T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Duvara yaslanma yıkılır

Ülkemizin en büyük sıkıntılarından birinin 'kişi kültü' denilebilecek bir saplantı olduğunu biliyoruz. Kişileri çok fazla önemseyen, neredeyse her konuyu belli kişi veya kişilere bağlayan bir saplantı bu. Politikada, sosyal hayatta, hatta ekonomide 'tek adam' ile idare etmeye zorlanan bir ülke Türkiye; öyle bir 'adam', bir 'kahraman' bulamazsak ne yapacağımızı şaşırıyoruz...

"Hastalığın kökleri saltanatla yönetildiğimiz günlere dayanıyor" diyecek olsak, günümüzde kraliyet rejimleriyle yönetilen bazı ülkeler, saltanatla 'kişi kültü' arasında birebir ilişki kurulmasını engelleyecek kadar bu rahatsızlıktan uzak görünüyorlar. İngiltere'de, Hollanda'da, Danimarka, İsveç ve Norveç'te krallar, kraliçeler var, ama onları fazlaca önemseyen pek yok; daha da ilginci, o ülkelerde yürürlükte olan sistemler, kral ve kraliçelerden etkilenmeksizin sürüp gidiyor...

'Kişi kültü' ile inanç sistemimiz arasında da doğrudan bir ilişki kurmak epey zor. Melikler, krallar, sultanlar İslâm Dünyası'nda hiç eksik değil günümüzde de, ancak onları ülkeleri için 'önemli' kılan halkın onlara gösterdiği bağlılık veya atfettiği değer değil; çoğu bağlılığı 'zorbalık' yöntemleri ile sağlıyorlar. O ülkelerde, "Ne iyi ki başımızda sultan var" diye düşünen olduğundan bile kuşkuluyum. Ayrıca, bizde mevcut olduğu biçimiyle 'kişi kültü', özellikle inanç sistemimiz konusunda lâkayt olanlar arasında daha da yaygın. Bu sebeple, sıkıntısını çektiğimiz saplantı, saltanat kökenli oluşumuzla ne kadar ilgisizse, İslâm ile irtibatı da o kadar zayıf... Hatta, biraz deşilecek olsa, 'kişi kültü' ile İslâm-öncesi toplumlar arasında daha fazla irtibat noktası bulunabilir...

Her dönemde karşımıza çıkan 'kişi kültü', bizdeki biçimiyle, 'modern zamanlara ait' bir saplantı. Dünyanın da benzer bir dönemden geçtiği günlerde 'milli şef' türü sıfatlar taşıyan yöneticilere sahip olmak pek az kişiye batmış olabilir. Dünyanın başına 2. Dünya Savaşı gibi 20 milyonun üzerinde can kaybettiren bir belâyı açmıştı o anlayış; bizde de fakirliğe ve başkalarının eline bakmaya sebep oldu, olmaya devam ediyor...

'Kişi kültü', günümüzde, başlıca iki noktada etkisini gösteriyor: Toplum hep bir 'kurtarıcı' arayışında; öyle olduğunu sandığı 'sahte kahramanlar'ın peşine takılıp başını dertten derde sokuyor... Kendilerini 'kurtarıcı' olarak takdim edebilenler, bir kez ipleri ele geçirince, kurdukları çıkar ilişkileri sayesinde, bir türlü yerlerinden kıpırdatılamıyorlar...

Şu anda siyasi hayatta karşılaştığımız darboğazlar, büyük çapta, 'kişi kültü' hastalığıyla ilgili. "Program zaten tekliyordu" diyerek uygulanmakta olan ekonomik tedbirler paketinin yanlışlığını itiraf eden Bülent Ecevit, sıradan bir gözlemcinin bile hemen kabul edebileceği gibi, başbakanlık yapamayacak durumda. Yalnızca yaşlılığa bağlı hastalık sorunları yüzünden değil, geçmişte benzer konumlarda bulunduğunda sebep oldukları yüzünden de... 1980 öncesi Süleyman Demirel ile kavga etmişti, şimdi Ahmet Necdet Sezer fobisi kendini belli ediyor. 25 yıl önceki iktidarında uyguladığı ekonomi programı temel ihtiyaç maddelerinin yokluğuna ve kuyruklara sebep olmuştu, şimdiki program herkesi yüzde 40 fakirleştirdi.

Buna rağmen, adı sanı duyulmuş kişilerin de aralarında bulunduğu DSP grubunu ağlatabiliyor Bülent Ecevit... 'Kişi kültü' demeyip de başka hangi adla anacağız bu olguyu?

Kemal Derviş'in gökten zembille inercesine Washington'dan gelip bir günde ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı görevini üstlenmesi de, toplumun bütününde büyük umutlar uyandırdı. Aralarındaki ilişki sağlıklı olan herhangi bir toplum, böyle bir gelişmeyi kuşkuyla karşılardı. Ancak, kendi tarihini 'kurtarıcıların tarihi' olarak algılayıp sürekli 'kahraman' arayışına giren bizim toplum, niteliklerini doğru dürüst bilmediği Kemal Derviş'i bağrına basmakta gecikmedi. Kendisinden büyük kurtuluş beklenen 'yeni kahraman' o...

Oysa, kurtuluşun reçetesi hepimiz gibi 'fâni' olan insanlarda aranmamalı; doğru dürüst bir sisteme sahip hale gelmeden mutluluğa ulaşmamızın imkânsız olduğunu anlamalıyız artık...


7 Mart 2001
Çarşamba
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED