T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Bayram şuuru diriltir

Renkli ve farklı bir kişiliğe sahip olan Münip Engin Noyan sanatçılığının yanısıra, televizyonda gerçekleştirdiği, sıcak-samimi programlarla tanındı geniş kitlelerce. 'Oma' ve 'Kur'an Günlüğü' isimli kitapları da bulunan, hem Doğu, hem de Batı kültürü alan ve bu iki kültür arasında sahici bir kıyaslama yapabilecek sayılı isimlerden biri olan Engin Noyan'la 'bayram'ı konuştuk.

Hem Doğu hem de Batı kültürü aldınız. Bu iki kültürü kıyasladığınızda 'bayram' sizde nasıl bir izlenim uyandırıyor?

Bayram gibi hadiseleri iki yönden incelemek mümkün. Birincisi dinin emrettiği bir sosyal davranış modeli, diğeri ise insanları daha sonra sosyal hayatlarına giren ve kutlamak için bir araya geldikleri etkinliklerdir. Bütün semavi dinlerin bayram ya da bayrama benzer etkinlikleri vardır. Mesela Hıristiyanlar'ın İsa (a.s.)'nın doğum günü olarak kabul ettikleri 24 Aralık Noel Bayramı gibi. Paskalya "yumurta boyama" onlar için bir bayramdır. Bunlar dînî kökenli bayramlardır. Bu dînî kökenli beraberlikler insanlarda topluluk şuurunu yeniden diriltme, nefsini yeniden gözden geçirme ya da Ramazan Bayramı gibi bir ödüllendirme özelliği taşırlar. Ama her şeyden önce ilahi bir kaynaktan bir buyruk olarak algılanması gerekirken, toplumların sosyal ve ekonomik şartlarından dolayı, özellikle kapitalist ekonomi "sinekten yağ çıkartma" hesabı her şeyi kullanıp her şeyi değerlendirerek bayramların öz karakterlerini yavaş yavaş kaybettirdiler. Ramazan Bayramı'na 'Şeker' Bayramı denmesi yozlaştırmadır. Bayramın şekere endekslenmesidir. Aslında Ramazan Bayramı'nın anlamı, Ramazan ayı boyunca çekilen meşakkatin ödüllendirilmesidir. Yoksa şekerin tüketilmesi işi değildir. Kurban Bayramı da hacla ilgilidir. Hacca gidemesek bile bu sevinci yaşamak için kurban kesilir. Bu yozlaşma durdurulamazsa 30 yıl sonra Şeker Bayramı bir tür Sevgililer Günü'ne dönüşebilir. Kurban Bayramı da bir tür sosis, bonfile bayramı olabilir. Bizler bayramların daima ana karakterlerini konuşmalı, hayatın gündemine taşımalı ve hiç olmazsa bir Kurban Bayramı'nda ben Müslüman bir toplumun üyesiyim diye hatırlamasına vesile olmalıyız.

Batı da kendi bayramlarını yozlaştırdı mı?

Tabii ki. Mesela Noel Bayramı. Aziz Nicola mümin bir Hıristiyan. Fukaraya ve yardıma muhtaç insanlara birkaç eşyayı torbaya doldurup, kimselere görünmeden hanelere yardım dağıtan bir kişidir. Böylece, kendi peygamberlerinin doğum günü kabul ettikleri bir günde hediyeleşerek onun duasını almaya çalışmışlardır. Ancak değişe değişe bu noktaya geldi. Dînî hüviyetinden soyutlandı.

Biz de, Noel Bayramı'nı kutlayan ve bayramlarda tatile çıkan bir toplum haline geldik, bu size çok ilginç gelmiyor mu?

Şöyle bir düşünün Belçika'da yaşıyoruz. Kurban Bayramı yaklaşıyor ve Belçikalılar müthiş bir heyecan içindeler. Demezler mi adama sana ne bu bayramdan. Ama biz yaptığımız zaman tuhaf gelmiyor. Biz Batı ile uyum içinde olmamız ve onlarla düşman olmadığımızı göstermek için takvim almış olabiliriz bundan herhangi bir sakınca yok. Ama bu takvim bizim kimlik şuurumuzu zedelememelidir. Taklitçilik başımıza çok büyük sorunlar açtı. Ama kötü durumlara karşı bizim şuuraltımızda iyi bir şeyler de var. Ramazan geldiğinde alkol kullanan bir sürü insan alkol kullanmıyor. Haramdır, helaldir gibi endişesi olmayan insanlar bunu yapıyor. Hayatta hiç namaz kılmayan insanların bayram sabahı bayram namazına gittiğini görürüz. Bu insanlarımızın bilinçaltında iyi bir şeylerin olduğunun, dinin derin köklerinin hayatımızın her safhasında olduğunun göstergesidir.

Bayram kutlayan eski Türkiye ile yeni Türkiye arasında ne fark var?

Nerede eski bayramlar demiyorum. Eski bayramların daha güzel olduğuna inanmıyorum. Eskiden benim imkanlarım daha kısıtlıydı. Daha küçük ve kısıtlı bayram yaşıyordum. Şimdi çanak antenle akşam namazını Mekke'den canlı izliyorum. Ekonomik imkanım daha geniş olduğu için daha çok insana yardım edebiliyorum. Ama şunu da belirtmeliyiz, eskiden içtenlik daha yoğundu. Acıların ve yoksulluğun ortak paylaşımı toplum arasındaki bağları güçlendirirdi. Eğer acılar ve yoksulluk belli bir grup tarafından hiç kayda alınmadan yaşanıyor ve bunu bir grup yaşıyorsa bu hasret doğurur. Çatışma çıkar. Eskiden sosyal sınıflar bu kadar birbirinden ayrılmış, ayyuka çıkmış değildi. Zenginle fakir arasında o kadar fark yoktu. Olsa da iki gömlek farkı vardı. Farklılık az olduğu için samimiyet ve paylaşım daha yoğundu. Bu özlenebilir.

Behçet GÜNGÖR

 
En romantik hayalet
Sinema izleyicisinin romantizm anlayışı yeni bin yıla uyum sağladı. Hayalet tüm zamanların 'en romantik filmi' seçildi.
Özgürlük bedel ister!
Biliyoruz! Özgürlük bedel ister! sloganıyla çıkan Yürüyüş son sayısını M.Ü. İlahiyat Fakültesi'ndeki uygulamalarla tekrar gündeme gelen başörtüsü yasağına ayırmış. Dergide Prof. Dr. Hayreddin Karaman'la ilahiyat fakültelerindeki başörtüsü yasağı üzerine bir söyleşi yer alıyor. Yasaklardan dolayı M. Ü. İlahiyat Fakültesi'ndeki görevinden istifa eden araştırma görevlisi Veli Karataş, yasak hakkındaki görüşlerini dile getiriyor. Yine bu bağlamda Zeynep Yanbal, Saliha Serenli ve Züleyha Sarıkoç'la yasağın sonuçları ve yasağa karşı öğrencilerin aldığı tavırla ilgili bir söyleşi yapılıyor. Sivil toplum kuruluşlarının başörtüsü sorununa nasıl yaklaştığını ele almak amacıyla, Yasin Şamlı, Ahmet Şişman, Selahattin Yazıcı, Kıvanç Sert, Tuba Ayyüz, Av. Gülden Sönmez'in başörtüsü yasağı hakkındaki görüşleri alınıyor. (Tel: 0216-341 83 50)
Metallica çatırdadı!
Bir dergiye röportaj vermek için biraraya gelen Metallica üyeleri birbirlerini suçladı. Suçlamaların başını basçı Jason Newsted çekti. Newsted, şarkıcı James Hetfield için 'sesi yetmiyor' derken davulcu Lars Ulrich içinse 'iyi bir davulcu değil ve kavgacı biri' dedi. Davulcu Ulrich'in Hetfield'in homofobik olmasını söylemesiyle kavga alevlendi. Grup içindeki çekişme, elemanların birbirlerinin çalışmalarını engellemeye kadar gidiyor. Röportajda ortaya çıkan bir gerçeğe göre; grubun başı Hetfield, Newsted'in solo albüm yapmasına, Metallica'nın gücünü azaltacak gerekçesiyle izin vermemiş. Bu röportajdan sonra Newsted'in grubu bırakarak kendi köşesine çekileceği söylentileri arttı.
Mantık Atölyesi devam edecek
Dücane Cündioğlu, Atatürk Kitaplığı'ndaki çalışmalarından tanıdığımız 'Mantık Atölyesi' adlı programını bundan böyle farklı bir mekanda devam ettirecek. Büyük Çamlıca Tevhid Vakfı'nda çalışmalarını sürdürecek olan Cündioğlu'nun 'Mantık Alöyesi' adlı çalışmasına klasik mantıkla ilgilenen herkes katılabilir. 12 oturumdan oluşan program, her pazartesi günü akşam 19.00'da yapılacak. 12 Mart'ta başlayacak olan 'Mantık Atölyesi' 4 Haziran'a kadar devam edecek. Programa katılmak isteyenlerin 12 Mart tarihine kadar Tevhid Vakfı'na isimlerini yazdırması gerekiyor. (Tel. 0216-335 44 39)

7 Mart 2001
Çarşamba
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED