediği" takdirde, başarısının yolunu açar. Kendisine "açık çek" vermiş gözüken Washington ve uluslararası kuruluşların beklentisi dün Yasemin Çongar'ın vurguladığı gibi dört noktada toplanıyor: 1. Piyasalarda istikrar; 2. Bankacılık reformu; 3. (Antienflasyonist) Kemer sıkma programı; 4. Özelleştirme. Türkiye'yi batıran "siyaset ve ekonomi rantçıları"nın dışında toplumun da beklentileri bunlar. Bu anlamda, Washington'un ve AB'nin, yani "dış dinamik"in istekleri ile Türk toplumununkiler çakışıyor. Bülent Ecevit hükümetinin, Derviş gelmeden önce Türkiye'yi içine soktuğu geçen iki haftadaki türbülansı bir hatırlayın; hem gecelik faizlerin yüzde 7500'e tırmandığı, hem Türk parasının birden yüzde 60'lara varacak ölçüde değer kaybettiği ve doların alım ve satış rakamlarının inanılmaz bir mesafede açıldığı bir ekonomi nerede görülmüştür? Kemal Derviş, önümüzdeki haftayla birlikte "piyasalarda istikrar"ı iade ederse, bir "umutlu başlangıç"a vesile olacağı besbellidir. Ekonomi yere yapışırsa, ülke batarsa; hangi siyasi ve ideolojik görüşte olursanız olun, bir "geçerli kurtuluş reçete"niz yoksa farketmez. Siz de ülkeyle birlikte batarsınız. Kemal Derviş'in asıl zorluğu, saydam olmayan bir devlet yapısı içinde, hukuk devleti zihniyetinden nasibini almamış kafaların egemenliğindeki bir ülkede ve ıskartaya çıkmış, antidemokratik refleksleri güçlü bir hükümet aracılığıyla; "başarı"ya doğru ilerlemekte olacaktır. Oral Çalışlar, dün, isabetle "asıl yara"ya parmak basıyor: "Türkiye'deki kriz yapısal bir krizdir, siyasi despotizmin, otoriter ve milliyetçi tercihlerin yol açtığı siyasi bir krizdir. Türk ekonomisi bürokrasinin tutucu egemenliği altındadır. Türk ekonomisi, devletin üretici olmayan savurganlığının, halktan toplanan paraların, dışarıdan alınan kredilerin yağmalandığı, hortumlandığı bir baskıcı sistemin acısını çekiyor... Bu ülkede parti kalmadı. Partiler tayinle gelmiş kişilerin, lider emirlerini yerine getirdiği bürokratik mekanizmalara dönüştü... O zaman ekonomi Derviş'inden önce bu ülkenin demokrasi Derviş'ine ihtiyacı var. Onu ithal edemeyiz. Kendimiz yaratmak zorundayız..." Dolayısıyla, Kemal Derviş'in "ekonomide başarısı", daha önceki ekonomik programların çuvallamasının başlıca nedenini tekrarlamamaktan da geçiyor. "Toplumsal uzlaşma" olmadan, toplum, "ekonomik özveri"ye ve "yük dağılımı"nın "adaletli" olacağına inandırılmadan, hiçbir programın uygulanma şansı olmaz. Bütün bunların olabilmesi, ancak "demokratik iklim"in yerleşmesiyle olabilir. O yüzden, Türkiye'nin "demokrasi dervişleri"ne ciddi görev düşüyor. Ekonominin "Derviş"iyle "demokrasi dervişleri"nin elele yürümesi şart.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |