T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Derviş gelince 28 Şubat ne oldu!

Siyasette bugün yaşamakta olduğumuz karmaşa, belirsizlik ve orantısızlık, çeşitli faktörlerin yanyana gelmesiyle izah edilebilir. Bizatihi siyasal güçlerin yetersizlik ve zaafları, devlet yönetiminde siyasete rezerv koyan bürokratik yapı, askerin geleneksel siyasal refleksleri vs... Meşru siyasetin bugün, iktidar oyununda bir güç olamamasının izahı için bütün bu argümanlardan belirli ölçüde yararlanmak mümkündür. Ancak, bunların hepsinin aynı anda tahakkuk ettiği varsayılsa bile, 28 Şubat darbesinin yaşanmaması durumunda siyasetin aynı güç kaybına uğrayacağını iddia edebilmek mümkün değildir. 28 Şubat sadece Refah'ı ya da Refahyol'u değil, bütünüyle siyaset kurumunu diskalifiye eden sonuçlar doğurmuştur. O günden itibaren kurulan hükümetler otoritesizliğe mahkum edilmiş, siyasal iktidarların piyasalar ve dünya tarafından ciddi alınmaması pratiği oluşmuş ve ülkenin sırtına taşıyamayacağı kadar ağır yüklerin binmesine yol açılmıştır.

Bugün yaşadığımız ve aşıp aşamayacağımız son derece şüpheli olan ekonomik krizin ateşi, 19 Şubat 2001 MGK'sında yangına dönüşmüşse, ilk kıvılcımı kesinlikle 28 Şubat 1997 MGK'sında çakılmıştır.

Hesaplaşma mercii

İşte bu yangın o kadar geniş bir bölgeye yayıldı ki artık, "iktidarsız iktidar" eliyle söndürülebilir olmaktan çıktı. Böyle olduğunu içindir ki, "meşru güç boşluğu", 28 Şubat'ta nasıl gayrı meşru bir güç tarafından doldurulmuşsa bugün de yine gayrımeşru bir başka güç duruma el koymuştur. Artık o güç'ün dediği olacaktır. Sadece ekonomi değil, Kemal Derviş'i sınırsız yetkilerle getirten ve verilecek 70 cent'i bile Derviş'in varlığına bağlayan ABD odaklı irade, işlerin seyrine göre Türkiye'nin karar vermesi gereken birçok başka konuyu bu yolla çözüme kavuşturmayı da deneyecektir. "Yerel laik güçler"in ordu lokomotifliğinde gerçekleştirdiği 28 Şubat, tam 5. yılına girerken dramatik bir yenilgiye boyun eğmek ve bütün iddialarını tek bir atamayla kaybetmek zorunda kalmıştır. Şu halde, Kemal Derviş'in ekonominin başına getirilişine karşı "yerli" bir reaksiyon geliştirilmek isteniyorsa hesaplaşma mercii ne Başbakan Ecevit ve ne de Derviş'in kendisidir. Bu merci, arkasında hiçbir sosyal ve siyasal fizibilite olmaksızın ülkeyi çağdışı bir yönetime zorlayan, demokrasi ve hukuku gerileten, sosyal barışı görülmemiş bir barbarlıkla yerle bir eden 28 Şubat zihniyetidir.

Çöküşün sorumluluğu

Halkın tercihine, korkularının yol göstericiliğiyle karşı çıkan ve hiçbir uyarıyı dikkate almayan bu zihniyet ülke yönetimindeki kesin hakimiyetinin beşinci yılında, ağır bir ekonomik çöküntünün sorumlusu olarak yenilgiye uğramıştır. Yenilginin ilanı ise Kemal Derviş'in işbaşına gelişidir. Derviş'in gelişi, bu ülkede 4 yıldır 28 Şubat iradesinin dışında gerçekleşen ciddi ve önemli sonuçlar doğuracak tek siyasi gelişmedir. 28 Şubat belki hâlâ bir rövanş umudu taşıyor olabilir ama, bu maçın telafisi zor görünmektedir. Çünkü, mücadele artık tek bir alanla sınırlı değildir.

Sadece ekonomik çöküntünün sorumluluğu değil, demokratik ve siyasal gerilemenin sorumluluğu da 28 Şubat'ın omuzlarındadır. Siyasetin şekillendirilmesine ve iktidar kumaşının biçilmesine yönelik, "derin devlet" mahfilinde üretilen bütün planlar, öngörülerinde başarısızlığa uğramışlardır. Çünkü artık, Derviş faktörü hesaplanmaksızın plan yapmak imkansız hale gelmiştir.

Geçtiğimiz süre içerisinde zaman zaman, 28 Şubat'ın etkisinin geçtiğini, dönemin askeri kadrolarının emekli olmasını delil gösterip korkacak bir şey olmadığını düşünen "iyimserler", işte şimdi sevinebilirler!


7 Mart 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED