T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Pilâvdan dönenin kaşığı kırılsın

Devir 'interaktif gazetecilik' devri; bugün yazdığınız bir yazıya, aynı gün, hem de dünyanın öbür tarafından cevap alıyorsunuz. ABD'de yaşayan bir okur, Kemal Derviş konusundaki 'kuşkucu' yazılarımı beğenmemiş; "Ah sizler" diyor, "Ekonomi gibi teknik bilgi gerektiren alanlarda araştırma ve inceleme yaptıktan sonra yazsanız..." Okurun verdiği bilgilere göre, Derviş, refah ve gelir dağılımı, bölgesel ekonomik bölünmüşlük ve kalkınma konularında yazılar yazmış, İsrail-Filistin ve Balkanlar ile ilgili projeler yönetmiş... "Lütfen bu şüpheciliği bırakalım" diyor okur...

Kemal Derviş'in gelişini olumsuz karşılayanlardan değilim ben. Bugünkü hükümete ve üyelerine Derviş'ten daha fazla güvendiğimi söyleyemem; tersine, onun gelişiyle başlayan süreci, alternatiflerinden daha 'kabul edilebilir' buluyorum. Hele, ülkenin azmış ekonomik sorunlarını kısmen de olsa hafifletecek bir 'sihirbazlık' gösterebilse, buna, benden daha fazla sevinen pek az kişi çıkar. Daha ilk günden, "Hayırlı, uğurlu olsun" yaklaşımını benimsemem bundan...

Ancak, 'kuşku' da benim işim.

Geçen akşam bir televizyon tartışmasında, isminin önünde 'Doç. Dr.' unvanı bulunan bir bayan öğretim üyesinin, hınzır bir gülümsemeyle, "Bilim tektir" dediğini duyunca, içimden "Cızz" sesi yükseldiğini duydum. Bugün 'bilim' diye bir şey varsa, bunu, "Bilim tektir" demeyen kuşkucu zihinlere borçluyuz... Gerçek bilim adamları, 'bilim' diye önlerine konulanı 'son gerçek' bilselerdi, dünya hiçbir ilerleme kaydetmez, uygarlık gelişmezdi. Bereket kuşkucu zihinler var da, "Dünya düzdür" denildiğinde, onlar "Acaba?" diye sordukları için, bugün dünyanın düz olmadığını biliyoruz...

Kuşku duymak, beynin en sağlıklı fonksiyonlarından biridir. Bir insan üç makale yazdı, iki proje yönetti diye devlet idaresinde başarılı olabiliyorsa, politika dünyası, bizde ve başka ülkelerde akademisyenlerle dolup taşardı. Gerçeğin öyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Kemal Derviş üzerinde yoğunlaşan umutlar da, onun 'gelir bölüşümü' konusunda dehşetengiz fikirlere sahip olduğundan, Filistin ve Balkanlar'da projeler yönettiğinden kaynaklanmıyor; Amerika'dan ve Dünya Bankası'ndan geliyor ya, millet, "Hiç değilse bizim dilimizi konuşuyor; belki politikaya da meraklıdır, çevresi ekonominin düze çıkması için harekete geçerse, milletçe yararını görebiliriz" diye düşünüyor...

MHP'liler, Kemal Derviş'le ilgili İnternet taraması yapıp "Tamam, zararı yok" hükmüne varmışlar; dün bir gazete bunu yazdı. Tuhaftır, aynı taramayı ben de yaptım ve beklediğim kadar ayrıntılı bir bilgi sahibi olamadım. Bir yıl öncesine kadar Dünya Bankası'nın Ortadoğu'dan sorumlu başkan yardımcısı olduğunu, 'fukaralıkla mücadele' programıyla ilgilenmeye yeni başladığını öğrendim sözgelimi. Nemat Shafik adlı bir başka başkan yardımcısıyla birlikte "Ortadoğu ve Kuzey Afrika: İki geleceğin öyküsü" adlı bir makalesine de ulaştım. Bir toplu duyurudan da, konuşmayı seven, bildiği dillerde (İngilizce, Fransızca, Almanca) Dünya Bankası programlarını tanıtıcı konferanslar verdiğini öğrendim.

Şunlar Kemal Derviş'in -son bir kaç yılda dünyanın dört bir tarafında verdiği konferansların başlıkları: Yeni bir asra girerken kalkınma politikası. 21. yüzyıl için kalkınma ve stratejik ortaklık amaçlı kapsamlı bir çerçeve inşası. Husumet altında kalkınma? Değişim halindeki Filistin ekonomisi. Beraberce gelişmek: Ortadoğu ve Kuzey Afrika için bölgesel komşuluk niçin önemlidir? Global pazarlar ve devlet: Yeni yüzyıl için yeni tehditler. Ortadoğu ve Kuzey Afrika: Kalkınma, umutlar ve tehditler. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da altyapı ve finans yapısı: İhtiyaçlar, fırsatlar ve Dünya Bankası grubunun rolü. Fas'ın 21. yüzyılda karşılaşacağı sorunlar: Liberalleşme, hızlandırılmış gelişme ve sosyal bütünleşme. Uluslararası bakımdan ve Türkiye açısından globalleşme ve bölgeselleşme. Arap ekonomilerinde yapısal düzenleme eğilimleri...

Bu konferanslardan ikisini Türkiye'de vermiş Derviş; Fas'ın Dünya Bankası ile ilişkileri ve kalkınma hamlesinde kadının yeri konularını Fas'ta Fransızca olarak işleyen konferansları da var... Bu arada, Washington'daki görevi sebebiyle, Arap dünyasına sık seyahat ettiğini, çeşitli ülkelerin devlet adamlarını tanıdığını da, yine İnternet taramasında karşıma çıkan haberlerden biliyorum.

Mısır'daki görüşmeleri sırasında muhataplarına anlattıklarından gazetelere yansıyan bir cümlesini, 'küreselleşme ve liberalleşme' konularına yaklaşımını özetlediği için, buraya aktarmakta yarar var: "Küreselleşme ve liberalleşmeye gelince; bu sürecin pek çok ülkede fukaralığı artırdığına dair emareler bulunuyor. Liberalleşmeye karşı değilim, ancak fukaralığı artıran bir etkisi olduğunu da biliyorum. Bu sebeple, iyi hesaplanmış sosyal politikalarla toplumun en ciddi zarar gören gruplarının korunabilmesine ihtiyaç var..." Bu cümlesini umut verici buldum.

Daha uygun bir zamanda patlaması beklenen bir Türkiye krizi için kenarda bekletildiği belli Kemal Derviş'in; erken patlayan kriz programı öne aldırdı. Bu noktaya kadar hiç kuşkum yok. Son kuşkum şu: Acaba, kriz zorlamasıyla sahneye erken giriş performansı olumsuz etkiler mi?

Bende kuşku bitmez; ne yapalım, katlanacaksınız...


7 Mart 2001
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED