|
|
|
|
Türk yarı aydını, Türkiye tipi cumhuriyeti bahşedilmiş bir hak, bir kutsal paradigma olarak algılar. Buradan türeyen "ideoloji"nin (resmî düşüncenin) tüm sorunları çözeceğine inanır. Türk entelijansiyası cumhuriyeti oluşturan sürecin meşru olup olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti'ne rengini veren ideolojinin (ilkeler bütününün), hatta "laikliğin" demokratik teamüllerle örtüşüp örtüşmediğini tartışmaz. Bilakis, çağdaş ve demokrat bir Türkiye'nin jakoben uygulamalarla, kamu alanını bir ideolojik grubun kullanımına açan laiklik ilkesine sarılarak mümkün olabileceğini savunur. Kemal Tahir'in de dediği gibi, Türkiye Cumhuriyeti, muhaliflerinden kurtulmanın yolu olarak, onları yoketmeyi seçen "total" bir yapılanmadır ve dolayısıyla cumhuriyetle, demokrasiyle, laiklikle uzak yakın bir ilişkisi bulunmamaktadır. Cumhuriyet çünkü, cumhuriyet elitlerinin zannettiği ve ileri sürdüğü gibi, sadece "saltanat karşıtı" bir rejim değildir; demokrasi için bir alt basamak, bir ara durak, bir geçiş sürecidir. Çoğulculuk, çokseslilik, farklı düşünüş ve yaşayış biçimleri "neşvü nema" bulamıyorsa, kabahati öncelikle "cumhuriyetçi paradigma"da ve bu "paradigma"ya "kutsallık" atfeden resmî anlayışta aramak lazımdır... Cumhuriyeti fetişleştiren kadro, "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası" ve "Serbest Cumhuriyet Fırkası"nı tasfiye ederek gerçek bir "liberalizm"in, Mustafa Suphi ve arkadaşlarını devreden çıkararak kitabına uygun bir "sosyalizm"in oluşmasını engelledi. Şimdi de, bir "çevre hareketi" olarak doğan "RP-FP" çizgisi tasfiye etmeye çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti, sınıfların teşekkül etmesine de izin vermedi. Bu nedenle, yarım yamalak Türk demokrasisinin "sınıfsal" temeli yoktur. Tepeden inmedir. Tepeden inme her hareket gibi, totaliter ve buyurgandır. Cumhuriyete rengini veren ideolojinin hâlâ "altı ok"la ifade ediliyor olması size de bir şeyler çağrıştırmıyor mu? Resmî Türk aydını hep şu argümana sığınır: "Türkiye Cumhuriyeti, antiemperyalist bağımsızlık savaşının ve burjuva demokratik devriminin ürünüdür." Bu tezi ileri sürenler, Türkiye'de "kast" sisteminin egemen olduğunu pek görmek istemezler. Türkiye'de bir burjuva kültürü oluşmadı. Buna izin verilmedi. Yalnızca, "Osmanlı batılılaşmasının bir ürünü olarak, komprador karakterli bir seçkinler sınıfı türedi." Bu sınıf, doğrudan doğruya Batı'yı taklit ediyor, azıcık tekamül etmiş Türk entelijansiyasını da ardı sıra sürüklüyordu. 23 devrimini gerçekleştiren kadro, farklılıkları ve karşıtlıkları toptan red ve inkar yoluna gitmeseydi, "yerli düşünce"yi mihver edinip (demokratlaştırıp) yeni bir "kültür bileşimi" süzmeyi başarsaydı sonuç daha mı farklı olurdu? Kuşkusuz, evet...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |